İMZA VE SÖYLEŞİLER    7 Ocak 2026 / Çarşamba

İMZA VE SÖYLEŞİLER    7 Ocak 2026 / Çarşamba

Bugün Nesibe Aydın Yıldızlar Okulu’ndaydım. Yakacık’ta özel bir okuldu. Okulun salonunda sergi açılmıştı. Binden fazla kitap çocuklara sergilenmiş, kitapları ellerine alı incelemeleri, kendi tercihleri doğrultusunda seçim yapmaları sağlanmıştı. Oldukça başarılıydı, amaca ulaşılmıştı. Kitapların başına geçmemle birlikte çocuklar geldi, kitaplarımı ellerine aldılar ve imzalatmak istediler. Ben de etkinliğin yapılacağını söyleyerek yalnızca söyleşi yaptım. Oldukça meraklıydılar. İlgililerdi. Çoğunlukla kız öğrenciler ilgiliydi ve yapılacak etkinlik için heyecanlıydılar. Bana sarıldılar ama ben oldukça ilgisiz davranmak zorunda kaldım. Onlara da açıklama yaptım. Yabancılara sarılmalarını istemiyoruz ve bunu öncelikle kendimizle açıklıyoruz. Çocuklarla yakın temas kurmak çok önemli ve bizi de mutlu ediyor ama işte olması gerekeni öğretmek zorundayız. Çocuklar kitaplarını aldılar ve ayrıldılar. Kitap alan çok olmadı çünkü yanlarında para yoktu. Okulda kantin de yoktu yani para taşımıyorlardı. Onlar da yarın getirmek üzere adlarını yazdırarak aldılar. Çok alım olmadı. Olsun, ellerine kitapları aldılar ya o yeterli. Yapay zeka ile çizilmiş çizimleri kapak resimlerini buldular fakat yanıldıkları da oldu. Bu konu üzerinde düşünmek gerekiyor. Hatta geç bile kalındığını düşünüyorum.

Bu buluşmayı Bu Yayınevi sağladı. Emekleri çok. Dört gün bu okulda bulunacaklar. Yazarlarıyla birlikte… Yazarları için özveriyle çalışıyorlar. Emekleri için teşekkür ederim.

Bu arada eğitim üzerine öğretmenlerle sohbet ettik. Olumsuz yanlarından çok olumlu sonuçlar veren emekler çabalar eğitim sistemleri üzerine konuştuk. Öğretmenler gerçekten çok emek veriyorlar. Böyle bir dönemde özveriyle çalışmak çok çaba gerektiriyor. Bu da bir başka yazım konusu olmalı.

Kendi aramızda da sohbet ettik boş aralarda. Kendi çocuklarımız için neler yaptığımızı konuştuk. Onlar için biz de özveride bulunuyor, anlamaya çalışıyor, istediklerini hayata geçirmeleri için destek oluyorduk. Ama yanlış giden bir şeyler vardı; neydi bu? Uzak durmak ne yazık ki fazla özgüven vermiş, talepleri artmıştı. Çocukları için beklentileri de biz onlar için kuşak farkı olan insanlar olarak anlamıyorduk; onların düşüncelerine göre. Demek ki yeni veli grubu olan bu kuşağa yanlış davranmış, onlar da şimdiki çocuklara yanlış davranıyorlar, eğitimden beklenmedik sonuçlar alıyorduk. Ne yapmıştık?

Biz eski kuşak insanlar olarak çocukluğumuz geniş alilerde yaşamıştık ve özgür olamadığımızı düşünüyorduk. Anne babalarımız eski topraktı ve dayanıklı yılmaz kişilerdi. Özellikle kadınlar. Genç kuşak olduğumuz yıllarda onlar gibi olmamak için, özgürlüğümüz için çok mücadele ettik ama yine de onlardan çok farklı olmayan bir hayat yaşadık. İş hayatı, geniş aile yaşantısı nedeniyle bakım zaman yemek sevgi bekliyorlardı. Ev hanımıydık. Birkaç çocuk sahibiydik. Eştik. Ne kadar da bölündük. Benim için patronum misafirlerimin çokluğundan evim için Otel Lale adını koymuştu. Ya yetiştirdiğimiz çocuklara ne yaptık? Uzak kaldık, sevgimizi onları sıkboğaz yapmadan verdik. Yalnız başlarına iş yapmaları için hem uzak kaldık ama hem de destekledik sıkıştıklarında. Sessiz kaldık ve sonunda bizimle hiçbir şeyi paylaşmaz oldular. Doğru mu yaptık yani? Doğru yaptığımızı sanmıyorum. Bizim çocuklarımızda yaptığımız hataları anladık ve torunlarımız yaşındaki çocuklara farklı davranıyoruz çünkü deneyimliyiz. Çocuklarımız yani bugünün velilerine her şeyi bildikleri düşüncesine inanmaları da bizim yüzümüzden. Ne yapmalı şimdi bilmiyorum. Dünyada benzer sorunlar var. Yalnızca ülkemizde değil. Bu da yetmiyormuşuz gibi bizim kuşak da her şeyi bildiğini anlatmaya çalışarak bir tür çatışmaya neden olduk. Benim kuşağım eski günleri arıyor oldu. Nostalji. Güzel şeyler anlatır olduk, arar olduk. Ne kadar da çabuk unuttuk tartışmalarımız, akıttığımız gözyaşlarımızı, her şeye yetişmediğimiz için yaşadığımız yorgunluğu, taşıdığımız ağır sorumluluklarımızı…

Bugün yine de güzeldi. Konferans salonunda yüze yakın öğrenci vardı; üçüncü ve dördüncü sınıflar. Kitaplarımı henüz okumamışlardı. Bu da iyi oldu. Hatırlamadıkları için kötü duygular taşımadık karşılıklı olarak. Hayal kurmak üzerine konuştum. Resim yaptırdım, sorularıma birlikte yanıtlar verdik. Çocukluklarını anımsattım, farkındalık yaratmak için; büyüyorlardı. Daha iyi okuyorlar, hayal kuruyorlar, anlatıyorlardı.

Bir çocuk kendi adıyla bir kitap yazmamı istedi; Muhsin. O an aklıma gelmedi ünlü karikatür karakterimiz Muhsin’den söz etmek. Ama ona söz verdim yazacağıma dair, fakat hemen yazsam da basılması yetişkinliğine rastlayacaktı. Kitaplarım hemen basılmıyor. Kitabının adını da verdi; Muhsin’in Dünyası. Onun bunu istemesi üzerine diğer çocuklar da aynı istekte bulundu. İstemek güzeldir, beklemek de bir şeyler kazandırır. Belki kendileri yazar öykülerini.

Çizgi Çocuk kitabımın karakteri olan Çizgi Çocuk gerçekten de çizgiydi; çizgiden yaratılmıştı. Çocuklara onu çizdirdim ve muhteşem sonuçlar aldım.

Değerli müdürümüzle sohbet etti. Dikkatimi çekti, beni dinlemeyi tercih etti. Güzel günleri anımsattı bana. Yorgunluklarımı, aldığım ağır sorumluluğumu, yaşadığım zorlukları unuttum. Ama hayat da böyle zaten; ne kadar emek o kadar sonuç.

Konferans salonundan çıktıktan sonra ikinci sınıflara girdim ve söyleşi yaptık. İki şubeydiler. Evet öğrenciler gerçekten çok iyiydi.

Bugün de böyle geçti ve bitti. Resimlerini paylaşmıyorum çünkü izin almadan paylaşmak yasak. Çocuklar kadar ben de eğlendim. Mutlu oldum. Ama bu elbette her sohbette öğrendiklerimi uygulayarak oldu. Verdikleri beklemedim ve tercih etmediğim geri dönüşlerden ders alıp farklı yaklaşmaya çalıştım. Bir örneğin üzerinden anımsamak istiyorum. Ses tonumuzu değiştirerek okumaya örnek vermek istedim. “Aslı! Balkona çıkma, içeri gir!” dedikten sonra ne olabilir? Bu soru nasıl yazdığım üzerineydi. Onlar da balkondan düşeceğini söylediler. Olabilir diye düşündüm. Başka ne olabilir; kardeşi de balkona çıkabilir mi? Tehlikeli mi? Diğer sınıfta farklı arayışlara girdim. O sınıfta da düşeceğini söylediler. Olumsuz düşünmemelerini, hayal kurmalarını istedim. Gözlerini kapadılar ve gördüklerini anlatmalarını istedim. Fena değildi aldığım yanıtlar. Ama bir çocuk sekiz kuş gördüğünü söyledi hemen. Olanaksız olduğunu bu kadar kısa sürede kuşları sayamayacağını söyledim. Haydi say bakalım kaç kuş var? Güzeldi, saymaya başladı. Sonra da dört kuş ismi söylemelerini istedim. Onlar da kendi kuşlarına isim vermeye başladı. Boncuk, diye başlandı. Soruyu tekrar sorum ve dört kuş adını önce düşünmelerini ve bulduktan sonra el kaldırmalarını söyledim. Düşünmelerine rağmen dört kuş adını söyleyen birkaç kişi kaldı. Martıyı bu öğrenciler de unuttu ve ben anımsattım. İstanbul demek vapur ve martılar demek benim için. Bir ara kediler için de öyle söylendi ve belgesel hazırlanmıştı. Kedilere yaşam alanı tanınmıyor şimdi. Önce köpekleri topladılar şimdi sıra kedilere geldi. Çocuklar onları da göremeyecek yakında ve biz büyükler onlara kedi köpek nasıl bir hayvan anlatmaya çalışacağız. Bunun sorumlusu kim?

Çok iyi ağırlandım kısacası. Bana moral oldu. En büyük hayalim çocuk kitaplarımın yurtdışında da basılması.

Bitti.

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*