İMZA VE SÖYLEŞİLER      3 Nisan 2026 / Cuma

İMZA VE SÖYLEŞİLER      3 Nisan 2026 / Cuma

Sabah uyandım, elimi yüzümü 😊 Çocuklara günlük tutmalarını söylediğimde ilk yazılan hatta yıllarca aynı şekilde yazılan bir giriş cümlesi bu. Bugün günlerden çocuk.

Trafik yoktu ve Kadıköy’den kalkan vapura yetiştim. Tam zamanında okulda oldum. Güler yüzlü sayın müdürüm, müdürlerim, müdür yardımcım ve öğretmen arkadaşlarım. Bana bugün çalıştığım günleri çağrıştırdılar. Demek ki güzel günler yaşamışız, her şeye rağmen yani. Hava koşullarına, denizin durumuna ve trafiğine rağmen. Gülümsetti beni bütün gün boyu. Beni davet ettikleri için, onları tanıdığım için çok mutluyum. Güzel bir buluşma oldu. Onlara teşekkür ediyorum.

Konferans salonuna öğrenciler alındı ve ben içeri girdim. Gözlerimin içi gülmüş. Kerataları seviyorum. Saf, masum olduklarını söylemeyeceğim. Öyle değiller. Söyleşi güzel geçti. Yine ilginç sorular sordular. Ben de onlara her zaman sorduğum sorulardan bazılarını sordum. Üç kuş türü saymalarını,  sıkılır gibi olduklarında soruyorum. Elbette sayamıyorlar ya da ne istediğimi tam olarak anlamadıkları için ilk konuşanlar başarılı olamıyor. Düşünmeye zaman bulanlar da hemen sayıyorlar. İki üç kişi saydıktan sonra başka sorulara geçiyoruz. Artık yeni bir taktik de öğrendim. Sorularının yanıtını onların vermesini istiyorum. Elbette bir fikirleri var ve bunu doğrulamak için soruyorlar. Bir iki kişiye de yanıt vermesini istiyorum. Bir bakıyorlar değişik değişik sonuçlar. Bu çalışma küçük gruplarla yapılsa çok eğitici olabilir.

Çok üzüldüğüm bir soru oldu. Kitaplarını imzalıyordum. Bir erkek öğrenci sorusunu soramamış, şimdi sorabilir miymiş? Elbette. Çizgi Çocuk neden güneşte yanmıyor? Burada hayal kurmayı anlatmayı; animasyonlardan, öykülerden örnekler vererek kendilerinin bulmasını isterdim.  Olmadı. Çünkü gerçek değil, hayal, dedim. Bu onu tatmin etmedi. Tom her seferinde yere seriliyor ama sonra hiçbir şey olmamış gibi ayağa kalkıyor, dedim. Yanındaki arkadaşı Jerry de öyle, dedi. Bu grup içinde güzel bir çalışma olabilirdi. Öğrencinin hayal gücü zengin mi acaba, diye düşündüm. Bilmem olanaksız. Onunla konuşma fırsatı bulsam, bildiğimi söyleyebilir miydim? Sanmıyorum. Bir şeyler biliyoruz ama ancak ağzımızdan çıkınca, ifade edince, aaaa biliyormuşum, diye şaşırıyoruz. O öğrenci de bu sorunun yanıtını biliyor ama anlamaya çalışıyor. Bir hayal nasıl kurulur? Öyküler gerçek mi? Özellikle çok gerçekçiyse bu soru takılıp kalır kafamızda. Gerçek olmayan noktalarını keşfetmeye başlarız. Öykünün büyüsü bozulur. Okurluğun ilk aşaması saf okurluktur. Öğrencilerin gerçekleri öğrenmesi için üzerinde çalışılması gerekir. Birçok yetişkin için de aynı durum geçerlidir bence.

Bundan yirmi beş yıl önce benim düşüncemi örnek verebilirim. Ödül alan öykü kitabımın gerçek olduğunu söyledim ama kurgu dedim ama gerçek. Bu bendeki karışıklığı gösteriyordu. Gerçek bir olaydan yola çıkmış ama böceklerle ilgili bir öykü yazmıştım. İnsanlar karakterlerken öyküde karakterler böcekler olmuştu. Şimdi bunu anlıyorum. O öykü hem gerçek hem de kurgu. Kafa hâlâ karışık 😊

Öykülerim hem gerçek hem de kurgu. Seviyorum böyle yazmayı. Çocuklar için kendilerine hayal kurabilecekleri bir alan yaratıyor. Gerçekleştirmeye çalışıyor. Evet, Sait Faik’in Son Kuşlar’ı adlı öyküm neden gerçek olmasın? Burgazada gezisiyle bu gerçekliği yakalayabiliriz. Okumak da böyle bir şey olmalı. Öykü kahramanı Gugu’nun gerçek adını söyledim onlara. Yeğenim adını yani. Lale de benim. Kitapta, yanımıza bir de Sait Faik’in  öykülerini alıyor bir gezi yapıyorduk. Bu öyküyü yeğenim İstanbul’a gelecek ve onu gezdireceğim diye yazıldı. Nasıl gezdireceğimin bir planıydı. Hatta bugün bir okulun Burgazada gezisine davet de aldım. Düşünüyorum da şu yürümemek kendimi bildim bileli var. Şimdilerde daha da ilerledi. Üzülerek katılamayacağımı söyledim. Düşünüyorum da çocuklarla bu geziye katılmak büyülü olabilirdi.

Bir öğrencim karakterin adını söyledi ve “Sizin adınızın bu olmasını mı istiyordunuz?” dedi. Hayır. Öyle çok öykü yazdım ki isimlerin farklı olmasına dikkat ediyorum. Onun adı Taha’ydı yanılmıyorsam. Bir öykümde onun adını kullanacağım. Güzel, değişik isimler vardı. Not almadığım için örnek veremiyorum.

Bir öğrencinin adı Deniz. Kitabını imzalarken alışkanlık işte adının anlamını sordum. Yok daha neler? Çok güzel yanıt verdi. “Ege Denizi, Marmara Denizi. Siz hangisini soruyorsunuz?” Çok harika. Aslında tanımlamasını bekledim, sorduktan sonra. Beklediğim gibi olmadı. Ortaokul Türkçe öğretmenimin sözlerini anımsadım. Masayı tarif edemiyorlar, demişti. Deniz nasıl anlatılır? İstanbul’da  martıların üzerinde uçtuğu deniz. Peki martı için deniz nedir? Bir çocuk için? Bir yetişkin için?

Etkinlik sonunda vedalaştık. Vapurla Kadıköy’e döndüm. Trafiğe yakalanmamak için Kadıköy’de gezmedim. İş çıkışına rastlayacaktı. İşlerinden yorulmuş halde çıkan insanlara saygı duymam gerektiğini düşünüyorum. Yorgunluklarının dışında eve gidince de çalışmak zorunda olacaklar.

Çocuklar için yazdığım kitapların ağırlıklı olarak İstanbul olduğunu fark ettim. Bir öğrenci şimdi nereyi yazacaksınız, diye sordu kitabını imzalatırken. Okyanusu, dedim. Beyaz Balina’yı yazacağım. Okyanusu seven balina. Bu da arayış. Neyi arayacak? Bu da bir etkinlik olabilir. Güzel yanıtlar vereceklerine inanıyorum. Ben genellikle çocuklara sorular sorar sonra da onların düşünmedikleri şeyleri yazmaya özen gösterirdim. Benim hayal dünyamın daha zengin olması gerekir, değil mi?

Yazarlar ve şairler İstanbul’u anlatıyor, dizisinin diğer iki kitabının da basılacağını söyledi yayıncım. Mutlu oldum. Dokuz usta öykücünün İstanbul öykülerinin ışığında benden dokuz öykünün olduğu bir kitap. Diğeri de şairlerin şiirlerinden yola çıkılarak yazılmış şiirlerle anlatılmış bir gezi kitabı. Bir sürpriz daha var. Birinci sınıflar için yayınevimden çıkmış bir kitabım yok. Sanırım Küçük Kelebek yirmi altı yıl sonra tekrar basılacak. O kitabın yeri çok ayrı. Belki daha sonra açıklarım.

Öğretmen arkadaşımı aradım. Görüşmeyeli uzun zaman oldu. Bir video gönderince aramak istedim. Beni imza için sınıfına çağıracak. Ama birinci sınıf olduğu için büyük olasılıkla ikinci sınıfta buluşacağız. Ceviz Ağacı ve Gugu bence uygun. Öğretmenlerinin karar vermesi daha doğru. Ben öneririm sadece. Ama ikinci sınıf atölyesi için olmazsa olmazım Çizgi Çocuk.

Bugün güzel bir gündü. Hava güzeldi. Okulun havası güzeldi.  Çocukların havası da güzeldi. Onlar güzel oldukça yazarlar da güzel duygular hissederler.

Yukam güzeldi. Eme ve Karadut güzeldi. Onlar güzel olunca.

Bugün bol güzelle bitti.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*