ÇOCUKLARLA İMZA VE SÖYLEŞİ ETKİNLİKLERİ 17 Kasım 2025 / Pazartesi
Yeni bir buluşma hazırlıkları yapılıyor. Son çıkan, çiçeği burnunda kitabım çocuk okurlarla buluşacak. Ben de heyecanla bekliyorum o günü. Çocukların fotoğraflarını paylaşmıyorum. Paylaşılırsa ben de yayımlayabilirim. Sanki ilk kez söyleşiye katılıyormuş gibi heyecanlıyım. Neler konuşacağımı belirlemiyorum ama küçük de olsa bir çerçeve hazırlıyorum. Çocukların konuşmamı dinleyecekleri şekilde değiştiriyorum. Bazen, yazı yolculuğumu onların anlayacağı şekilde anlatabilmek için büyülü hale büründürüyorum. Bir gizem yaratırsam ilgilerini çekiyor. Peki ikinci sınıf öğrencileriyle ne konuşacağım?
Bir ara Çocuklarla Felsefe olarak bir oturumluk küçük bir atölye yürüttüm. Kitaplar elbette benim kitaplarımdı. Güzeldi. Bu atölyeyi otuz öğrenciyle ve dört grup olarak yaptık. Şimdi bunu yapmayacağım. Okur yolculuklarını anlatabilirim. Onlara sorular sorup söz vereceğim ama herkes konuşmak istediği için zaman yeterli olmuyor. Hikâyelerini sınıflarında anlatabileceklerini düşünüyorum.
Bir çocuğun okur yolculuğu, yetişkinlerin okur yolculuğundan çok farklıdır. İlkokul çağında kitabın görselliğinin ağırlıklı olması gerekiyor. Çünkü hayal kurmayı tam olarak bilmiyorlar. Gözlerinin önünde canlandırmaları kolay değil. Biz yetişkinler ise hem okuyor hem de o anda gözlerimizin önünde canlandırabiliyoruz. Bunu çocuklarımıza öğretmemiz gerekiyor. Çocukların okuma hızlarının yetersizliği de canlandırmalarına engel oluyor. Heceleyerek ve noktalama işaretlerine dikkat etmeden okuma metni anlamalarını ve anlamlandırmalarını engelliyor. İşte o zaman öyküyü yalnızca resimlerine bakarak anlıyorlar. Öyküyü kendileri yazıyor ne yazık ki. Bu öğrenciler elbette heceleyerek okuyan çocuklar için geçerli. Benim sınıfımda mevcudun yarısı dakikada okuma sayısı yüz kelimenin üzerine çıkabiliyordu. Özetleyebilen öğrenci sayısı da oldukça azdı. Bunun yanı sıra kelimesi kelimesine anlatan yani ezbere söyleyen bir öğrencim oldu. Bir defa okuyor ve ezbere okuyordu. Hayret etmiştim. Ezbere karşıyım ama sahip olduğu bu güzel yeteneğinin işlenmesi gerektiğini düşündüm. Şiir okuyabilir, tiyatro oyuncusu olabilirdi.
İlkokul çağı için yazılan metinlerin kısa cümlelerle ve sınırlı sayıda kelimelerle olması gerekiyor. Anlamını bilmedikleri kelime sayısının az olması şart benim için. Kendim için başka şeyleri de olmazsa olmaz kabul ediyorum. Metnin konusu örneğin. Günlük sıkıntılı rutinden uzaklaşmak için okurken bu sıkıcı rutini anlatan metinler olmamasına dikkat ediyorum. Fakat günlük rutin sıkıntılı günlerin yanında ona alternatif olacak etkinlikler ve heyecanlar da eklemeye çalışıyorum. Son kitabım sıradan günlerin nasıl olup da büyülü ve heyecanlı olabileceğini göstermeye çalıştım. Dostluklar, hayvanlar, mekanlar hayatımızı nasıl büyülediğini göstermek… İstanbul büyülü bir kent, kenti okumasını bilenler için. Birçok hayaller barındırıyor içinde. Çeşit çeşit anlatılara, metinlere, öykülere ve romanlara konu oluyor. Uzun zamandır İstanbul’un izinde yürüdüm ve son yazdığım öyküler de bu yolculukların izlerini taşır. İstanbul’un Yedi Tepesi, turistik mekanları, Ataşehir, Kadıköy ve şimdi de Galata Kulesi, Kız Kulesi. Yazarların İstanbul öykülerinin ardında takıldım. Orhan Veli’nin ve Sait Faik’in İstanbul’unu öyküleştirdim. Basılmamış iki kitabım daha var; usta yazarlarımızın ve şairlerimizin İstanbul’unu anlatan. Sekiz basılmış kitap ve iki dosya olarak kalan kitap İstanbul üzerine. Şimdi İzmir’e yapacağım yolculuğu düşünüyorum. İlk yolculuğumu büyüdüğüm ilçede bulunan Metropolis üzerine yazdım. Bizans ve Roma İmparatorluğu dönemleri gerçekten büyüleyici bir şekilde anlatılmış yabancı araştırmacılar tarafından; okurlarına hayal kurmayı öğretiyor.
Sırada İzmir’de geçen fantastik bir roman var. Ama yetişkinler için yazı ve okuma atölyeleri nedeniyle geri planda kaldı. Fildişi kulemde okuyup yazıyorum. Eşlikçilerim Emenice ve Karadut. Onları da yazmak istiyorum. Ama nasıl? Hayvanların dünyalarını anlamaya çalışan bir roman olmalı. Onlar sanıldığı gibi değişmeyen hep aynı kalan canlılar değil. Sürekli değişiyorlar, yeni kişiliklere bürünüyorlar. Bunu anlatabilmek önemli. Ben ne çocuklara ne de hayvanlara ödül ve ceza vermedim. Pavlov’un deneyinden sonra asla. İşte bu onları özgür kıldı ve değişimlerini destekledi. Ben de engel olmadım; onların gelişimine ve değişimine saygı duydum, destekledim. Yuka var bir de ama ne yazık ki kurumaya başladı. Çok üzüleceğim yokluğuna. Salonumun altıda birini kaplıyor, bir ağaç oldu. Yaprakları kuruyor, beş yıldan uzun bir süre çiçek açmadı. Çünkü yaşam mücadelesi veriyor; farkındayım ve elimden bir şey gelmiyor. Kısa bir öyküsü olmalı onun da.
Yazacağım çok şey var ama daldan dala atlama olacak. Oysa her biri bir yazının konusu olabilir.
Çocuklarla neler konuşacağımı düşünüyorum yine. Öykümüzdeki Melek’le, Eminönü’nde balık ekmek yediğimizi anlatabilirim. Zabıtalarla karşılaştığımızı v e aynı öyküde anlattığım gibi olduğunu… İnanırlar sanırım; ne kadar büyümüş de küçülmüş olsalar da… Siz öykünün hangi bölümünde onunla karşılaşmak isterdiniz? Kafa karışıklığı olur ilk başlarda ama gözlerinin önünde canlandırmalarına yardımcı da olur. Kitaplar hayal kurmaları için var; hayal kurabilecekleri öyküler verilmeli ellerine. Bilgisayar görsel olarak çok gelişmiş durumda; yenilmez bir rakip olacaktır, hayal kurmayı öğretemezsek. Dikkat eksikliği de çok yaygın. Hiperaktif çocuklar… Öğretmenlerimizin işi çok zor. Ama eminim veliler de çocuklarıyla çok uğraşacak görünüyorlar. Önereceğim bir tek şey var; çocuk kitaplarını birlikte okumak ve hayal etmeyi öğrenmeleri için çalışmak. Ben bunu yıllar önce söyleşilerimde yapıyordum. Onlarla birlikte ben de eğleniyordum. Evet Melek’i hayal etmelerini isteyebilirim. Üzerindeki tişört ne renk? Saçlarını görebiliyor musun? Saçlarını taramış mı? Siyah torbasında kaç mendil vardır sence?
Yeni kitabımın söyleşisine hazırlanıyorum. Oysa sevgili aşkım Sait Faik’in öyküleriyle anlattığı İstanbul var: Son Kuşlar.





Bir yanıt bırakın