YAŞAR KEMAL GÜNLÜKLERİ   30 Temmuz 2026 / Perşembe

YAŞAR KEMAL GÜNLÜKLERİ   30 Temmuz 2026 / Perşembe

Ülkemizin yedi bölgesinde, aynı coğrafyada olduğumuz halde farklı kültürlerle karşılaşmaktayız. Bu farklılıklar günümüzde en çok türkülerde ve doğadan esinlenen halk oyunlarında karşımıza çıkar. Bu kültürün içine doğmuşuzdur. Yine de anlamakta ve çözümlemekte zorlanırız.

Bu zengin kültürde yaşamak romanlarımızda ve öykülerimizde görülmektedir. Yaşar Kemal Anadolu’da yaptığı röportajlarıyla ve doğup büyüdüğü Çukurova kültürüyle kültürel zenginliği ortaya koyar. Romanlarının ve öykülerinin gelenekleri ve kültürünü, yaşam tarzlarını tanık olmadığımız belki de bilmediğimiz -kent yaşamı içinde sıkışıp kaldığımız- için bize efsane gibi gelir. Bir destan ya da. Kültürü ve insanı anlamakta yetersiz kalırız. Edebiyat olmasaydı sanırım tümden eksik kalırdık.

İnce Memed’in dört cildini okuyan okur Çukurova’nın doğasını  ve insanın doğasını birlikte tanır. Bir Avrupalı okur için yabancı bir kültürü okumaktan çok fantastik ya da büyülü gerçeklik olarak okuyabilir.

 

Yaşar Kemal’in romanları, destanlarla modern roman arasında kurulmuş güçlü bir köprü gibidir. Anadolu’nun tarihini ve kültürünü bilen okur, bu eserlerde yalnızca anlatılan insanları değil, kendi geçmişini ve kendisini de yeniden tanımaya başlar. Roman, her ne kadar kurmaca olsa da, yaşanmış bir hayatın ve ortak belleğin izlerini taşır. Yaşar Kemal 1923 yılında doğmuş ve Cumhuriyetin ilk yıllarını anlatmıştır. Günümüzde bu romanların zaman ve mekanları bize uzaktır. Tarih kitaplarında yer almayan pek çok yaşanmışlık, Yaşar Kemal’in romanlarında edebiyatın imkânlarıyla yeniden kurulur. Teknolojinin içine doğan kuşaklar için bu dünya giderek daha da uzaklaşmaktadır. Bu dünyayı onlara yaklaştırabilecek en güçlü araçlardan biri romandır.

Romanları yalnızca bireysel okumalarla değil, okuma atölyelerinde, tarih, psikoloji ve sosyoloji gibi farklı disiplinlerle birlikte değerlendirmek yeni kavrayışlar kazandıracaktır. Okuma atölyeleri okuru yalnızca daha çok kitap okuyan biri hâline getirmez; metni çözümleyen, dilin şiirselliğini fark eden ve farklı bakış açıları geliştiren bir okura dönüştürür. Yeni bir kavrayış kazandırması için tarih kitapları yazılsa yeridir.

Yılanı Öldürseler, Freud’un kuramları ışığında okunduğunda Hasan’ın yaşadığı suçluluk, korku ve iç çatışmaların psikolojik derinliği daha belirgin biçimde kavranabilir.

Yaşar Kemal nasıl okunmalı derken, bunları düşündüm.

Günümüz romanları çoğu zaman bireyin iç dünyasını ve zihinsel dönüşümünü merkeze alırken, Yaşar Kemal karakterlerini toplumsal gerçekliğin içinde değiştirir. Onun romanlarında insan, çevresinden bağımsız değildir; yaşadığı toplum, doğa ve kültürle birlikte dönüşür. Toplumsal değişim için bireylerin bilinçlenmesi gerektiğini düşündürür. Ezilenler, yoksullar çoktur; ağalar azdır. Ömrümüz mücadele ile geçecektir. Bunu romanlarında sezinletir ama bir konuşmasında da şöyle der: Bir karanlıktan geldik, bir karanlığa gidiyoruz. Yaşama sevincini ve umudunu kaybetmez, şöyle der: İyi ki gelmişiz dünyaya, gelmeseydik ya, bu güzellikleri göremeseydik.

Türkiyeli bir yazardır. Anadolu’nun birçok yerinde röportajlar yaparak, daha sonra da romanlarında kurgulayarak, bölgesel değil  Türkiyeli yazar olduğunu söyleyebiliriz. Fakat daha çok onu Çukurova’lı olarak tanırız. İnce Memed’iyle. Doğduğu ve büyüdüğü coğrafya ön plandadır. Gerçekliğin anlaşılması için gerçekçilik içinde yapılan kurgulardır romanları. Kendisi hiçbir edebiyat eserinin hakikati yakalayamayacağını bilerek yazar. Hatta gerçeği sadece gerçeği veremeyeceği için yaşam öyküsünü kaleme almaz.

Yaşar Kemal, doğa betimlemeleriyle okurunu yalnızca bir mekâna değil, o coğrafyanın kokusuna, sesine ve ritmine taşır. Kent insanının giderek uzaklaştığı doğayla yeniden bağ kurmasını sağlar. Romanlarında olay örgüsü kadar şiirsel dili de önemlidir. Belki de Yaşar Kemal’i okumanın en büyük ayrıcalıklarından biri, bu şiirselliği duyabilmektir. O, yaşadığı coğrafyayı anlatırken aslında insanın özünü, içindeki “demir ışığı”nı arar.

Kaybolan kültürler kadar kaybolan doğa da insan doğasının yıkımı kaleme alır. Sömürülen yalnızca doğa değildir, insandır aynı zamanda.

Türkiye edebiyatında öyle çok siyasi toplumsal baskılar olmaktadır ki okurlar da bir şekilde sıkışıp kalan bireyin yaşama amacını bulmak ve ne yapması gerektiğini öğrenmek, kendini bulmak için okur. Her ne kadar okuru sınırlı da olsa bu tür okumalar da olmaktadır.

Yazar betimlemelerinde yerel dili kullanır. Edebiyatta sıklıkla kullanılan betimlemeler değildir. Okurun özdeşleşebileceği taze bir betimlemedir ve yüz yıllar boyunca da tazeliğini yeniliğini kuşaktan kuşağa okuna gelecektir. Okuru kurduğu dünyaya alarak yazan bir yazardır.

Eserlerinin edebiyatımıza bırakılmış bir miras olarak okuyorum. İşlendikçe bereketlenecek topraklar misali. Türkçesiyle de uzun yıllar okurlarına eşlik edecektir. Kütüphanelerde yer alacaktır. Üzerine araştırmalar yapılacaktır.

Homeros destanları 2800 yıl önce kaleme almış. Bu destanların ömürlerini zaman ve okur belirlemiştir. Okurların olduğu kadar eleştirmenlerin araştırmacıların sayesinde. Yaşar Kemal de toplumdaki dilini hiç kaybetmeyecek görünüyor. Zaman yolculuğunun tadını  her çağda alacağız, okurları olarak. Yazarlar da kendilerine esin kaynağı olacak pek çok simge, metafor bulabilecek.

Destanları yaratıcı bir şekilde dönüştürmüş, zamana uygun dille işlemiştir. Modern bir destandır. Kaderlerini ellerine almış insanların destanları. Tanrılar yoktur, insanlar vardır, aramızdaki kahramanlar vardır. Kendinden, umuttan doğan antikahramanlar. Mücadeleci, özgürlük savaşçısı İnce Memed. Şiirsel düzyazı anlatımı ve yalın diliyle rahatlıkla ezberlenebilecek destanlar. Sözlü gelenek neredeyse devam edecekti ama onun yerini ölümsüz olan kâğıtlara işlemiştir. Rüyalar, fanteziler, kehanetler, eski anlatılar çatışmalar. Bireyin çatışması. Kendisiyle, doğayla, toplumla… Rüya dizginlenemez ama hayal insanın bilinçli bir eylemidir.

Okur geçmişe yaptığı göndermeleri görürse yakın okumaya yaklaşır ve metinlerin edebi yanını görebilir. İyi eser kadar iyi okur da eserin ömrünü uzatır. Derinlik kazanır eser. Her kuşak romanı yeniden okur, yeniden yorumlar ve ona yeni anlamlar kazandırır. Böylece eser yalnızca yazıldığı döneme ait olmaktan çıkar; yaşayan bir kültür mirasına dönüşür.

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*