HİKÂYEM                   21 Ağustos 2025 / Perşembe   

 

 

HİKÂYEM                   21 Ağustos 2025 / Perşembe

Saat on ikide alarm çalmasaydı yataktan kalkamayacaktım. İyi ki saati kurmuşum. Yanıma aldığım tuzlu badem çok lezzetliydi. Arkadaşımı otobüs durağında bekledim. Gecikince mesaj yazdım. Metroyla gelmiş ve yürüdüğünü söyledi. Aşağıya doğru yürüdüm, eve doğru. Sonra telefon açtım. Yolda onu bekliyorum.

İki yıl oldu görüşmeyeli. Güzel günlerden çok ağır gelenlerden konuştuk. Hastalıklar falan. Çocuklar. İş hayatı. Haberlere giriş yapmadık. Varsa yoksa kitaplar. Parkta oturduk, hiç kalkmadan oturduğum tek yer parkın kafesi. Yalnızca çay almak için kalkıyorum masadan. Konuşmamız bölünmüyor. Yazdığım ona da gönderdiğim son yazı çalışmalarımdan konuşuyoruz. Yaşadıklarımı yazamamaktan şikayet ediyorum. Bir türlü gerçeği bulamıyorum. Her yazdığım kurgu olup çıkıyor. Kaç kez daha yazmam gerekiyor, bilmiyorum. Bilmiyorum ben de diyor. Gülüyoruz. Son gönderdiklerimde ben olmadığını söylüyor. Vazgeçtim gerçekleri aramaktan, diyorum. Boş verdim. Ama sanırım bir öyküde kendini anlatıyordun. Gülüyorum. O da gerçek değil. Ama mesleğinle ilgili yazmışsın. Aslında gerçek demek isterdim ama gerçek değil işte. Gülüyorum. Gerçek mi deseydim. Gülüyoruz. İkimiz de yanılıyor olmalıyız. Kısaca hem gerçek hem de değil mi demek istiyorum. Üzerinde durulacak bir şey değil.

Okuduğumuz kitaplardan konuşuyoruz. Ona kitaplar öneriyorum. Eve uğrarsak, kitaplıktaki karışıklığın içinde bulabilirsem verebileceğimi söylüyorum. Özellikle üçüncü kitabı bulana bu kitap hediye. Almak istemiyor. Belki okumak istersin, bir daha ne zaman görüşürüz belli olmaz, bir yıl iki yıl… İkinci kitabı bulursan da hediye ederim.

Masaların arasında iki karga dolaşıyor, badem atıyorum tuzlu badem ama görmüyor, başka masada oturanlar kargayı kovalıyor, ona bir şey yapmadılar ki… Kediler gelip geçiyor. Çam ağaçları kuru iğne yapraklarını döküyor. Güneş ağırdan almış batışını. Bulunduğumuz yer koyu gölge. Hava serin. Terletmiyor.

Unutuyorum okuduklarımı diyorum. Ben de… Başkaları da unuttuğunu söylüyor, yalnız olmadığım için üzülmekten vazgeçtim. Okuyunca anımsıyorum gerçi. Yaşlılıktan diyor. B on iki vitaminim de normal. Suçu ona atamam.

Gerçekleri yazmak olanaksız dedim ya belki öykü yazarsam gerçekleri anlatabilirim, günlükler gerçekleri yansıtmadı. Yazıya girmeyen unutulmuş bir kelime ya da cümle her şeyi sil baştan yazmama neden oluyor. Öykü öyle mi ya? Bitirip kenara bırakabilirsin. Düşünsene birçok aydınlanma yaşayacaksın. Yıldızlar gibi ışıl ışıl olacak hayatın karanlığı. Bilmem dedi. Ben de bilmiyorum, pek inanmıyorum ama denemekte de fayda var.

Eve geliyoruz. Dağınıklık için özür diliyorum. Her yer kitap.

Salona giriyor. Çok karışık demiyor. Sehpanın üzerindeki kitaplara bakıyor, onlar öykü kitapları diyorum. Masadaki kitaplara bakıyor. Okunanlar ve okunacaklar kurgu dışı kitaplar. Aralarında okunmuş olup kaldırılacak kitaplar da var, ikinci kez okunan kitaplar da var.

Kütüphaneye giriyoruz. Buraya yeğenin de gelmesini istiyor. Bir gün birlikte gelin diyorum. Kitapları nerede ne arayacağını söylüyorum. Yerlerini biliyorsun, diyor. Evet ama yine de aradığımı bulamıyorum. Yerleri değişince bulunmuyor.

Gidiyor ve yine yalnız kalıyorum. Kediler ortalığa çıkıyor.

Aklım almıyor nasıl olup da unuturum ya da gerçekleri yazmadığımdan nasıl emin olabiliyorum. Uykusuz geçen gündüzlerden çok geceler.

Saat sabahın altısı. Karganın sesiyle kalktım yataktan. Gün ağarmadan uyanan bu kargaya sinir oluyorum. Balkonumun yanında bağırıyor. Ona vereceğim bir şey yok. Geçenlerde bir tabak ceviz içi bıraktım, yüzüne bile bakmadılar. Bir şey vermek içimden gelmiyor. Balkona da alıştırmamam gerekiyor. Kim temizleyecek kirlerini? Kim?

Yuka ile konuştum bugün. Yaprağın birine dokundum, bütün yaprakları titredi. Uzun zaman olmuş dokunmayalı, öyle söyledi. Suyunu veriyorum ama.

 

 

 

 

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*