KİTAPLARIN KIYISINDA 1 Nisan 2026 / Çarşamba
Dün yazdığım öyküyü daha önce yazamazdım. Yazma serüvenim uzun zaman önce başladı. Başarılı bir yazar değilim, hiç de olmadım. İlk yazdığım aşk öyküsünü -uzun yıllar önceydi- eşime okuttum. Saf okurların yaptığını yaptı. Bir daha aşk öyküsü yazmaya kalkışmadım. Kadın arkadaşlarım arasında duyduğumuz hikâyeleri anlatıyorduk; ben onları da yazmıyordum. Okuyordum ama ben yazmıyordum. Nasıl olduysa dün, bir ödev olarak verilen o kadın ve adamın öyküsü uzun bir düşünmenin ardından yazıldı.
Yazmaya başlamadan önce arkadaşımı aradım. Mekan tıka basa yemek yiyen müşterileri olan bir yer, açık büfeli. Mekanın özelliği Midilli adasını görmesi. Mekanda çalan bir müzisyen; nostaljik şarkılar söylüyor. Aykut olmak zor, diyen karakterimiz bir başka öykünün karakteri. Öykü Kadri Öztopçu’ya ait. Öyküdeki kadını ve erkeği de biz yazacağız. Onlar kim? Ne konuşuyorlar? Arkadaşımla konuştuk ve öyle güzel hikâyeler çıktı ki şaşırıp kaldık. Bu zengin hayal gücünü elbette okuduğumuz öykü sağlıyordu; bir canlı gibi düşündükçe büyüyordu. “Bunları unutmadan nasıl yazacağım?” diye sordum. “Şimdi yaz öyleyse,” dedi.
Öyküyü tekrar tekrar okudum. Kadına ve adama bir geçmiş verdim. Şimdisi de olmalıydı. Şimdiki zamanın dışında bir de düşledikleri geleceği düşündüm.
Onları öyle yakından tanıyorum ki, ne yaparlarsa yapsınlar beni şaşırtamazlar. Nasıl konuşacaklarını, neleri sorup yanıtlayacaklarını biliyorum. Bir dosya açtım. Bir paragraf yazdım. Olmamıştı. Öykü ilerlemiyordu. Üstelik paragrafın gelişine göre benim bildiğim karakterler değildi. Sildim. Yazdım. Sildim. Yazdım. Olmadı. Bu boş sayfada yazıyı ilerletmem olanaksız görünüyordu. Günlüklerimi tuttuğum Kitapların Kıyısında sayfasını açtım. Günlük yazar gibi yazacaktım. İlk cümle kendiliğinden geldi. Beğenmiştim. İlerleyecek gibi görünüyordu. Kendini yazdırttı. Tek oturuşta değil elbette. Tıkandığı yerlerde ara veriyor, düşünüyordum. Kadının erkeğin bilmediğim yanlarını öğreniyordum. Ne hayatlar vardı, dedirten cinsten. Kimdi bunlar? Yazarken bulduğum şeyleri çevremden almıştım. Bazen kitaplardan ama hangi kitaplardan anımsamam olanaksız. Yazdım. Dinlediğim, okuduğum, izlediğim birçok şeyi bölük pörçük anımsadım. “Sevgilin var mı?” “Yalan mı söylesem?” diye yazdım birden. Yazı kurgusuna kaptırmıştı kendisini. Bu yazarın yazma sürecini açıklıyordu. Artık yazacağım her şey yalan olacağı için, ne yazacağıma karar veremedim. Ama kafamda bu sorunun yanıtını önceden biliyordum.
Yazıyı arkadaşıma gönderdim. Okuduktan sonra beni aradı. Beğenmesinin dışında ona bazı şeyleri anımsattığını söyledi. Seninle ilgili bazı şeyleri gördüm, dedi. Harikaydı. Ben de yazarken bunu fark etmiştim. Arkadaşımız H.’nin Bozcaada’sı ve bağını anımsamıştım. Midilli Adası’nı görmedim; ne gece ne de gündüz. Ama sahil kenarlarında adaları gece de gündüz de izlemişimdir. İstanbul’da en azından. Sonra evlilik teklifinde bulunmaması öğrencimin; arkadaşıma anlatmıştım. Muhalefet de tamamen bendim. Erkek de arkadaşımın ilişkisinden bir benzetmeydi. “Nehir öykü böyle oluyor sanırım,” dedi. Bilmiyorum. “Devamı da yazılabilir,” dedi. Bitti görünüyor ama üzerinde ince ince çalışmak gerekiyor. O adam neden Midilli Adası’na gitti? Kadının yaşamı nasıl?
Bütün gündüz ve gece öyküyü düşündüm. Bir türlü uzaklaşamıyorum. Gittikçe büyüyor hikâyeleri ama öykü bitti. Yeni yazılara yelken açmak gerek.
Yazmak mı güzel, yazdığını okumak yoksa yazarken kendine anlattığın onca hikâyenin sana kalmış olması mı güzel? Şimdi ben bir kadın ve bir erkeği az da olsa tanıyorum. Tanımadığınız birisini karşınıza alıp konuştursanız, bu kadar yakın tanıyamazsınız. En yakın arkadaşınızı da.
Saf okurluk bir başka şeymiş. Geçmişte yazdıklarımın gerçek olduğuna da inanıyor muydum acaba? Bazılarına evet. Şimdi söze ve yazıya güvenilmeyeceğini biliyorum. Size bir öykü gibi bol boşluklu hikâye verecektir. Siz de onu kanlı canlı öyküye çevireceksiniz. Herkes başka şeyler düşünecek sonuçta da.
“Sana inanmıştım!” Bu da benim cümlem olsun. İşte bu da bir öykü. Benim öyküm seninkinden farklı, çünkü ben hâlâ inanmaya devam ettiğimi düşünüyorum. Sen ise bunu yazmamış olsaydım hayal kırıklığı yaşadığımı düşünecektin. Hayat son bulmadığı sürece…
Annabel Lee şiirini düşündüm. Poe’nun bu güzel şiiri, öğrencilik yıllarımızda duyduğumuz şiirlerin en güzeliydi. Cortazar’ın öyküsünde geçiyor. Tekrar okumalı, öyküyü de şiiri de.
Bitti.





Bir yanıt bırakın