GÜNLÜKLER  9 Şubat 2026 / Pazartesi

GÜNLÜKLER  9 Şubat 2026 / Pazartesi

Değişmek nasıl olur? Değiştiğimizin farkına varır mıyız? Yaşlılık gibi düşünüyorum. Her gün aynaya baktığında çizgilerini görürsün ama ne zaman o çizginin oturduğunu bilemezsin. Üstelik her gün aynaya baktığın halde. Birikir birikir kocaman derin izler belirince “Zaman nasıl da hızlı geçiyor.” dedirtir.

Son günlerde ilişkilerimden yola çıkarak çok değiştiğimi fark ettim. Ne zaman, hangi olaydan sonra böyle oldu bilmiyorum. Bana soruldu, ama soruyu tam olarak hatırlamıyorum. Verdiğim yanıt “Hiçbir şey bilmediğimi düşünüyorum ondandır,” dedim. Gerçekten de artık bildiklerimden bile şüpheliyim. Bu sorulduğunda ne yapıyorduk?

Akşam yemeği için çağrıldık. Balık ve şarap da olacak. Bir arada olacağız, başka ne olsun? Güzel birliktelik olacak diye sevindim. Onlara giderken doğum günü hediyem kestane şekerini götürdüm. Doğum günüm Pazar günüydü, yemek de Pazar günü. Herkes çalıştığı için Pazar günü dışında bir gün olmayacağı için normal karşılamıştım. Kestane şekerini de tatlı niyetine götürüyordum. Yemeğimizi yedik. Tatlı var mı, diye sordum. Ev baklavası var, yanıtını aldım. Olsun benimkini de yiyelim, dedim. Kitaplarımdan söz etti. İmzalı kitap hediye etmek istiyormuş arkadaşına. Bak bakalım hangisi olsun. Dedi ve kitaplığına götürdü beni. Kitapları gösteriyor ben bu olmaz diyorum. “Evden bakarım, imzalı veririm sana,” dedim. Kabul etti. Salona döndük ve şok. Elektrik kapalı ve mum ışığı aydınlatıyor salonu. İyi ki doğdun deniyor. Bu kadar aptal olunur. Doğum günüm için bir araya gelmişiz meğer. Onların sevgisi.

Eve döndük. Hiç beklemiyordum böyle bir kutlamayı. Bilmiyorum diyorum ya. Her şeye bilmeden, düşünmeden atlıyorum. Belki de yaşla ilgilidir. Bense buna değişmek diyorum. An’ı yaşamak. Eğer düşünmüş olsaydım ve tahmin yürütseydim, mutluluğum bu kadar etkili olmazdı. Belki de eksikler bulurdum. Kırılacak, incinecek bir şeyler bulurdum. Geçmiş ve gelecek de eklenirdi ve kaos olurdu. Peki bunu, başkaları için aptallık olan bu duruma nasıl geldim? Düşündüm işte ve bilmediğim için olduğunu düşündüm. Demek ki her şey üzerine düşünmüyorum. Seçici davranıyorum. Bunda öykü yazmanın etkisi var mı, emin değilim. Tanıdıklarımı düşünüyorum. Onlar da benim gibi mi? Sonra da yeni bir konu çıktı ortaya. Herkesin iç sesi var mı? Çünkü benim iç sesimin sesi kısıldı. Benden memnun olmayan ve sürekli rahatsız eden bir başkası da yok; zaten öyle bir ses hiç olmadı.

Benim iç sesim beni azarlar; zıt kutuplar arasında gidip gelen bir ben sesi vardır. Dışarıdan ses olması daha mı iyi bilmiyorum ama düşününce bunun çok tehlikeli olabileceği geçiyor aklımdan. Bir kadın vardı; konuştuğu biri varmış ve oğlu da aynı kişiyle zaman zaman konuşuyormuş. Çok şaşırmıştım. Bir dış ses olarak iç ses olabileceğini bilmiyordum. Bende yalnızca “Şeytan diyor ki,” derim ama onun sesini ne işitmişimdir ne de gerçektir. Yalnızca iç sesimin uydurmasıdır. Çatışmalardan uzak dururum. İlişkilerde dikkat ederim. Arkadaşıma defalarca bunu söyleyince bir gün bana dedi ki “Sen kendinle çatışıyorsun ama.” Üzerinde düşündüm ve hak verdim. Belki ondan sonra değişmişimdir. Büyük değişim olmuştur, fark edilebilir değişim. İç sesimi öykülere ayırmaya başladım. Günlüklerime bir de. Ama yine de bu değişimi açıklamıyor. Nasıl değiştim gerçekten?

Yapamadığım, sağlığımın el vermediği şeyler  için üzülmüyor, keşke yapabilseydim demiyorum. Yapabildiğim şeyleri en iyi yapmaya çalışıyorum. Çevrimiçi buluşmalarda üzerime yoktur. Yazıyorum, dinliyorum, konuşuyorum bu buluşmalarda. Aslında daha çok dinliyorum ve merak ediyorum. Meraklarıma sınır koymam gerekiyor artık. Her istediğim merak ettiğim şeye yetişmem olanaksız. Hatta eve bir kitaplık daha almak istemiyorum; onun hakkını vererek kullanacağım kadar ömrüm kalmış mıdır? Bilmiyorum. Arkamı toplayacak yakınlarımı yormamam gerekiyor. Bir dolu kitapla nasıl başa çıkacaklar? Üzgünüm elimden bir şey gelmiyor. Demek ki değişimi destekleyen koşullardan biri yaşını hiç unutmamakmış.

Telefon açtım birisine. Hep sinirleniyor, bu sefer bilinçli olarak sinirlendirmek için aradım. Ona da söyledim. “Seni sinirlendirmek için arıyorum.” Gülüyorum elbette. Yani hep sinirleniyor, belki farkına varır bunun. Her zamanki gibi davrandım ve sinirlenmedi. Belki onun da o an için değişik davranmasına neden olmuşumdur. Çünkü beklemediği ve hiç düşünmediği bir şeydi. Ne yapacaktım da sinirlendirecektim, düşünüyordu. Konuşmalarımda sinirlenmesi gereken bir şey bulamadı. Her zamanki konuşma olduğunun farkına vardığını sanmıyorum; sadece anlık bir etki olmalı.

Anne olmak, eş olmak, çalışan olmak bir şekilde insanı törpüleyen durumlar. Öyle çok zor durumlarla karşılaşıyorsun ki sonunda ya pamuk gibi oluyorsun ya da sinir küpü birisi. Bu yaştan sonra sinir küpü olabileceğimi sanmıyorum. Neler olacağını bilmeden yaşadım uzun yıllar. Şimdi çok tuhaf geliyor kulağıma ve neler yaşadığımı hatırlamıyorum. Bilmeden yaşamak ne, açıklayamıyorum. Sahi bilmeden yaşamak ne? Hep söylüyordum “Yarın ne olacağını bilmiyorum.” Bir sınıfta öğretmenlik yapmak gibi bir şey bu. Yerine oturmayan çocuğu yerine oturtmak için uğraşırsın, bilmezsin başarıp başaramayacağını, bir gün gelir oturmasını sağlarsın. Bu nasıl oldu, diye sorsalar bilemezsin. Çünkü dalgaların kayalıkları aşındırması gibidir durum. Bir güne ait değildir. Denizin rutinidir, kayalara vurmak. Çok tuhaf. Belki bir gün bu açıklanabilir.

Kitabının basılmasını beklersin. Dört beş ayda bir arar sorarsın; ne zaman basılacak? Zaman verilir ve bir bakmışsın birkaç yıl sonra basılıyor. İçinden hiçbir şey geçmez. Benim geçmedi, sadece gülerek anlatırdım. Birçok kitap var, biri eksik olsun, diye düşünürüm. Elbet bir gün basılır. Ama halen aynı şeyi düşünür müyüm bilmiyorum. Bilmediğim ne çok şey varmış? Her birinde an’ı yaşıyorum diyeceğim sanırım. Neyse ki sanmalarım var.

Telefonla birisini ararım, ararım. Israr eder ararım. Sevdiğim birisidir. Çatışmamışımdır hiç. İçimde ona dair güzel duygular vardır. Akıllanmam bir türlü ama geç de olsa anlaşılır ki miadını doldurmuş ilişki. Değişirsin. Başkalarını kaybetmemek için onlara karşı dikkatli davranırsın, aynı hatayı yapmazsın. Gençlik yıllarımdan bugüne kadar olan değişimlerime daha doğrusu bilmediklerime bakınca ortaya… Arkadaşım dedi ki “Kendine haksızlık yapıyorsun.” Fazla düşünmesem iyi olur.

Nereden çıktı bu değişim? Videolar seyrediyorum. Arkadaşıma dedim ki “Cüce keçileri seyrediyorum. Çok komikler. Hele keçili yoga yapıyorlar ki çok ilginç. İzlemekten zevk alıyorum.” Her defasında bunu söyledim. Bir de “Eşekli bir video var, izlemek çok iyi geliyor bana. Huzur buluyorum.” Bunun üzerine o da bir video çekip göndermiş, sesi de var, anlatıyor. Öyle çok beğendim ki sessiz video çekenlere önermeye başladım. “Ses de ekleyin videolarınıza. Dinlemesi çok güzel oluyor. Kulağından akıp gidiyor.” İşte şimdi düşünüyorum da mutlu insanlar görmek istiyorum. Yaşamlarına güzellik katabilenleri. Köy hayatını yapamam. Sağlığım da, gönlüm de elvermez. Ama izlerim. Köyde yaşamak gerçekten çok zor. Öyle göründüğü gibi eğlenceli değil. Mutlu olabilmek için ürününün para etmesi ve yeni ürün için gereken parayı bulmak gerekir. Tarım fuarında yeni teknolojiyle geliştirilmiş aletleri gördük. Onları alabilmek için para nereden bulunacak, ürünler komik fiyatlarda satıldıktan sonra? Kazanan hep aracılar. Dünyanın parasını kazanıyor aracılar.

Ama ben cüce keçi yogası için bir salon açacağım. Katılanları bir anlık da olsa mutlu etmek için yani. Arkadaşıma söyledim. “Evin salonunu mu yapsam?” diye de sordum ona. “Yakışır sana,” dedi. O isteklerimi hep destekler çünkü çok bir şey istemem ve ciddi de değilimdir. Acaba veteriner kliniklerine cüce keçi geldi mi? İstanbul’a dönünce araştırayım.

Evet başkalarının paylaştığı videoları izlerken huzur buldum ya sanırım yazmak da öyle. Güzel şeylere gereksinmemiz var.

Arkadaşımla görüştüm. Bir daha yapmam diye tutturdu bir şey için. Yapma etme desem de… O da bir değişim ama bence olumsuz bir değişim. Günümüzde birbirimizin hayatını zorluyoruz. Direniyoruz. Diretiyoruz. İstenen bu zaten. Bağlarımızı zayıflatmak ve yalnız bırakmak.

Bir işi zorla yapıyorsun ama başkasından iş beklediğinde kolayca sorunsuz tartışmasız olsun istiyorsun. Sistem ne? Sen, ben, hepimiz. Bizi birbirimize düşüren yine kendimiziz. Belki de aptalızdır. Ya da ben aptalım böyle düşündüğüm için. “Kendine haksızlık yapma,” dedi şimdi arkadaşım. Onun sesini işittim. Sen yaz yaz sonra da neye bağla, olacak şey mi?

Değişim üzerine düşünmek gerek. Hayatımızda olumlu değişimler neler? Travmaları atlatabilmek demek değişmek demek. Şimdilerde moda, travma yani. Ortaya bir olta at, oltaya gelen gelene. Uzman diye gidilen yerler iyi geliyor mu? Bir hikâye anlatıp tamam diyorsun ama sonra yine karşına çıkıyor. Unutamıyorum diyorsun. Çünkü o travmayla ilgili başka bir şey daha anımsıyorsun ve hikâyen değişiyor. Hikâyen değişince sen de yeniden düşünmek zorunda kalıyorsun. Unutamıyorsun. Unutmak için hikâyene son halini vermen gerek. Bunun için belki de en iyi yol, yazmak. Ama psikiyatriste gidenlere iyi gelir mi, bilemem. Günlük hayatta aktif olan, depresyonda olmayan kişiler için, önerim bu. Daha önce bu konu hakkında yazmıştım. Tekrar olacak ama özetlesem mi?

Yazdığım otobiyografik ögeler taşıyan öykülerimde sonunda pes ettim. Çünkü hep kurban oluyordu kadın karakterlerim. Bunalımlı, karanlık, depresif vs. Sonunda pes ettim ve hayatta tutunmak için onca çaba veren beni örnek almaya çalıştım. Değişimini göstermeye çalıştım. Bunu yeni yeni yapıyorum gerçi. Değişim noktasını yakalamak önemli. Şu anda yaşayan herkes bir şekilde hayatta kaldıysa ve çalışıyor çabalıyorsa bu direngen yanını görüp hikâyesini kurban olarak yazmamaları gerekir. Yazdıkça iç seslerinin ne kadar acılı, kurban olduğunu görünce şaşırmalılar.  Belki benim gibi sadece kendilerine ait iç ses vardır. Bu işi kolaylaştırır. Belki de iç sesin yanı sıra başkasına ait ses de vardır. O ikinci kişinin nasıl eğitileceği hakkında hiç bilgim olamaz. Tanıdığım o iki sesli kadın ise aramız çok iyiyken sonradan bana cehennemi yaşattı. Yapmadığım davranışlarla, sözlerle beni suçladı. Amirim de inandı. Psikolojik dengemi kaybettim ve içerde ve dışarda yenildim. Şimdi anımsayınca etkisi yok. Ne zaman nasıl etkisiz hale geldi hatırlamıyorum. Ama bana çok kayıp verdi. Yolumu değiştirdi.

Değişmek üzerine arkadaşlarıma da soracağım. Bugünlük bu kadar.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*