OKUDUKÇA           11 Aralık 2025  / Perşembe

OKUDUKÇA           11 Aralık 2025  / Perşembe

Bir kitap okudum, düşüncem değişti. Bu gerçek olabilir mi? Kitabı bitirmeme yirmi dört sayfa kaldı. Bitirmek istiyorum ama okuduklarımı düşünmekten, okuduğum yeni sayfalar üzerine düşünemiyorum. Kitap okuru nasıl oldum? Çocuklara kitap okumayı sevdirmek için ne yaptım?

Çocukluğum üzerine düşünüp yazmıştım. Olduğu gibi yazmıştım üstelik. Öne çıkardığım bir şey yoktu. Şimdi önemli olanı anlayabiliyorum. Okur olmamız için önümüze kitaplar yığılıp okuyun denmemişti. Aksine okumamamız için çok ısrar etti büyüklerimiz. Gözleriniz bozulacak. Saat geç oldu, elektrikleri kapatıyorum, haydi yatağa.

Okulda okuma sevgisi öğretilirken, öğretmenimiz yüksek sesle okurdu ve ardından okuma sırası bize geçerdi, biz yüksek sesle okurduk. Gönüllüler okurdu. Öğretmenimiz gibi vurgulu ve capcanlı okuyamayan arkadaşları takip etmekte zorlanırdık. Bir an önce başkasının okumasını beklerdik. Evet, yüksek sesle okur gibi içimizden okurduk; vurgulu ve tonlamalar yaparak. Bunu nasıl öğrendik anımsamıyorum. Bazen okuduğumuz sayfaları özetlerdik ama bunu yapmak bana zor gelirdi. Kendimi kaptırır ve sayfaların arasında kaybolur, sonra neler olacağını düşünmekten, önceki sayfalarda yani geçmişte kalan anlatılara ayrıntılı yer veremezdim. Özellikle tek başıma yaptığım okumalarda birçok yeri değiştirirdim. Beğenmediğim yerleri değiştirirdim. Olmasını istediğim gibi olurdu. Yetişkinliğimde okuduğum Gümüş Kanat kitabının sonunu değiştirdiğimi fark ettim. Ama şimdiki ilk anımsamam çocukluğumdaki gibi. Uçan Otomobil’den anımsadıklarım arasında düdüklü şekerler ve onun tadı. Ağzımda o tadı alırım hâlâ. Uçan bir otomobili yapacaklarını ve büyüyünce benim de olacağını düşünürdüm. Sanırım en çok değiştirdiğim kitaplar besleme çocukların anlatıldığı kitaplardı.

Öğrencilere de aynı yöntemi uyguladım ama yıllar içinde yeni müfredatlarla değişim gösterdi. Uyum sağlamaya çalıştık, başarılı olacağına inandık. Sorular sorduk, sınavlar yaptık, özet çıkarttık. Bugün okuduğum kitap düşüncemi değiştirdi ama müfredatta da değişiklik oldu zaten. Sınav yok, özet yok, soru yok… Okumayı sevdirmek için yüksek sesle okuma saatleri yaratmalıyız. Günümüzde masal ve hikâye anlatıcılığının önem kazanmasının nedeni anlaşılıyor.  Etkili olacaktır. Ayrıca yazarların çocuklara kitaplarından bölümler okumaları da çok anlamlı geliyor.

Daniel Pennnac Roman Gibi Kitaplara ve Okumaya Dair, adlı kitabını bir gecede bitirdim. Yalın bir anlatımı, içtenliği okumayı sürüklüyor. Altını çizdiğim güzel cümleler oldu. Zaman tanrısı Kronos’u düşündüm. Geçenlerde zamanın durması durumunda neler olurdu, diye düşünüyordum. Yalnız olmak kitap okumak için değil, yeni tanıdıklarınla zaman geçirmek içinmiş. Bırak başkaları yalnız olduğunu düşünsün. Çocuk  kitaplarındaki gibi yetişkinlere yazılır mı, diye düşünmeye başladım. Hani şu iyilerin kazandığı kitaplar. Heyecan verici hikâyeler. Günlük rutinle iç içe geçmiş iki yaşam. Neden olmasın?

Kitap okurken hayal etmeyi nasıl öğrendik? Sanırım çok zamanımız vardı öğrenmek için. Şimdi bunu öğretmeye çalışıyoruz. Öğretilebilir mi? Görselliği ön plana çıkaran bilgisayar acaba bireyin hayal kurmasına engel oluyor mu? Yoksa daha çok zenginleştiriyor mu?

Edebiyatta her zaman önemli bir yeri olmuştur “Eve dönmek”in. Dönülen yer neresidir? Bıraktığı gibi midir? Ya da kendine dönüş müdür? Güzel bir hikâye olur. Her insan için ayrı bir anlatı olacaktır eminim.

Çocukluğumuzda ev içinde bizi oyalayan kitaplardı. Sakin sakin otururduk bir köşede ve okurduk. Şimdiki çocuklarda bu görevi bilgisayar, telefon almışsa başka şeyler de düşünülmeli, sorgulanmalı. Bazı şeyler değişmemiş gibi…

Birkaç gündür içimde oturan bir sıkıntı vardı. Okumam gereken kitaplara elim varmıyordu. Bu kitap bana iyi geldi. Eğer sıkılmasaydım bu kitabı kim bilir ne zaman okuyacaktım. İyi ki sıkılmışım ve beni rutinin dışına çıkarmış. Hayal dünyasının kapılarını çalmak sıkıntıyla oluyor sanırım. Ah ne güzel bir umut. İnsanın kendinden kurtulması ne güzel.

“İyi sürdürülen bir okuma kişiyi, kendisi dahil her şeyden kurtarır. Ve hepsinden önemlisi, ölüme karşı okuruz.” S.75

“Her okuma bir direnme eylemidir. Neye karşı direnme? Bütün sıradanlıklara:” s.74

“Şimdi sen ne okumuş oldun? Ne demek isteniyor burada?” s. 44 diye sormaktan kaçınmalıyız ama nasıl?

Düşler dünyasının kapısı aralandı. Saat gece yarısı.

“Bir şeyleri anlatacak kelime bulamıyorum.” S.94 Çok sık oluyor bu bende. Nedenini bir türlü anlamıyordum. Kelimeler çuvala mı giriyordu ya da geceye? Daha geçenlerde öğretmenimize söyledim. “Kendi cümlelerime dönüştüremiyorum. Kelimeleri bulamıyorum. Ezberim de yok tekrar edeyim cümleyi.” Her kitap üzerinde uzun uzun düşünülecek diye bir kural yok.

En korkunç olan korku şu: “Anlamama korkusu.” Çocuklar olsun büyükler olsun hissedilen bu. Anlamazsam ne olur? Yani Gümüş Kanat’ın beğenmediğim yerini değiştirdiğim için anlamamış mı oluyorum? Bunu, korkuyu düşünmek gerek. Bugün bile bu korkuyu hissediyorum. Ullyses’i anlayabilecek miyim? Borges’i? Gizli gizli okuyup bir şey anlamayınca okudum demekten çekinmek… Tekrar okumaya cesaret edememek. Günümüzdeki okuma atölyeleri çok katkı sağlıyor okur yolculuklarına. Çağrışımları yazmak, günlük tutmak, başka kitapları anmak, yaşanmış hikâyeleri anlatmak ve bazen de bir öykü yazma cesareti vermesi çok önemli benim için. Birlikte okunan kitaplar biraz daha kalıcı olabiliyor. Tamtamlar menimin esini Shakespeare örneğin.

“Okumayla barıştırmanın tek şartı şu: Karşılık olarak hiçbir şey beklememek… Etrafında konuşmaktan tamamen kaçınmak.” S.110

“Sadece korkudur müfredattaki metinleri “can sıkıcı” kılan. Anlamama korkusu, cevap verememe korkusu, donuk bir ders olarak düşünülen edebiyat korkusu…”s.115

Bir kitap okudum, düşüncem değişti mi? Bunu da zaman gösterecek. Anladım mı acaba?

Roman Gibi kitabı, kütüphanemde okunacaklar arasında duran kitapları kurcalarken dikkatimi çekti. Sayfaları atlaya atlaya okudum ve bunun gibi altı kitabı ayırdım. Sonra aklıma geldi “Okumak üzerine bir kitap vardı, kimdi yazarı?” Yazarını yanlış anımsamışım. Fakat altı kitabın arasından bulup çıkarmak kolay oldu. Şimdi yanlış anımsadığım yazarın kitabını okumak istiyorum. Tim Parks’ın kitaplarını sevdim bu sıralar. Oysa söz vermiştim kendime sırf öykü ve roman okuyacağım diye.  Hikâyeler dinlemek, okumak daha güzel değil mi? Neden kurgu dışı kitaplar sürekli ön plana çıkıyor? Bunu da zamana bırakmak gerek.

Bugün de bitti. Yeni güne Hayatta Kalma Becerisi Olarak Roman kitabıyla başlamalı. Tim Parks. Çağrışımlarıyla beni çeken başlığa nasıl duyarsız kalabilirim ki?

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*