SHAKESPEARE    8 Aralık 2025 / Pazartesi

SHAKESPEARE    8 Aralık 2025 / Pazartesi

Bugün bazı sorularıma yanıt aramaya çalıştım. Merak ettiğim ilk şey nasıl oluyor da saraylarda krallar bu oyunları seyrediyor? Neden ilgilerini çekiyor ve halka da oynanmasını onaylıyor?

Şimdilik iki oyun okuduk. Hamlet ve Macbeth. Kralların uykuları kaçıyor olmalı, tahtları kadar hayatları da güvenli değil. En yakınından ve en yakın komutanın tarafından öldürülebilirsin. Ey halkım, diyor olmalı, sizin için hayatımı ortaya koyuyorum. Oysa aynı zamanda taht savaşları olduğunu biz biliyoruz. Kimse onların yerinde olmak istemez sanırım. İsteyen de arkasına önemli isimleri almadan harekete geçmez. Hamlet’in babası, kardeşi tarafından öldürülmüştür. Hamlet annesinin de bu cinayeti desteklediğini düşünmüş olmalı. Bunu açık açık dile getirmiyor. Hamlet’in babasının intikamını alması yalnızca bir kader olmalı. Çünkü zıt kutuplar arasında gidip gelmiş ve hemen eyleme geçmemiştir. Var olmak ya da yok olmak, arasında kalmıştır. Ne zaman ki amcası onu öldürmek istemiştir ancak o zaman cinayetler işlenmiştir. Belki de Hamlet bu eylemde aktif rol oynamamıştır.

Macbeth’de başarılı komutan da tahta oturmak için kralı öldürmüştür. Komutan krala sadık biridir oysa. Onu sever ve hizmet etmek, savaşlarda onun adına başarılar kazanmak gurur verir. Ödüllendirilir de. Fakat o ne yapar? Cadıların kehanetini Lady’ye anlatır ve karısı da tahtı ele geçirmek için bu kehanetin gerçekleşmesi için eşinin cinayet işlemesine neden olmuştur. Krallar yönetmek ve taht ve iktidar adına hayatlarından olabilir her an. En yakın gördüklerinden her zaman ihanete uğrayabilir. Halk sanırım sessizce izleyici olarak kalır. Tiyatro izler gibi seyirci.

Günümüze gelen oyunlarda oyuncuların sahnedeki duruşları, duyguları üzerine hiç not yoktur. Hatta tiratlarında da noktalama işaretleri yoktur. Bugün bile bu noktalama işaretleri birçok çeviride başkadır. Ne işe yarar bu işaretler? Oyuncuların duygularını nasıl yansıtacağı üzerine tek kaynaktır. Lady Macbeth’in hırsı vurgularla kuvvetlendirilir ve inandırıcılık kazanır.

Bizans ve Roma İmparatorluğu dönemlerini ait tarih kitaplarında taht oyunlarını okuruz. Kanlı bir tarihtir izlediğimiz. Konstantinopolis’te Bizans İmparatoru  Justinianus ve eşi Theodora tarihte önemli bir yere sahiptir bence. İsyanları bastırabilmiştir kral ama kraliçenin desteğiyle. Theodora güçlü ve hırslı bir kadınmış.  Onun yerinde olmak isteyen sanırım olmaz, güçlü komutanlar dışında. Taht savaşları günümüze kadar şekil değişerek devam etmekte. Ölmeye var mısın, taht için? Theodora evet demedi mi? Büyük isyanda kaçmak yerine savaşma cesaretini gösterdi.

Bizans ve Roma İmparatorluğu üzerine birçok yorumlar yapıyor, paylaşıyoruz. Ama kendi tarihimiz üzerinde pek konuşamıyoruz. Oysa taht savaşları dünyanın her yerinde görünmekte. O yıllarda kanlı taht oyunlarını sahneleyenler vardı fakat zaman zaman değil gününü eleştiren oyunlar oynamak, Shakespeare oyunları bile yasaklanmış. Peki bugün bize bu oyunları izlemek bizde nasıl duygular uyandırır?

Tiyatro sahnesinde bu oyunları izlemek muhteşem olmalı; oyuncuların muhteşem oyunculuğu. Gidip gelen duygularımı izlemekte sanırım çok başarılı olamazdım. Nedenini ifade edemiyor da olabilirimdim. Her oyuncunun da farklı farklı yorumlamaları olacağı için her oyunda farklı bir görüş edinirdim. Tarih bilgilerimi anımsamaya çalışırdım. Yüzyıllar boyunca yeniden yeniden oyunlaştırılması da bu farklı yorumları getirmiş olmalı. Günümüzden de parçalar yer alıyor olmalı. Burada değişen bir şey yok. Uykuları kaçanlar az da olsa… Belki de çoktur.

Feridun Andaç şöyle dedi; “Yazmak isteyen biri mutlaka bu oyunları roman gibi okumalı.” Roman gibi okunabilir gerçekten de. Sahneye giren oyuncuların kişilikleri tarif edilmiyor, konuşmalarından çıkarıyoruz. Günümüzde roman ya da tiyatro oyunları nasıl yazılıyor? Klasik romanlardaki karakterler yanı başımızda gibi duruyor. Bugün bu canlılıkta soluk alıp veriyor mu karakterler? Buna hiç dikkat etmemişim. Okurluk atölyeleri gerçekten de okur yolculuğunu zenginleştirmek isteyen biri için çok önemli. Fakat bunun sonu olmayan bir öğrenme süreci olduğunu da kabul etmeli. Atölye atölye dolaşmalı. Her ustanın sunacağı kurgu başka olacaktır. Kendi adıma okurluk üzerine atölyelere hep devam etmek istiyorum. Okumaktan zaman bulursam da yazmaya çalışırım.

Gülkız Turan, okur yolculuğunun ömür boyu süreceğinin canlı tanığı. Yeni yeni okumalarla dinleyicilere dokunuyor. Yazmaktan çok okuma ağırlıklı atölyeleri. Bazen düşünmeden edemiyorum: Ne zaman bitecek okur yolculuğu? Her okur yolculuğunun yolu yazıya da uğrar mı?

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*