OKUDUKÇA 8 Kasım 2025 / Cumartesi
“Senin de onu dinlemeni isterim. Çok güzel hikâyeler anlatıyor.” dedi.
Çok düşünmeden, “Yazamam.” dedim. “Neden?” diye sordu. “Çünkü alanım değil.” “Senin alanın ne?” “Çocuk…”
Yine de aklımda kaldı Hüseyin amca. Gerçi o amcaysa, ben de teyzeydim. Çocukluğumdaki anılarımı tazelerdi en azından. Belki de çocukluğumdaki gibidir her şey. Olduğu gibi oturuyordur zaman o köyde. Sanmam.
Onu yazmam olanaksız. Anlatacakları ya da anlattıkları belki de geçmiştir. Hani çocukların evlerin bahçesinde oynadığı zamanlar. Sesleri ev içlerine girdiği ama eve girmemek için direnen çocuklar. Bugün çocuk yoktur köyde. Eğitim adı altında ilçeye taşınmışlardır. Köyde de amcalar onlar, teyzeler benler kalmıştır. Kendi hikâyelerimizi anlatıp birbirimizi dinlerdik belki. Bugünü kim anlatacak? Ben bilmem.
Bugün toplanan zeytinleri bir başka fabrikaya götürdüler. Çünkü önceki fabrikada yağ çıkma oranı çok azdı. Ortakçı İsmail bey önce olmaz, dedi, hep bu fabrikayla çalışmış; sonra kabul etti. Gittiler. İki üç saat sonra sonuç alındı. Hesaplara göre yüz yetmiş iki litre zarar etmiş. “Boşuna mı çalışmışız.” demiş.
Hava sıcak neyse ki üşüdüklerini düşünmedim hiç. Ama başka işleri de varmış, bir an önce zeytinleri toplayıp diğer işlere başlamaları gerekiyormuş. Biber toplayacaklarmış. Akşam sofrada kaşığı ağzına götüremiyormuş, kolu çalışmıyormuş; zeytin silkme makinesinin yoruculuğu. Eşi de gözlerini kapayınca hep zeytin topluyormuş. Ben de geçmişi düşündüm. Çünkü şimdi yardım edemiyorum. Suçluluk duymamak için ben de sonuçta çiftçilik de yaptım, diyorum. Artık emekliyim. Oysa toprağı olanlar emekliliğini görmezler. Severler mi, bilmem. Ama ben sevmiyorum. Elimden de gelmemesine üzülmüyorum. Yuka’m var bakabileceğim, bir de iki siyah kedi. Bakımı en zor olan da ben.
*
Zeytinleri toplamaları on günü buldu. Son günün gecesinde yağmur yağdı. Toprak çamur, ağaçlar su damlalarıyla doldu. Sabah geç geldiler, biraz olsun toprak suyu çeksin, ağaçlar da sularını yitirsin diye. Öğleden sonra işlerini bitirdiler ve fabrikaya gittiler. Fabrika zeytin yağını ikiyüz yetmiş beş liradan alıyormuş. Aydın’da da satılan yağların ödemesi çiftçilere ağustos ayında verilmesi kararlaştırılmış. (Bu bilgi ne kadar doğru bilmiyorum ama doğru olduğunu düşünmek akla uygun değil günümüz için.) İsmail bey yağını satmayacak, bekleyecekmiş. “Ne zaman dinleneceksiniz?” diye soruldu. Ocak, şubat ayında hiçbir şey yapmadan tembel tembel oturacaklarını söylemiş İsmail bey. Çalışanların on gün üzerinden günlük yevmiyelerini hesapladım; iki bin yapıyor; sabah yedide evden ayrılış ve akşam hava karardıktan sonra eve giriş. Onların işi yalnızca burada bitmişti. Biberleri tarladan toplayacaklarmış. Tarla sürülecek. Para bulunacak, kış mevsimi sebzeleri ekilecekmiş.
Zeytin bahçesinin sahipleri de gelir gider hesabı yapmış. Tarlanın sürülmesi, sulanması, ağaçların budanması, ilaçlanması hesaplandığında zarardalarmış.
*
Yeni kitabım bana değil, evime ulaştı. Merak ediyorum. Merak iyidir. Heyecan iyidir. Kasım sonunda bir okula söyleşiye gidecekmişim. Yeni kitapla birlikte orada olacağım. Yeni bir anlatının heyecanı. Kitapları nasıl okuyorsunuz? Size nasıl kitaplar yazılmasını istiyorsunuz? Bu soruları soran olmuştur mutlaka. Sınıf içinde, küçük gruplarda sorulacak sorular bence. Belki kitaplarını imzalarken sorarım. Yazmak istediğim bir çocuk romanı var; yanıtları bu kitabı etkilemeyecek. Çünkü konusu belirlendi ve uzun zamandır yazmak için boş bir zaman gelsin diye bekliyorum.
Kırmızı Kitap’ı okumaya başladım. Gülkız Turan’ın vereceği seminere hazırlandım. Uzun bir giriş bölümünü okudum. Etkileyici ve daha da önemlisi kendimi anlamam için bir adım olsun istedim. Ders sonunda da kendime bir adım attım. Kahramanın Yolculuğu kitabını çağrıştırdı bana.
Hamlet bitti ama eksik kalmış gibi geliyor. Değinilmesi gereken çok şey var. Bugün biraz yazar ve eserleri üzerin yapılmış inceleme, makaleler okudum. Çağrışımları hakkında bir yorum yapmaktan çekiniyorum. Shakespeare oyunlarının konusu başka romanslardan hikâyelerden almış ve uyarlamış olduğunu okudum. Bu da şaşırtmadı beni. Don Quijote’de de şövalye romanslarından etkilenmişti. Tiyatro oyunlarının iki bin kişiye oynanıyormuş. Seyircilerini kaybetmemek için oyunlar ciddiye alınıyormuş ki aynı zamanda da kraldan, soylulardan yana olmak o dönemler için önemliymiş. Sansür mü demeli? Gerçi seyirci profiline göre oyuncuların soneleri, tiratlar hemen değişebiliyormuş. Shakespeare bunda oldukça başarılı görünüyor. Hamlet oyunu kardeş katlini anlattığı düşünülürse; intikam, öç, aşk, ihanet; seyircilerin empati kurmalarıyla, eski krallarına olan bağlılıklarını pekiştiriyor olabilir mi? Kralın ölümsüzleştirilme. Seyircinin itaati. Entrikalara tanıklık. Krallarına olan bağlılığın pekiştirmesi. Bilmem ki.
Çağrışımlar arasında hipodromları düşündüm. At yarışlarının yapıldığı Bizans ve Roma Dönemlerinden günümüze uzanan, at yarışlarının yapıldığı hipodromlar. Yalnızca bu olmasa gerek. Kral tarafından, amfitiyatrolarda krala karşı ayaklananların toplu katliamlarına tanık olunmadı mı? Buralarda kanlı dövüşler yapılarak, seyircilerinin şiddete yönelik duyguları tatmin olduğunu düşünüyorum. Antik tiyatrolarda Roma Döneminde oynanan oyunlar, eğlenceler… Neler oynanmış olabileceği malum. Günümüze kadar gelmiş bu anlayış.
Shakespeare’i düşününce gerçekleri verdiğini ve insan aklının sorular sorup değişim için mücadele vermeleri gerekirdi; sorgulamalılardı. Ancak bugün sorgulanıyor ve Hamlet gibi eylemde bulunulmuyor. Bu oyun sonunda Hamlet dahil sanırım yedi kişi ölüyordu. Trajedi. Bizans ve Roma Dönemlerinde küçük saraylarında yaşayan sayılı seçkinler dışında kalan çalışanların, adı henüz köle olarak konulmadığı zamanlarda en mutlu sınıf mıydı? Göçebe yaşayan halkın yerleşik hayata girmekte direnmeleri nedendi? Mutlu oldukları düşülür müydü? Yerleşik hayata geçtiklerinde özgürlüklerini mi yitirmişlerdi? Yerli halkın sömürüldüğü ve öldürüldüğü zamanlar sömürgeciler tarafından unutulmadı. Hatırlatıyor kitaplar.
Moby Dick’i düşündüm. Birçok okuru sıkılmasına neden olan o denizin doğasında yaşananların uzun uzun anlatılması, mutlu zamanlara işaret etmiyor muydu? Doğayla barışık İshmael’in anlatımı.
Çağrışımlar iyidir. Bağlantı kurmaya gerek yok aslında. Günümüzü anlamamak olanaksız bence; bir Altın Çağ var anımsanacak. Adem ile Havva’nın içinde yaşadığı doğa. Kardeş katli orada da var. Anlatılarımız yaratılış efsanelerimize kalın bağlarla örülü.
Shakespeare döneyim. Eleştirmeni Brandes neler söylemiş? Shakespeare Oyunculuğu da bekliyor ama onu okumaya kıyamıyorum. Biraz kendimi buluyorum, bir oyuncu olarak ben… Maskelerimde hangi diyaloglar yer almış?





Bir yanıt bırakın