ELİMDE KALANLAR       10 Eylül 2025 / Çarşamba

ELİMDE KALANLAR       10 Eylül 2025 / Çarşamba

Okumalar üzerine de kitaplar çok ki bir kısmını okuyup kaldırdım. Birinden söz etmek istiyorum.

Raymond Carver’in Katedral adlı öykü kitabındaki ilk öyküyü okudum. Tüyler. Çok güzel bir öykü. “İşten arkadaşım Bud, Fran’la beni akşam yemeğine çağırdı.” diyerek başlıyor. İlk sayfalarda öykü karakterleriyle karşılaşıyoruz. Tanışıyoruz diyemiyorum çünkü öykü ilerledikçe herkesi tanıyacağız. Bebek Harold, tavus kuşu Joey, Bud, Olla, Fran ve anlatıcı Jack var.  Jack ve Bud arkadaşlar ama eşlerle henüz tanışmamışlar. Jack bir gün Bud’u telefonla arıyor ama telefonu açan karısı oluyor ve adı aklına gelmiyor, telefonu kapatıyor.

“Yedi gibi gelin.” diyor Bud. Çünkü bebeği altıda emziriyor Olla. Onlara evi tarifi eden bir harita verir.

Öykü açılıyor böylece. İlk olarak misafirliğe ne götürecekleri üzerine konuşuyorlar. Bu konuşmalar arasında öğrenmek istediğimiz birçok şey aktarılıyor. Jack, Fran’ı sever; Fran’ın uzun sarı saçlarına aşıktır. Güzel bir kadındır. Sütçü dükkânında çalışmaktadır. Bunları da verdikten sonra ne götüreceklerine karar verirler. Fran’ın yaptığı ekmeklerden bir tane götürürler.

Yol boyunca çiftlik evlerine bakarlar, biz de onlarla birlikte ilerleriz. Sonunda arabalarını verandalı bir evin önünde park ederler. Joey’in sesiyle ürperirler. Tavus kuşudur ama adını bildikleri halde bu kelimeyi kullanmazlar. Joey’in öyküdeki rolünü ileride göreceğiz.

Bud dışarı çıkar. Onları karşılar. Tanışma anları uzun uzun anlatılır. Her şey öyle ince seçilmiştir ki rolleri çok önemlidir. Önemli eşyalar farklı şekillerdedir. Bir küllük, alçı diş, vazo, renkli televizyon… Özenle seçilmişler ve bir araya getirilmişlerdir.

Olla ile tanışırız. Alçı dişler televizyonun üzerindedir. Nedenini de Olla açıklar. “Bud’a ne çok şey borçlu olduğumu hatırlatıyor bana.” der s.22’de.

Jack, telefonla aradığını ama konuşmadan kapattığını söylüyor. Olla hatırlamıyor. Hemen hemen kurmacaya giren bir şey, ikinci kez karşımıza çıkabiliyor. Bebek ağlar. İlginç olan Fran’ın bebeği görmek istediğini söyledikten sonra Olla’nın verdiği yanıttır. “O uyurken.” der. Onu göstermek istemez.  Bebeğin sekiz aylık olduğunu daha önce Jack söylemiştir.

Yemeğe başlamadan önce yemek duası yapılır. Olla sık sık yemekten kalkar ve bebeğe bakar. Fran tekrar söyler. “Yine de onu görmek isterim.” “Umut edelim de uykuya dalsın.” der Olla.

Sonunda uyumayan bebeği masaya getirmeye karar verir, Bud ve Olla.

Öyküye tavus kuşu da katılır. Bebek sofraya getirilir; Harold adı. Jack çirkin bir bebek der içinden.

Sonra ne olur? Nasıl son bulur? Hemen hemen öyküdeki her şey en az iki defa giriyorsa başka nelerle devam edecektir öykü?

Önemli olan okurken zevk almaktır. Aklımızda kalan olaylardan çok kurduğu bağlantılar, çağrışımlar çok ilgi çekici. Okuma zevki veriyor. Her şey bir akşam yemeğinin etrafında geçiyor. Bütün karakterler ve nesneler, Harold’ın ve tavus kuşunun etrafında gibi görünüyor. Merkezdeki kuş ve bebek, o an olarak kaldığı yerde, öykü karakterlerini değiştirecek.

“Bud ve Olla’nın evindeki o akşam özeldi.” S. 33. Bu cümleden de anlaşılıyor öykünün sonuna yaklaşıldığı. Sonu okurlara bırakıyorum.

Bir öykü yazarken neye dikkat etmeliyim, diye düşündüm. Kullandığım nesneleri özel yapmam gerektiğine karar verdim. Bir kuğu cansız küllük olarak; bir baca, yaz olduğu için dumansız olarak. Değer verilen bir nesne; alçı dişler. Televizyon açık ama ilgili bir program. Ürperti verecek bir şey; tavus kuşun çığlıkları gibi.  Her şey aslında bebek Harold’ın etrafında dolanmakta sanki. Tavus kuşunu seviyor o; birlikte oynuyorlar.

Bugün yeni bir atölyeye başladım. İki öykü inceleyeceğiz. Tüyler, ilk öykümüz. Katılımcı sayımız çok yüksekti. Gün aşırı ders işleyeceğiz. Doğrusu heyecanlıyım. İkinci öykümüz de ‘Muhafaza’ olacak. Onu anlatmaya çalışmayacağım.

Yazarın diğer öykülerinden de okudum. Tekrar okumak önemliymiş. Öyle gerçekten. Unutmaktan dolayı üzüntü duymayacağım artık. Bir olay anlatılabilir ama nasıl anlatıldığı önemlidir. Bazı insanların konuşmalarını merakla dinlerim bazen. Bazı öyküler de böyle işte.

Sabah oldu. Her zaman olduğu gibi kuşlar uyandı. Sesler çok güzel.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*