OKUDUKÇA 14 Kasım 2025 / Cuma
Her zaman böyle oluyor. Bana sorulan soruyu anında yanıtlayamıyorum. Uzun uzun düşünmem sonra da en doğru açıklamaya açık açık anlatmam gerekir diye düşünüyorum. İşte bu akşamki seminerde benim için söylenmiş bir söz vardı.
“Kuleyi yazmak isteyen arkadaş için söylemek istiyorum,” diyerek tarot kâğıtlarından birkaç tanesini ekrana tuttu. Kulenin yıkılışı vardı. Silahlar vardı. Kılıçlar… Ona, benim söz etmeye çalıştığım kule bu değil, demem yeterliydi ama ardından neden sorusu gelecek diye düşündüğümden söyleyemedim. Üstelik ben kule dememiştim, dilim sürçmüş kule diyeceğime, fildişi kule demiştim. İkisinin arasında fark olduğunu düşünüyordum. Hatta yazmayı düşündüğüm hikâye çocuklara göre olacağı için anlam olarak çok başkaydı. Her şeyden önce olumlu bir kuleydi. Kafam karışmıştı, şimdi olduğu gibi.
Zamanında tarot kâğıtlarıyla çok fal bakmıştım. Uzun zaman önceydi. İnsanın kendisini sıkışmış hissettiği, elinin kolunun bağlandığını hissettiği dönemleri olur. Öyleydi. Evin dışında yapılacak çok iş olurdu ki bu işler ölünceye dek sürecek gibi gelir insana. Dünya zindan olur. İşte tam da kule burası, tarot kâğıtlarındaki kule. Buradan çıkışı nasıl yaptım hatırlamıyorum. Belki de emekli olup okuyup yazmayı iş edindikten sonra oldu. Bu kule benim çocuklara yazmak istediğim kule değil.
Bazıları için şöyle denir: Fildişi kulede yaşıyor. Kendi dışında kalanlarla ilgilenmez. Suya da sabuna da değmez. Benim şimdi bulunduğum kule bu. Varsa yoksa ben. Ben ben ben… Ama çocuklara yazmak istediğim kule bu da değil.
Kuleye kapatılmış bir kızın masalı vardır. Cadı ya da büyücü diyelim onu kuleye hapsetmiştir. Kurtarılmayı bekler ve bir prens gelir. Hayır hayır benim anlatmak istediğim kule bu da değil.
Micheal Ende’nin Bitmeyecek Öykü adındaki fantastik romanını hiç unutmadım. Orada da fantastik ülkede bir kule vardır ve bu kulede imparator ya da imparatoriçe yaşamaktadır. Bu kitabı yeniden okumam gerekiyor sanırım. Kulede yaşayan çocuk kız mıydı yoksa erkek mi? Kız çocuğuna benzettiğini, tam olarak belirtmediğini anımsıyorum; her nedense? Benim anlatmak istediğim kule bu işte. Çocuk imparatoriçe ya da çocuk imparatorun yaşadığı kule. Yöneten olan bu çocuğun hiç yaşlanmaması gerekiyor. Yani kurtarılmayı bekleyen bir çocuk yok, yetişkin yok. Birini beklemiyor. Kendi tercihlerini yaşıyor. Yazmak istediğim fantastik öykümden bu kadar söz edebileceğim.
*
Bu akşam şunu da düşündüm. Yazmak bende nasıl bir değişim sağladı? Bu soru burada kalsın. Diğer soruya geçeyim. Kırmızı Kitap okumaları nasıl gidiyor?
Jung’un Kırmızı Kitap adlı kitabı çok ilginç geldi bana. Hatta Kahramanın Sonsuz Yolculuğu’nu anımsattı. Anlayabilmek zor bir metin. Fantastik gibi. Bir başka dünya bilgisi onlar. Bu dünya ile bağ kurabilmek için metaforları anlayabilmek gerekir bence. Bunu kendi hayatımızdaki yolculuğu olarak düşünmek için de eğitim gerek bence. Ben bu kitaptan kendimle ilgili bir şey buldum. O yüzden de seminer sonunda “Çocuk kitaplarımı düşündüğümde ben de böyle bir yolculuğa çıkmışım. Şimdi kuledeyim, son kitabıma göre.” dedim.
Çocuklara fantastik yazmayı seviyorum. Bu kitaplarımı izlediğimde alttan alta bir yolculuğun, küçük bir patikanın varlığını sezebiliyorum. Bu dünyadaki şimdiki konumum da gerçekten fildişi kuleye çekilmek. Okuyup yazmak; nefes alıp vermek. Hayat bu kadar benim için. Birkaç gecedir müthiş fantastik öyküler geçiyor aklımdan. Not almaktan vazgeçtim. Nasıl olsa kimse okumayacak; kendim için düşünür, zamanımı değerli bir şekilde kullanmış olurum, dedim. Bu zihnin düşüncelerine yetişmem olanaksız. Kurduğu bağlantılar, sahneler, diyaloglar, mekan, zaman, olaylar… Başımı döndürüyorlar.
Yetişkinler için bir roman da düşledim. Bunları yazabilmek için fildişi kulemden çıkmamam gerekiyor.
*
Ara verdim ve döndüm yine. Kısa bir öyküyü kaleme almak istedim.
Resim dersinde çocuklar resim yapıyorlardı. Yarışmalara hazırlanıyorlardı. Tüm renkleri içeren, rengarenk uyumlu iç açıcı resimler… Mücahit yaptığı resmi öğretmenine gösterdi. Kara kalem ağırlıkla kullanılmıştı. Bana resmini anlatır mısın? Diye sordu öğretmen. Mücahit anlatmaya başladı.
Burası bir kale. Burası da kule. Kulede bir prenses var, karaprens ona kötülük yapıyor, bu uçan rengarenk halıyla beyazprens geliyor. Kaledeki prensesi kurtaracak.
Çok güzel anlatmıştı. Masallardan etkilenmişti demek ki, ama yanlışlıkla şu soruyu sordum. “Bu prenses de kim?” diyerek güldüm. Yüzüme baktı, sırıttı. “Sizsiniz.” Korkunç bir kehanet olarak algıladım bunu. Tarot kartlarına çok bağlanmıştım belki de o dönemlerde. Mücahit de masallardan etkilenmiş olmalıydı. İşte ben çocuklara anlatılan masallardaki bu kaleleri ve kuleleri değiştirmeye o zaman karar verdim. Bitmeyecek Öykü’yü hep düşündüm. Ende’nin öyküleri çok güzeldi ama metaforları çok ağırdı.
Bir söyleşi için imzaya gittiğim bir yerde öğretmen bir öyküm için şöyle dedi: “Çocuklar bunu anlayamaz.” Evet felsefesi vardı. Bütün hayat yolculuğumuzdaki ilerleme basamaklarını içeriyordu. Ama eğlenceliydi. Zaten bunu anlaması gereken de çocuklar değil yetişkinlerdi. Masalları kaç kişi yani yetişkin tam olarak anlamıştır? Eski masallar çocuklar için anlatılmamıştır zaten. Anlatının altında birçok anlamlar bulunur. Özellikle de o dönemin değerlerini destekleyen öğretiler yer alır. Önemli olan günümüz için geçerli olan, insan olmaya çağıran metinler yazabilmek. Bu kitabımın adı Çizgi Çocuk.
Çizgi Çocuk kitabımı nasıl yazdığımı sır gibi saklıyorum. Çünkü onu iki günde yazdım ve uzun süre ne yazdığımı bilmedim. Yaşadıklarımın bir şekilde metaforlarla anlatımıydı. Çocuğum bile anlamıştı ne yazdığımı. Onun da şiiri yani benim için yazdığı şiiri kitabın başına aldım. Yazmak bir yolculuktur. Çizgi Çocuk’un sonuna geldiğimi her dönemecimde düşündüm. O son yolculuğu ne zaman yapacağımı çok düşündüm. Kitabın yani resim defterindeki son sayfanın gelmesi… O son sayfada Çizgi Çocuk salıncakta sallanırken, çocuklar oyun oynamaktadır. Belki de öğrencilerimin benden kalem alıp yazmaya başlamalarını bekliyorum. Ömrümüz boyunca süren bir yolculuk. Kendimiz yazar kendimiz oynarız. Bu da başka bir şey anımsattı bana. Ben yazdıklarımı yaşayan bir insanım. Peki anlattıkları hikâyeleri yaşayan insanlar yok mu? Tercihlerini yönlendiren anlattıkları hikâyeler değil mi?
Bu gece çok konuştum.
Okumak zamanı geldi de geçiyor bile. Shakespeare üzerine okumalara devam.
Sözünü ettiğim iki kitabım; Çizgi Çocuk ve Galata Kulesi, Kız Kulesi’ni Seviyor.





Bir yanıt bırakın