GÜNLÜKLER    11 Ocak 2026 / Pazar

GÜNLÜKLER    11 Ocak 2026 / Pazar

Kahramanın Sonsuz Yolculuğu oldukça değerli bir yapıt. Mitolojinin olduğu kadar hikâyelerin de işleyişini aydınlatıyor. Aynı zamanda yaşadığımız şu dünyada kendi mitolojik hikayemizin de nasıl şekillendiği açıklanıyor. Aslında tam olarak anlaşılmış değil şu anda. Günlük hayatımızdaki işleyişi örneklenebilmiş değil. Kahramanların yolculuğu var ama sıradan insanlar olarak kendimizi kahraman olarak düşünmediğimiz için net bir şeyler yani hikâyeler oluşturamıyoruz.

Sanırım ben yazı dünyamdaki yolculuğumda buna dair örnekler yaşamımdan anlatabilirim. Herkesin inandığı bir hikâyesi var; hatta romanı. Öyle gündelik ve kendini tekrar eden yaşamlarımız var ki bir türlü yolculuğun ne olduğunu bilemiyoruz. Aslında birçoğumuz için yolculuğa çıkılmadığını, buna cesaret edecek gücü kendinde bulmadığını düşünüyorum. Tıpkı ilkokul çağındaki çocukların günlüklerini yazdığı gibi… “Sabah erken kalktım. Elimi yüzümü yıkadım. Kahvaltımı yaptım. Önlüğümü giydim. Çantamı alıp okula gittim. Okulda ders yaptık, zil çaldı oyun oynadık. Eve geldim. Önlüğümü çıkardım. Ödevlerimi yaptım. Akşam yemeği yedik…”

Bunu yetişkin günlüğü olarak nasıl yazabilirim? “Bu sabah erken kalktım. Biraz daha yatmak istedim ama işe gidecektim. Kahvaltı yapmadan evden çıktım. Simit aldım, otobüse bindim. Binmem zor oldu çünkü hep dolu geçiyordu. Sıkış sıkıştı…”

Bunun dışında üzüldüğümüz zamanları yazarız. Hepsi de birbirinden kötü düşünceler olur. “Arkadaşım A’nın söyledikleri beni çok üzdü. Ağladım. Kardeşimi aradım. Ben böyle bir insan değilim. Bana bunları söylemeye hakkı yok. Ölmek istiyorum bazen. Zaten iş yerinde insanlarla tartışıyorum. Bütün işleri bana yaptırıyorlar… Bana dedi ki…”

Özlü ve derinlikli sözler söylüyoruz ama olay yok. Ben de olaylı hikâyeler yazamıyorum. Çünkü kendimize öyle çok dönmüşüz ki bunun nedeni üzerine düşünmek yerine, yapılan haksızlıkları ve yapamadıklarımızı başka insanlar yüzünden olduğunu düşünüyoruz. Böylece bir türlü patika yolumuzu, yönümüzü bulamıyoruz.

Saf Mutluluk kitabını okurken kişisel gelişim yöntemlerinin temellerinin nereye dayandığını fark ettim. Çakralardan söz ediyoruz ve bu oldukça yaygınlaştı. Üst çakraların açılmasının yolculuklara ve uyanışa işaret ettiğini yazıyordu. Ayrıca mitlerden de söz ediyor. Herkesin bir miti yani hikâyesi var. Benim mitim bir masal. Karlar Kraliçesi. Belki de başka masallar da var. Bu masal zaten mitlerin yorumlayışından doğuyor. Kadın erkek ilişkileri çok güzel verilmiş bana kalırsa. Adamı karlar kraliçesi sarayına götürüyor. Onu buzdan sarayına hapsediyor. Adamın arkadaşı (eşi) ısrarla adamı aramaya çıkıyor. Ona yardımcı olan kadar engel olmaya çalışanlar da var. Sonunda adamı buluyor ve onu evlerine geri getiriyor. Acaba bu hikâye size bir şeyler çağrıştırıyor mu? Aldatılan kadınlar ve erkekler; geri dönüşler yuvaya… Bu bir döngü olarak sürüyor.

Çocukluğumuzda mitlerle ilgili bir şey okumadık. Fakat onlardan beslenen ve taklit eden masalları okuduk. Bilinçdışı olarak bu bilgi bizde var. Yetişkinliğimizde mitolojiyi ve destanları okuduğumuzda dikkatli bakarsak bu masalları çözebiliriz. Bunun için de çok zaman harcamamız gerekiyor ve bizim buna ayıracak zamanımız yok.

Mitoloji derken yaşadığımız Anadolu topraklarındaki yaşantılar Batı Mitolojisi hakim. Türk Mitolojisi üzerine bilgimiz de çok az. Biraz okumaya çalıştım ama bir türlü anlamadım yani günlük hayatımızdaki yerini bulamadım. Şimdi yalan yanlış bir düşüncem var. Dede Korkut Hikâyeleri için bireyi değil toplumu oluşturmaya bir çatı altında toplamaya çalışılıyor. Toplumsal bir yaklaşım var. Birleştirici yapıda. Bireyden çok topluma yönelik. Hikâyelerdeki boylar ve kağanlar toplumu korumak, bir çatı altında toplamak görevini üstleniyor ve savaşlarda bir kağan onlarca düşmanın hakkından gelebilecek kadar güçlü kuvvetli. Başlarımıza olan inancımız, yani baba figürümüz bundan geliyor olabilir. Ailenin yani toplumun en küçük yapısının korunması da babaya ait. Kadınlar da yuvayı sıcak tutarak erkeğin arkasında durarak destek oluyor. Yuvayı dişi kuş yapar, inancı. Devlet Baba dememiz. Kadınlarımızın daha yumuşak olması ama bu elbette genelleme değil. İstisnalar kaideyi bozmaz diyelim. Bireyin üzerinde, onun psikolojik gelişimine nasıl destek verdiklerini bilmiyorum. Yalnızca şunu fark ettim ki başlarına sadık insan bireyler ve savaşçı ruhlu erkekler yetiştiriliyor.

Birey olarak mitolojimizden neler alabiliriz? Başımızı Batıya çevirmeden önce kendi inanışlarımızın günlük hayatımızı nasıl şekillendiğini nasıl fark edebiliriz? Kendi mitolojik hikâyemizi nasıl bulabilir ve nasıl yazabiliriz? Bir yandan yüzümüzü Batıya çevirmişken yani Anadolu topraklarında yaşamış insanların inanışlarının bize nasıl yansıdığını bilmezken Türk Mitoloji hakkında nasıl düşünebiliriz. Doğu ve Batı arasında kaldığımız doğrudur yüzyıllarca. Çekişmeli bir durum. Arkeolojik çalışmalarla, her yıl yeni şeyler öğreniyoruz halkların geçmişleri hakkında.

Benim hikâyem Karlar Kraliçesi ama başka masallar da vardır mutlaka. En azından yazdığım çocuk kitaplarımda bunu masal olarak anlatmış olmalıyım. Evet ben yazdıklarımı yaşıyordum. Bunun nasıl olduğunu gerçekten bilmiyorum ama bilmeyi çok isterdim. Yetişkinler için yazdıklarım yaşadıklarım değil, yaşadığım çevreyle sarılmış yalan hikâyeler. Kurgular. Şimdi şimdi yazdıklarımı yaşayacağımı sanmıyorum. Ama benim tamamlanmamı sağlayan hikâyeler olduğuna inanıyorum. İki üç yıl önce parçalanmışlığı anlatmak için yola çıktım. Ama bunu yeniden bütünleyecek zamanım olmadığını söylemiştim. Ama her geçen gün tamamlandığımı fark ettim.

Hayatımın büyük bölümü bilinçdışımın bana yaptıklarını anlamakla geçti. Yazmasaydım sanırım gerçekten deli olacaktım. Acaba kendim için mi yazdım? Ya şimdi neden yazıyorum? Belki de ego. Hırs. Geçenlerde dört gün kitap ve kalem elime almadım. Öyle sıkıldım ki, elimde oyalanacak hiçbir şey yokmuş. Yazmak ve okumak dışında bir şey yapmamışım. Yazmasam ne olur, diye düşünmüştüm ya kendim için yazmamım gerekli olduğuna inanıyorum artık. Başkaları için de yazıyor olmalıyım ki sayfamda yayımlıyorum. Okundu da ne oldu şimdi? Ne değişti? Anlattığım yolculuğun seyrini görüp kendi yaşamlarındaki ayrım yerlerini fark edecek ve kişisel gelişimlerinden olumlu sonuçlar alabilecekler mi? Kendi hikâyelerini yazmaya başlayıp, tamamlanmak için ilk adımı atacaklar mı? Ben yazmak zorunda mıyım? Benden daha iyi yazanlar var. Onlar yazar.

Yazdım yazdım yine de yolculuk üzerine bir örnek yazmadım. Bunu anlatmak için yine masallara başvurmak zorundayım. Bunlar da çocuk kitapları olur ancak. Kim çocuklar için yazılmış kitapları okumak ister ki?

Hayatın bir döngüden ibaret olduğunu biliyoruz. Mevsimler gibi dönüp duruyor ve biz ölünce yerimizi dolduran baharla gelen yeni kuşaklar oluyor. Mevsimler ağaçlar için başka şeyi gösteriyor. Yenilenmeyi ve değişmeyi ve büyümeyi. Hangisini isterseniz ondan yola çıkabilirsiniz. Ben otlar ve böcekler için kısa bir çizgiyi izliyorum. Dört mevsim yaşıyorlar en fazla. Daha kısa ömürlü olanlar var ama soyları yeni doğanlarla devam ediyor. Bir yıldan uzun yaşayanları verirken döngüyü oldukça net veriyorum. Doğar, büyür, yaşlanır, ölür. Bu döngü bana bir şey anlatmıyordu. Çağrışım yapmıyordu doğrusu. Bu döngü ne işe yarıyordu? Biyokimyada bir döngü vardır ve bu yaşamak için gerekli enerjiyi sağlar. Döngüye katılanlar değişime uğrar. Sonuçta enerji açığa çıkar. Bu döngü bana daha çok çağrışım yaptı. İnsanlar kadar her şey bu dönüyle enerji buluyor ve dünya ayakta kalıyordu. Tıpkı insan bedeninde olduğu gibi. Enerjinin bittiği yerde ölüm oluyordu. İnsanın ölürken ışığının söndüğü son yer karın bölgesiymiş. Merkez.

Olmadı. İstediğim çağrışımı bulamadım. Örnekleyebildiğimi sanmıyorum. Evet buldum. Beni bugüne kadar yalnız bırakmayan bir hikâyem daha var. Yıkık Köprü. Yıllarca yazdım ama istediğim gibi olmamıştı, eksik var, diyordum. Dün akşam bu hikâyeyi tamamladım. Şimdi yeni bir hikâye yaratmak zorundayım. Hayat bu hikâyelerin verdiği enerji ile sürüyor. Belki de ifade etmek istediğim buydu. Yıkık Köprü geçmişle geleceği birbirine bağlamıyordu, yıkıldığı için. Uzak bir yerde kalmıştı ve herkes görmemişti. Bu benim hayatım değildi ama benim hayatım olan bir şey de vardı; bir gün ben geçmişin de yalan olduğunu ve artık inanmadığımı düşünecekmişim. Bundan eminim. Ben yoktum geçmişte. Peki kim vardı? Bilmiyorum. Belki de bugünlerde yazdığım yazılarda yalan olduğu gibi ben bir yalanım. Benim hikâyem, ısrarla gerçekleri yazmak için uğraşsam da yalan kalan hikâyelerim. Dünya bir sahneyse… Ben gerçekten yaşamamışım. Aldığım rollerde hiç başarılı olamadım. Rol yapmasını bilmiyorum ama yalan yazmasını biliyorum artık. Aslında yalan da değil çünkü gerçek yazdıklarımın da yalan olduğunu yeni yeni fark ettim. Her şey bir yalandan ibaret. Şaka şaka… Değil değil  ben yaşamadım.

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*