KİTAPLARIN KIYISINDA 12 Mayıs 2026 / Salı
İnsandır çocuklar, der Yaşar Kemal ve çocuklarla röportajlar yapar. 1970’li yıllar. Çocuğa çocuk gibi davranmam der, insan yerine koyar. Oysa insan olmanın dışında, çocukları dinleyip onları anladığını fark edecekleri bir şekilde konuşur. Duygusal yaklaşımlarını, acısını, üzüntüsünü yansıtmaz. Elinden ne gelebilir ki binlerce çocuk için? Yazar ve gazetelerde yayımlanır röportajları. İnsan okurken üzülür. Yaşar Kemal sorunun ne olduğunu anlamamızı sağlar ama anlayana ya da işine gelene. Bugün parmakla sayılacak kadar mı kaldı ne çocuklara insan gibi davranan?
Günümüzde sorun daha da büyümüş görünüyor. İnsandır insan, demek yetmiyor. Her yaştan insana davranışlar uygunsuz. Yani ben öyle görüyorum. Dinlemiyorlar, anlamaya çalışmak için dinlemek gerek. Anlamaya çalışmak da gerekmiyor, her şey cıscıbıldak ortada. Başını çevir geç. Televizyonda haberleri izle, sonra da üzerine kıtlama çay iç.
Çocuklar diyordum. Bütün çocuklar birer Don Kişot ile Sancho Panza. On ikilik çocuk almış yanına küçük kardeşini; kendisi büyük bir ağaç dalından yapma dal gibi bir deri bir kemik kalmış ata binmiş, kardeşine de kısa bir dal vermiş eşek niyetine. Ha bire yükleniyorlar okudukları kitaplara. Gerçi bu masal eskilerde kaldı; şimdi silahlılar hem de otomatik hem de kazandıkça sanal paralarını daha gelişmiş silahlar alıyorlar. Savaş açıyorlar… Nerede kimlere olduğu belli.
Düşünüyorum da çocuklar tam erişkin olacakları vakit o ince sınırı aşıp yetişkin olurken yeminler ediyorlar, siz siz olun, kardeşim olun, sınırı erken aşın. Sınırın ilerisinde her şey yolunda. Yaşamak bazılarına kolay piyango misali. Vurursa ne âlâ. Diğerleri de beklesin dursun…
Bir çocuk var Ali, denizden altın heykel çıkacağına inanıyor. İstanbul’u satın alacak kadar para demek bu. Böyle bir masal anlatmış biri, onlar da bire bin katıp anlatmaya başlamışlar birbirlerine. Açlıklarına aldırmıyorlar, bir gün denizden çıkacağına inanıyorlar. Lodosta, dalgaların asfalta yükseldiği zamanlar don gömlek olmadan denize girip denizin onlara vereceği altın heykeli arıyorlar. Dalgalar, denizin dibini darmaduman edip hop deyip sığlara atıp bırakacak. Kim yakınsa ona onun olacak. Allah’tan sonra, en büyük Deniz. Böyle bilip böyle inanıyorlar. Ağlamak yok açlıklarına, korkularına, dövülmelerine, kovalanmalarına; insan yerine konulmamalarına.
*
Ah be Selim nerdesin? Haydi çık gel ama ben senden korkarım. Sen de benden korkar çıkıp gelmezsin. Vallahi ben korkarım senden. Bıçaklarsın diye çok korkarım. Nalları dikmek hem de yaşamayı sevmişken… Kim korkmaz ki sala binmekten? Bak sen de korkuyorsun. Korkudan geberiyorsun. Asıl, korkun beni bıçaksız öldürecek. Haydi konuş benimle. 1975’den bu yana büyüdün. Kaç yaş oldun? Şimdi yaşıyor musun bilmiyorum. Yoksa sokakların birinde donarak mı, bıçaklanarak mı, açlıktan mı öldün bilmiyorum. Ah be çocuk. Şu çocuklar yok mu şu çocuklar. İyi ki büyümüyor bazı adamlar kadınlar.
Ama aranızdan biri yırttı paçayı da bir iş tuttu kendine. İt gibi çalıştı. Muhterem Yoğuntaş asıl masal sensin hikâyen masal. Asıl sabrederek, kendini eğiterek, yılmadan çalışarak, boynundan büyük yüklerin altından kalkarak; düş ve tırnakla buldun bu işini de. Sen bu masal için mecbur bir çocuktun. Diğerlerine umuttun. Oysa bu piyangoydu inan. Dişin tırnağın doğru da… Sen bir çocuk kalbiydin.
Yaşar Kemal’in Çocuklar İnsandır kitabını okudukça parmaklarıma iğneler battı. Hani şu tuşlara parmaklarımla basmak merhem gibi geliyor. Benim Melek’i tanır mısın? Belki hâlâ Galata Köprüsü’nde mendil satıyordur. Ölü çocuklar büyümezmiş. Köprü üstünde onunla karşılaştığımda yanıma gelmişti. “Mendil alır mısın?” dedi. Gülümsedim. ”Ne burnum akıyor ne de gözlerim.” dedim. Yüzüme bakan gözleri kocaman açıldı. Gözlerime baktı, burnuma baktı. “Belki akşam soğan doğrar çorba yaparsın. Lazım olur.” “Çorbayı sever misin?” “Severim ama balığı daha çok severim. Her gün yesem bıkmam.”
“Gidelim balık ekmek yiyelim.” Elinden tuttum. Durdu. Bir şey diyecekti ama diyemedi. O benim bildiğim benim Melek’se ne diyeceğini biliyorum. Kelimeleri bulamıyor. “Hay şu dünyanın düzenine. Mendil değil anasını satayım.”
“Sen ne yaparsın?” diye sordu.
“Masal anlatırım. Herkese ayrı bir masal. Sonra da yazarım. Daha olmadı masal yazarım sonra da yaşarım.”
“Her yazdığın gerçek olur mu?”
“Olur ya.”
“Öyleyse benim için de yazar mısın?”
Bir küfredebilsem. Ah bir… Küfür iyidir. Çoğu zaman türbinlerde iyi edilir. Sokağa çıkıp küfredene deli denir. Ne ağlara girmeyen topa, ne de ağı hedef alıp topa vuran adama bu küfür. Olsa olsa, stadın dışında kalanların hanesinedir.
Hay Allahsızın…





Bir yanıt bırakın