YAŞAR KEMAL GÜNLÜKLERİ   5 Nisan 2026/Salı

YAŞAR KEMAL GÜNLÜKLERİ   5 Nisan 2026/Salı

Her şey hikâyedir. Hikâyesi olmayan bir insan düşünülemez. O  insan da bir hikâyesi olduğunu bilir. Unuttuğu an, kim olduğunu da unutur.

Birbirimize anlattığımız hikâyeler genellikle tekrardan ibaret değildir. Her anlatışta bir anımsayışla veya hatırlatılışla değişim gösterir. Öyle ki hikâyenin anlamı bile değişir. Yani yeni bir hikâyeye doğarız. Yeniden bakarız, okuruz, anlatırız ve yazarız.  Bizi biz yapan da bu hikâyelerdir. Okuma ve yazmanın olmadığı zamanlarda sözlü anlatımla sınırlıydı hikâyelerimiz. Sık değişim gösterdiğini de düşünüyorum. Dinlenen diğer hikâyelerden öykünerek kendi hikâyesine ekleme yapabilirdi demektir. Bir toplum oluşturup aynı yaşantıda, aynı duyguda bir toplum oluştururdu. Ayrıca teknolojinin ve zamanın hızlı ilerlememesi nedeniyle de uzun yıllar benzer hikâyeler yeterli gelmiştir. Son yıllarda zaman hızla ilerlemekte ve anlattığımız hikâyeler gün içinde bile hızla değişim gösteriyor. Bu hıza uyum sağlamak zorlaşırken, insanın ruhsal olarak yorgunluk yaşadığını düşünmek çok normal. Yazıya dökülen hikâyelerin kalıcı olduğunu düşünürdük ama şimdi geriye dönüp yazılanları tekrar okuyacak zamanımız olmadığı için kalıcılığını da yitirdi. Çok hızlı değişim içinde. Destan ya da mit olağanüstü anlatısıyla daha uzun süreli yaşam bulabilir. Birebir anlatımda ise gerçekliği bulmak için sürekli değişim gösterir. Gerçeği hiçbir zaman ele geçiremeyeceğiz. Biz yaklaştıkça o uzaklaşacak. Yakın gibi görünecek ama çabaladıkça masal diyarındaki gibi arkamıza baktığımızda bir arpa boyu yol gittiğimizi göreceğiz. Çok geçmiş zamanlar da uzak ama bir o kadar da yakın olduğunu düşünüyorum. Her gün yapılan açıklamalarla, arkeolojik çalışmalarda olduğu gibi geçmiş değişim gösteriyor. Değişime direnç gösteren insan, yalnızca  şimdiki zamanda diretiyor, sonra da kabulleniyor. Günümüzde yaygınlaşan inançlar düşünüldüğünde onu ruhsal olarak destekleyen güçler oldukça fazla. Enerji, kollektif bilinç, kuantum, melekler, fallar, yıldız haritaları, din.

Roman açık bir şekilde, özgürlüğe engel olan şeylerin bilgisini vermektedir. Bir perde yer almamaktadır. Aradaki perde anlamın perdesidir. Her birey için farklı yorum gerektirir. Benim açıklamalarım, kendi eksikliklerimin ve tamlıklarımın yansımasıdır. Bilgiyi aldığımda üzerimdeki perdeyi açmış olurum ama bu tam bir özgürlük getirmez. Özgürlük için hareketlilik ve başkalarıyla iletişim ve oluşum gerektirir. Kendini tamamlamak için verilen mücadele ve toplumsallığa doğru ilerleme gösterirken bireysel mitimin de değişim gösterdiği görülür. Tamamlanmışlık hiçbir durumda gerçekleşmez. Bir sonraki kuşaklara miras olarak gelinen noktadan sonrası bırakılır. Bir geçmiş, tarih bilgisi ve kahramanlık öyküsü. Dede Korkut’ta da destan bitirilirken bu destanın/öykünün dilden dile, soydan soya aktarılacağına, ölümsüzlüğün arayışına devam edileceğine dair bir umut verir. Geçmiş olmadan gelecek olamayacağı gibi, gelecek olmadan da bir geçmiş yazılamaz. Yapılan her hareketin ve davranışın bir öncesi belirleyicisi vardır.  Bu şimdiyi gerçekleştirir. Hayata anlam verir. Gelecek için yalnızca umut yeterli değildir, beklemek değildir istenen. Beklenenin geldiği günün görülmesi için mücadele ederken/davranış/eylem gösterirken şimdiye, gelecek er ya da geç çekilecektir.

Romanda perde insan davranışı üzerine çekilir. Bu perde sezdirilmek için doğa kullanılır ve doğa betimlemeleriyle doğanın doğru çözümlenmesi gerekmektedir. Bu her birey için farklılık göstereceğini yazar bilmektedir. Bu nedenle bir noktayı, tek bir hareketi işaret etmemektedir.

Ruhsal gerilim ya da her ne ad verilirse o olsun, mitin en uç noktada yaşandığı öykündüğü bir sahneyi canlandırmaya neden olur. Birey gerçeklerin perdesini indirmiştir ama hareket noktasını bulamamıştır. Bu noktayı bulmak için de ilk adımını atması gerekmektedir. Bu aşamada birey ya da her ne ad verildiyse o kişi, soyut düşünceyle adımını atar. Bilinmeze kendini bırakır. Korkusuzdur, cesaretlidir çünkü mitsel öyküsü olağanüstüdür ve farklı yorumlara açık bir öyküdür. Bir tür labirente girmiş gibidir ve ona yön veren olağanüstü bulduğu hareket bilgisidir. Bir şekilde izleri/başkalarının atmadığı ama doğadaki yabani hayvanların açtığı yollardan doğa-insan birlikteliği içinde ilerler. Doğayı okumayı öğrenir. Fakat bir süre sonra düzlüğe, topluma açılacaktır yolu. Burada cennet yoktur. Yeni bir yol öyküs

ü başlar. İnsanı tanımaya ve birlikte yaşamaya çalışacaktır. Bireylerin ayrılması, ilişkinin olmaması durumunda insan eylemsiz kalmanın dışında kendini de bilemeyecektir. O kimdir? Öyküsü nedir? Neden öyküsü sabitlenmiş değişmez kalmıştır? Sıkılmak mıdır yaşadığı? Umutsuzluk? Kimsesizlik? Öykünün bitişi yani ölüm gibi bir şey yaşanan. İnce Memed bu çıkmaza girmemiş öyküsünün devam edeceği sezdirilmiştir. Dede Korkut destanında olduğu gibi kendisinden sonraki kuşaklara bilgisini aktaracaktır. Yeni soylara, gözlerinin önünde yalnızca kendi gerçekliklerinin perdesini indirmek kalacaktır. Kendini gerçekleştirme. Birlikte yaşayabilecek miyiz? Teknoloji insanların yaşamlarını kolaylaştırdığı kadar, hayatlarını ve özgürlüklerini tehdit etmektedir.

Ben kimim sorusuna henüz bir öykü kurgulayamadım. Her an yazının da gücüyle öykünün bitmediği duygusuna kapılıyorum. Yeni bilgilerin ışığında yol aydınlanırken, benim indirmem gereken perdeyi açamadım. Yazıyla başlayan yolculuklarda izlenen yol bu olsa gerek. Ağaçlardan ardı ardına yaprak dökülüyorsa, sahip olduğum doğa bilgisiyle, bir sonbahar mevsiminde olduğumu çıkarabiliyorum, kör de olsam. Kör de olsam ekolojik sorunlar nedeniyle de zorlu bir kış olacak. Bu çıkarımlar yalnızca doğayı betimlemiyor. Benim ruhsal durumumu, kaygılarımı da yansıtıyor. İnsan her ne kadar doğadan uzaklaşırsa uzaklaşsın, bir tek görebildiği gökyüzü ile yolunu gece de gündüz de bulabilir. Nereye gittiğinin önemi var elbette. Hani şu ilerleme için doğayı yok eden, tüketimi destekleyen doyumsuz bir insanın sonunu gösteren animasyondaki gibi, paranın peşine düşen bir değil birçok insan olacaktır. Bu da dünyanın olmasa da insan soyunun sonunu getirecektir.

“Okuyucu düşünecek, merak edecek, başka kaynaklara yönelme gereksinimi duyacak, öğrenecek, rahatsız olacak, yoğun çağrışımlara kapılacak, dikkati dağılacak, tekrar metine dönecek, yolunu kaybedecek, velhasıl tüm bu buluşmayı kendine has bir deneyim olarak yaşayacaktır. Zahmetli bir deneyim… Ama sonucunda rahmetin olduğu bir zahmettir bu.” S.XVII

Ara’f’dalık-lar İnsanın Hâlleri ve Eylemleri: Psikomitolojik Çözümleme/ M. Bilgin Saydam/ İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.

Sait Faik, Haritada Bir Nokta öyküsünde bir ada hayali kurar ve yaşadığı adanın zaten böyle olduğunu düşünüp mutlu olurken, birden balıkçıların av dönüşü balıkları paylaşırken bir çalışana pay vermemeleri, haksızlık etmeleri onu çok üzer. Gider bir kalem kâğıt alır ve “Yazmasam deli olacaktım.” der. Burada önemli olan kalemini açıp öper ucunu. Haritada bir noktadır kalemin ucu. Tek başına ilişkisiz bir yaşam olamaz ve ada düşü de kurulamaz. İşte kendi adasını kalemiyle paylaşır. Bu açıklamayı kendi okur bakışımla, deneyimlemelerimle yapıyorum. Bir başka okur da farklı yorumlayabilir. Bizi biz yapan hikâyeler her zaman farklıdır. Ortak olan ise ada düşü olmalı. Ada düşü de herkeste farklı bir çağrışım yapar. Benim çağırışımım da yazarın özleminden farklı değil.

Hüyükteki Nar Ağacı’nda da bilgi vardır ama perde insanların bu bilgiyi almalarıyla inecektir. İçlerinden ancak Çocuk Memed bu perdeyi indirir. İnce Memed için de bu geçerlidir. Zaten iki romandaki Memed aynı kişidir. Nehir roman mı deniyordu?

 

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*