ZAMANIN KIYISINDA 9 Temmuz 2026 / Perşembe
Salondaki koltukta karşılıklı oturuyorduk. Merve bu gece bende kalacak. Uzun bir sessizlik oldu. Uyanık kalmak için kahve içiyoruz. Birbirimizi tamamlayacağız, anlatacağımız hikâyelerle. Kediler kıvrılmış yataklarında, kucak kucağalar.
“Bugün haberleri dinleyebildin mi?” diye soruyorum.
“Öğleyin evden çıkmadan önce televizyon dinledim. Görüntüler hiç iyi görünmüyordu. Kim bilir…” Sustu.
Gözlerimiz kedilere çevrildi. Sanırım onlara imrendim. Şu sıcak yuvada onlar gibi kıvrılıp uyuyup uyanmayı çok isterdim.
Merve’ye bakmadan “Söyle söyle. Nelere evet dediğimizi söyleyemeyecek ne var? Tapusunu vereceğiz…” dedim. Kedilerin kulakları dikildi. Derin bir soluk aldı Eme.
“Bak sen de sustun.”
“Ankara’daki arkadaşım kayınvalidesine gitti. Otobüs bulmakta sorun çıkmamış, ek seferler koyulmuş çünkü.”
“Evet kuzenim aradı. Onlar bir yere gitmemiş. Eşi ‘Ayaklarımı sehpaya uzatıp oturacağım. Koltukta televizyon karşısında uyuyacağım,’ demiş. Oğlunu tatile göndermiş, arabasını vermiş. ‘Ankara’da kalması daha tehlikeli,’ dedi.”
“Yaaa… Otobüs biletlerinin fiyatı bile yarıya inmiş,” dedim.
“Neden?”
“Diğer yarısını ödeyeceklermiş.”
“Yok daha neler? Ben duymadım.”
“Öyle dermişimmiş hani,” dedim gülmeye başladım.
“Bir şeyler dinleyelim. Şöyle ruhumuzda ışık topu olacak…”
Kalktım. Bilgisayarı açtım. Keman konçertosu dinleyeceğiz.
“Meloni güzelmiş.”
Kahkahalarla güldüm. Merve şaşkın şakın bana baktı. “Sevdin bakıyorum.”
“Ne dedim ki?”
“Melodi, melodi…”
“Hadi ya haberleri aç. Nasıl olsa herkes uyudu. Gece nefes olsun bize.”
“Televizyonun olmadığı evde, bilgisayardan haberleri açma yasağı var. Sen kuzenini anlat.”
“Evet dün aradım onu. Ne yapıyorsun, tatil nasıl gidiyor, diye sordum. ‘İşe başlayınca öğreneceğiz neler olduğunu; acelem yok; üst üste yapılanları ne izleyebiliyorum, ne de bir şey söyleyebiliyorum; yetişmek mümkün değil bu hızlı gidişe; dirseklerim yara oldu, öfkeden.’”
“Ne izlediğini söylemedin?”
“Distopik filmler izliyormuş. Terminatörü tekrar izlemiş.”
“Ürpertici. Dün bir yerde dediler ki, Terminatör’ü aratmayacak gelişmeler olmuş ama açıklamıyorlarmış.”
Kahvelerimizi yudumladık. İçerisi sıcak olmuştu, klimayı açtım. “Çay içer misin?” diye sordum.
“Uykum geldi ama uyumak istemiyorum. Uyanınca yaşayacaklarımdan korkuyorum.”
“Uyumayalım. Bak martılar da bizim gibi.”
“Gündüz uyuyorlar mı sence?”
“Denizin minik dalgaları üzerinde, beşikteymiş gibi sallanıyorlardır.”
“Martı olmak varmış, diyeceğim ama onların da bizden çektiklerini düşündükçe istemiyorum. Sokak köpeği bile olamadık düşte. Düşleri topladılar. Uyuttular.”
Martıların sesini dinledik. “Pencereyi açsana. Martılara seslenesim geldi. Balığa çıkacaksın tekneyle. Ağları atıp atıp çekeceksin. Ay ışığında parlayan kıpır kıpır balıkları onlara vereceksin. Onların hikâyesini yaz bence,” dedi Merve.
“Mavi Kanatlı Topal Martı artık yok. Son hikâyede o öldü.”
“Neden öldürdün?”
“Besleyemedim. Bir cümle bile kuramadım; onun için ölüp gitti işte.”
“Beslenmeyen zihne ne olur? Ya ölür ya da dışarıdan gelen bombardımanlarla yanar.”





Bir yanıt bırakın