YUKA’NIN HİKÂYESİ                             21 Ağustos 2025 / Perşembe

 

YUKA’NIN HİKÂYESİ                             21 Ağustos 2025 / Perşembe

Bugün dedi ki, küstü. Çiçek vermedi kaç yıldır. Ona bakamıyorum, tavana değiyor artık, çok büyüdü. Beni büyüsün diye kocaman bir saksıya aktarırken bunu hiç düşünmemiş. Aklına gelmemiş. On dört yıl olmuş bu salona geleli. Salonu bilirim. Kedileri bir de; Eme ile Karadut evin kedileri. Bana dokunmazlar. Diyor ki, akıllı kediler. Bana bakıp akıllı kediler, diyor. Tavandan dönmeye çalışıyorum, aşağıya. Artık bu evden çıkamaz, kapılardan geçemez. Ancak kurursa parçalayıp öyle çıkarılır, diyor. Duvarın yarısını kaplıyorum. Dört dalım var. Yapraklarım kurumaya başladı. Ağlarım o olmazsa, diyor. Onun adını romanıma verdim.

Onun ağladığı günler oldu, yapraklarımın arasında. Mutlu olduğu günler oldu, yapraklarımın arasında. Son günlerde yanımdaki masanın başına geçip yazıyor. Dedi ki bir öyküde de seni anlatacağım. Ne anlatacak ki, ne var hayatımda? Eme var, Karadut var, o var. Zaman zaman gelen misafirler. Ama şimdi onun hayatına kitaplar girdi, kedileri de beni de unuttu. Bugün arkadaşına beni gösterdi. Böyle bir ağaç her evde olmaz dedi, ne güzel. Bana bakarken üzülüyor. Şimdiden beni kurumuş kabul ediyor. Çiçekçiye gittim, ne yapabilirim diye sordum. Kesmemi söyledi. Madem tavana değiyor, kesip kök salması için suya koymamı söyledi. Yeniden hayat bulacağım, sil baştan büyüme serüvenine atılacağım. O isterse.

Duvarlar konuşuyor sadece konuşsalar iyi bir de elini kolunu sallayarak geliyor üstelik de tüm üzüntüsüyle üzerimde gözleri ama aklından başka başka şeyler dur bakalım ne diyecek arkadaşı ne demişti sakın onun yanında kötü şeyler söyleme ama dedi hissediyorlar bir hayvan gibi her şeyi hissediyor o da bir canlı sonuçta anladığımı biliyor yine de kötü kötü şeyler aklından geçiyor titreşimleri çok ağır altında eğiliyor yapraklarım geçen gece sabaha kadar elektrikler yandı kediler koltukların tepesinde uyudu onu yalnız bırakmıyorlar ben de güneş doğmadan önce gün ağardı güneş içeri girince ışıkları söndürdü seni yazıyorum dese de kimleri yazıyor ki ama bazen yüksek sesle okuyor yazdıklarını kelimeleri daha çok seviyor yapraklar gibi diziyor cümleleri hoşuna gidiyormuş kelimeleri daha çok seviyor beni unutuyor her şeyi unutuyormuş yazdıklarını da unuttuğunu söylüyor ama inanmıyorum belki de doğrudur.

Yapraklarımın tozunu alması gerekirdi almadı. Yaz mevsimi olduğu halde durup durup dallarıma bakıyor, çiçek dalları çıkıyor mu diye. Yaz mevsiminde çiçek açmaz ki bir yuka.

Küçüktüm, saksım da küçücüktü. Beni kucağında arabasının ön koltuğunda getirdi. Heyecanla salona koydu. Başka çiçekler de vardı, bir de ağaç olacak Benjamin. Salonun yarısı çiçeklerle doluydu. Kediler geldi çiçekler gitti. Benjaminle ben kaldık. Bir yıl eve gelmedi işte bu sırada Benjamin kurudu. Ben yaşamaya devam ettim. Onu bekledim. Başka şehirdeydi ama titreşimlerini zaman zaman alıyordum. Döneceğini biliyordum. Döndü. Bir daha da çiçeklenmedim.

Martılar bağırıyor kargalar da neredeyse uyanır boştur kursakları bazen ceviz koyar balkona kargalar da gelir alır ama bugün kedilere yaş mama verdi şimdi o kitap okuyor bazen de beni okumaya çalışıyor ne hissetmem gerektiğini önce kendisi hissediyor inanıyor her şeye inanıyor bazen kapı zili çalıyor yerinden kalkıyor kediler ben de merak ediyorum kim geldi gelen içeri girmiyor kediler kaçtıklarıyla kalıyor dalmış gitmiş kitaba hava sıcak klimayı açmıyor pencere açık gece sessiz uğultu geliyor yalnızca nereden çıkıyor bu uğultu bilinmez ama bana dokunuyor sesi ayrıştırıyorum dışarıdaki ağaçları hissediyorum. Onlar şanslı özgürce büyüyebiliyorlar.

Bir günüm hikâyesi bu kadar kısadır. Ömrüm kadar kısa. Keşke daha fazla anlatabilseydim. Onun yaptığı gibi yani.

Yanıma geldi. Baktı. Yaprağıma dokundu bütün yapraklarım titreşti. Gülümsedi.

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*