YAŞAR KEMAL GÜNLÜKLERİ 16 Mayıs 2026 / Cumartesi
İnce Memed’in birinci cildini okuduktan sonra Yaşar Kemal’in bu romanı kaç yaşında yazdığını düşündüm. 1926 ya da 1923 yılı doğumlu olduğu söylense de yazar 1923 doğumlu olduğunu söyler. Romanı otuz iki ya da yirmi dokuz yaşındayken basılmış olduğunu kabul edersek ortalama otuz yaşlarında yazdığını düşünüyorum. İleride bunu da kitaplarda okuyacağımı ya da okuduğumu ama dikkatimden kaçtığını düşünüyorum.
Yazar İnce Memed’in birinci cildinde 1938 yılından öncesini yazmış. Dağlardaki eşkıyalar içinde köylülerden yana olan İnce Memed. O da mecburiyetten dağa çıkmış. Mecbur insan olduğunu söylerken yazar, kendisinin de mecbur insan olduğunu söylemiş. Köyünden çıkmak zorunda kalmasını bir hikâye ile anlatmış.
Sürülere dadanan kurtlar köylüler tarafından yakalanıp boynuna zil takılırmış. Avına yaklaşmak istese, zilini duyan hayvanlar kaçarmış. Bir deri bir kemik kalan kurt sonunda açlıktan ölürmüş.
Yaşar Kemal’in kendi hikâyesini kitaplardan okuyabiliyoruz. Feridun Andaç’ın onunla yaptığı söyleşilerde anlatılmakta.
İnce Memed birinci ciltte bir destan roman olarak kaleme alınmış. Öyle uzun uzun doğa betimleri bulunmuyor bence. Günümüzdeki romanlarda doğadan uzaklaşan kentli yazarlarda betimlemeler yer almıyor. Çünkü kent hayatımızda doğa yok olmuş. Bir avuç parklarımız bile parmakla sayılacak kadar az. Binalar birbirine yorgun argın yaslanıyor. İnsanlar da bu binalara benziyor desem yeridir. Doğanın yerini iç monologlar, bilinç akışı uzun uzun anlatılmakta. Doğrusu bu bana çok uzun geliyor. Yaşar Kemal’in yer verdiği doğa betimleri bile az kalıyor bence. Merakla romanı bitirdim. Sıra geldi ikinci cildine.
İkinci cildi 1969’da basılmış. Aradan birkaç yıl geçmiş, İnce Memed nerede yaşamını sürdürmüşse, Toroslara geri dönmüş. Doğa betimlemeleri biraz daha uzamış. Ama bir iki sayfalık noktasız süren cümleler yok. Betimlemeler de beni etkiledi ve dağlarıyla hayvanları, bitkileri, ağaçlarıyla gözlerimin önünde canlandı. Benim yaşımı da dikkate alırsam bu adları yani hayvan, bitki, ağaçları tanıyor adlarını biliyor olmalıydım. Ne yazık ki bilmediklerim de var. Mavi kelebeği hiç duymamıştım. Gerçi kırmızı kelebeği de görmedim. Benim büyüdüğüm yerlerde beyaz kelebekler çoktu. Sarı kelebekler de. Kahverengi rengarenk işlemeli kelebekler de gördüm. Özellikle kahverengi kanatları renk renk işlemeli kelebeklerin yağmurdan sonra çoğaldığını ileri yaşlarımda gördüm. Bir sevinmiştim, bir sevinmiştim. Sinekler ve haşereler için yapılan ilaçlamaların arıları, uğurböcekleri ve kelebekleri de öldürdüğü için günümüzde az görüldüğünü düşünürüm. Gözlerim onları arar. Boşuna. Bekle ki bir ikisine rastgelesin. Bahçelerde parklarda çiçeklerin üzerine gördüğümde mutlu olurum da çocukluğumu düşünürüm. Ağaçlara gelince. Birkaç ağacı yapraklarından tanırım. Saysam şimdi hepsini bilmediğim ortaya çıkar. Daha çok meyve ağaçlarını bilirim, dallarından yapraklarından, yapraklarının renklerinden, çiçeklenme dönemlerinden…
İstanbul’un ağaçlarını tanımıyorum. Herkesin bildiği çamı bilirim ama çam türlerini bilmem. Ben doğayı anlatmaya başladım. Döneyim İnce Memed’e. İkinci romandaki doğa betimlerini çok sevdim. Sevmek için tanımak gerek.
İnce Memed’i köylüler bir sever bir sever; sevdiklerinden mi lanet de okumaları anlamadım. Yazar bunu okuruna yani bana bırakır. Aynı sevgiyi ve laneti ağalar da gösterir. En azından bazı köylüler insanlığını gösterir de İnce Memed’i korurlar. O insanlar olmasa İnce Memedler de olmazdı. “Köylü milletin efendisidir” demiş Mustafa Kemal Atatürk. Tarıma önem vermiş. Bu romanın kurgusunda da ağaların efendi olmaya çalıştıklarını görürüz. Ağalar köylülerin efendisi olmaya ant içmişler.
Bir solukta okudum romanı ve üçüncü cilde bugün başladım.
İnce Memed üçüncü cildi 1984 yılında basılmış. Bugün işimi gücümü bıraktım yüz seksen sayfa okudum. Bu romanda doğa betimlemeleri biraz daha yer almış diğerlerine göre. O kekik, nane, çam ağaçları ve reçine kokularını başka nerede bulabilirsiniz? Çeşit çeşit kuşları nasıl gözünüzde canlandırabilirsiniz? Doğayı unutmak mı? Sinek yuvası olan bataklıklar, sıtmadan ölen çocuklar…
Çocukluğumda tren yoluna paralel uzanan küçük bir su yatağı vardı. Bunun çevresinde de kargılar adam boyu yükselirdi. Bu kargıları keser, kendimize düdük yapardık. Çocukluktan çıkmadan kargılar yok oldu. Kurbağalar da… Beş metre derinlikten su çıkardı. Bak adını unuttum. Tulumba… Tulumbalar vardı. Artezyen vardı. Tarla sulandığında çukurlarda su birikintileri birkaç gün olurdu ve içinde kurbağa yavruları büyümeye çalışırdı. Kurbağa sesleri mutlaka işitilirdi.
İnce Memed yalnızca doğa betimlemeleri için bile okunur. Yazarın insana yaklaşımı, insanı sevişi ama bir yandan da güvenilmezliklerini işlemesi… Çıkar her zaman düşünülür. Karakterlerden Topal Ali’nin Memed’i, Hamza Ağa’yı severek öldüreceğini düşünmüştüm. Çok üzülmüştüm. İnsana, bir tek insan kalmış da olsa, güvenemeyecek miydim? Neyse ki Yaşar Kemal onun Memed’e olan yürekten bağlılığını ve sevgisini gösterdi. Benim kadar Topal Ali’de kendine güvenmiyordu. İnsanın nasıl insanlıktan çıkarıldığını birlikte öğrendik.
Kitabı elimden zor bıraktım. Uykum da yok. Yine de uyumak gerek. Yoksa yarına okuyacak gücüm olmayacak.
Betimlemeleri hiç de uzun değil. Bence Yaşar Kemal romanları okumayanlar bile betimlemelerin uzun olduğunu söyleyecek. İnce Memed destanı gelecek kuşaklara geç kalınmış bir doğa arayışıyla okunacağını düşünüyorum. Yalnızca sosyo kültürel ve ekonomik olarak incelenecek bir roman değil. İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından basılan, Toprağı Dinle Suyu Anla kitabını da daha sonra yazacağım.
Bitti.





Bir yanıt bırakın