KİTAPLARIN KIYISINDA   8 Mayıs 2026/ Cuma

KİTAPLARIN KIYISINDA   8 Mayıs 2026/ Cuma

Veda Etmiyorum romanını okuyorum. Hemen okuyup unutulacak roman değil. Unuttuğunu düşünsen de kar yağışlarında kendisini anımsatır. “Ben buradayım,” der. “Sen de buradasın.”

Sanırım dört saattir okuyorum. Yoruldum. Gözlerimin önünde canlandırdığı sahneler yordu. Soğuk. Buz gibi. Kanlı. Karlı günler. Doğa kadar acımasız insanlar. Ormanın karanlığı. Gün ışısa da aydınlanmayacak. Okumaya ara verdim.

Okumaya ara verdim ama başka bir şey okumak olanaksız. Sorular sorular sorular. Bütün soruların yanıtları bende. Bir başka kitapta aramak boşuna. Doğanın acımasızlığı gerçek mi? İnsanın insanlık dışı olması ya? Hayvanların böyle bir katliam yaptığı görülmemiştir. Sadece insanlar.

Kitabın yarısına geldim. Çarşamba günü Bizim Çağ Edebiyat Okuma Kulübünde bu roman üzerine konuşacağız. Nobel Ödüllü, Güney Koreli yazar Han Kang’ın romanı.

Okurken üşüdüğümü hissettim. Kaloriferler yanmıyordu. Isınmak için klimayı açtım ama çalışmadı. İçeride hava sıcaklığı en az yirmi beş derece olmalı. Mutfağa gittim. Balkon kapısını açtım. Soğuk havayı solumak için ama hava sıcaktı, havada tüy hafifliğinde beyaz kar taneleri savruluyordu.  Sokak lambaları olmasa, ağaçları eli kolu ayakları olan insanlar gibi görebilirdim. Gerçek ve düş birbirini bırakmayacak. Okumaya ara verdim.

İnsanın kanını donduran bir roman. Hayatta kalmak için ilerlemek, yol almaya çalışmak, evini aramak. Soğuk, terk edilmiş. Anımsamak. Unutmamak. Bir kar tanesi gibi bir ağırlık üzerimde. Birikiyor. Karanlıkta, ay ışığının altında parlıyor kar. Bakalım eğilip bükülmüş insan bedenli kara ağaçları dikip belgeseli çekecekler mi?

Bir gün bitecek bir roman değil. Konusu kadar anlatısı da dili ve üslubu soğuk ve çok zamanlı. Birkaç cümlenin altını çizdim. Sanırım doğa en önemli karakter bu romanda.

10 Mayıs 2026 / Pazar

Kitaplar masanın üzerinde. Veda Etmiyorum kitabı da aralarında. Bu kitabı bitirip kaldırmak ve… Beni çok etkiledi. Bitiremeyeceğim daha doğrusu okumaya devam edemeyeceğim duygusu uyandırdı. Haberlerde okumaya benzemiyordu. Başkasının, başkalarının acısını hissediyordum okurken romanı. Ta yürekten. Kendime de utanç duygusu kalıyordu. Haberlerde okumaya benzemiyormuş, romanlar öyküler. İnsanı insani noktasından yakalayabiliyor. Sarsıyor. Utandırıyor.

Bitmesine on bir sayfa kaldı. Her dokuz sayfasında ara veriyorum. Zaten çok yavaş okunuyor. Okuma hızını düşürüyor sözcük dizimleri. Bunu yazarın özellikle yaptığını düşünüyorum. Yani bir an önce okuyup bitireyim, anlamasam da okuyup bitsin… Öyle olmuyor.

Bitti. Bu romanın üzerine başka hiçbir şey düşünemem sanırım. Yarına bırakmalı akışı. Kar, soğuk ve diğer yandan ateş. Umut.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*