ZAMANIN KIYISINDA 8 Temmuz 2026 / Çarşamba
“Başımıza taş yağacak,” derdi anneannem. Yağmadı. Kaç yıl oldu yağmadı. Bekledim mi? Beklemedim ama onun bu kadar emin konuşması o yıllarda beni korkuttu. Şimdi anımsadım. Gerçekleşti. Hem de yaşadığım mahalleye büyük büyük buz parçaları yağdı; arabamda hâlâ izleri var; birçok çukurlar. Neyse ki başkalarının olduğu gibi camları kırmadı; buna da sevinmeli. Dün erkek arkadaşım aradı. Yaşlanmış. Ben de, dedim. Ne ben de? Meğerse cümleyi içimden kurmuşum. Son olarak ne söylediğini anımsamaya çalıştım. Ne demişti? Kahve içer misin? “Ben de kahve içerim,” dedim. Hep böyle olur. İçimdeki ses dur durak bilmeden konuşur da ağzımdan kelimeler dökülemez.
Pazar günü söyleşi programı hazırlamış bana ve iki arkadaşa. Bana ayrılan yirmi dakikada ne anlatacağımı düşünüyorum. Yirmi dakika çok az. Önemli konular üzerinde durmalıyım. Hani o internette bulunmayan bilgiler. Aynı şeyleri söyleyeceksem neden beni dinlesinler ki? Yaşar Kemal’in hayatı. Okuduğum söyleşilerinden aldığım notları düşünüyorum. Güzel bir gün olacağa benziyor. Bir arkadaşım yeni çıkan kitabını imzalayacak. Diğer arkadaşımızdan da şarkılar dinleyeceğiz. Sanat sanat sanat. Edebiyat ve müzik. Şiir de olsun; Yaşar Kemal’den bir şiir okumalıyım. “Merhaba!” Belki arkadaşımız bunu da söyler. Güzel olur.
“Güzel olacak,” dedim arkadaşıma.
*
Dışarı çıktım. Yolda yürüyorum, yıkımı yapılan binadan uzak durmak için. Asfalttan yükselen ısı yüzümü yalıyor. Markete giriyorum. Soğuk çarpıyor. Güzel. Dışarı çıkmak istemiyorum. Reyonları dolaşıyorum. Ekmek ve yoğurt almaya gittim. Kucağımda birçok şey taşıyorum kasaya. Bırakıyorum kucağımdakileri reyonları dolaşmaya devam ediyorum. Kahve, meyve suyu, nohut, pirinç… “Maydanoz var mı?” Varmış. Buzdolabından alıyor. “Yufka var mı?” “Kaldı mı bakayım.” Kalmış. Bir tane alıyorum. Gözleme yapmaya karar veriyorum o anda.
Güzelleri gördüm mahallenin bahçelerinde. Gül zamanı. Pembe, kırmızı, sarı… Bir de ortancalar var ki görülmeye değer.
Apartman girişindeki banklar boştu. Birine oturdum. İçim bir tuhaf. Neredeyse evden çıkıp biraz yürürler sonra da oturup dinlenirler. Benim yaptığım gibi. Küçük yürüyüşler, bol oturuşlar. Yan dairemde yaşayan üç kardeşten yalnızca biri hayatta. O dışarı çıkmıyor artık. Daha düne kadar alışverişe gidiyordu. Dün bir kadınla asansöre bindim. Aynı katta ineceğimizi düğmeye basarken fark ettik. “Siz burda mı oturuyorsunuz?” Evet, dedim. “Ben sizi hiç görmedim.” Ben de sizi görmedim. “Ben üç kardeşin yanında çalışıyorum.” Belki de üç yıl oldu onun dışarıya çıkmayışı. Önceki arkadaşlarımı düşündüm. İki yaşlı erkek birden ortadan kaybolduğunda anlamıştım ne olduğunu. Şimdi iki kadın var yalnız yaşayan. Bankta otuyorlar. Her geçen gün; yoksa yıl mı demeliyim, zamanın farkında değilim; biraz daha güçten düşüyorlar. Bu apartmanı seviyorum. Tam bana göre.
“Başımıza taş yağdı da biz mi fark etmedik?”
*
“Sevgilin var mı?” diye sordu. Kim olduğu önemli değil. Var mı, diye soruyor ya herkesin merak ettiği bir şey. “Yok,” dedim. “Dedikodu yapalım mı?” diye sordum. “Kimin?” Eşinin, diyecektim ki… Uzun süren bir sessizlik oldu. Ben de mi merak ediyor, soruyordum? “Aşk evliliğiniz nasıl gidiyor?” diye sordum. “Yeni bir arkadaş arıyorum,” dedi. Genç bir adamın itirafları. Her evlilikte oluyor muydu? Aynı evi paylaşmak düşüncesi hoş olmasa da kolay geliyor da gitmekten vaz mı geçiliyordu?
Aklıma Gülbeyaz geldi. Sevgilisinin bir başka kadınla da ilişkisi vardı. İki kadın da tanıyor birbirlerini. Anneannemi anımsıyorum. Altı çocuğu olan anneannem. Dedem iyi sevişiyormuş diye düşünüyorum. Dedem ben doğmadan önce ölmüş. Gençmiş ama yakışıklı değilmiş. Ölmüş. Anneannem dünyada değil, olsaydı bu çocukları nasıl büyüttüğünü sormak isterdim. Ablam, onunla bir kaseti dolduracak kadar sohbet yapmış, kayıt almış. Kaset var ama teyp yok.
Anneannem düştü aklıma da başıma ne işler açtı. İlişkileri düşündüm. Kadınlardan dinlediğim aşk… Hayır aşk değil yalnızca; sevgi, cinsel dürtü… Bunu arkadaşımla buluştuğumda anlatacağım. Dedikodu yapmak değil de ne?
Yukarıda erkek arkadaşım diye yazdım, aramızda çok yaş var, erkek arkadaşım olmadı ama böyle yazdım çünkü bir ad vermek istemedim ona. Bir iş arkadaşını tanıtıyorum kadın arkadaşıma; “Erkek arkadaşım,” dedim. İkisi de gözlerini bana diktiler. Adam birkaç kez iş yerinden tanışıyoruz, demek zorunda kaldı. Aramızda epeyce yaş farkı vardı neyse ki. Hiç de tipim değildi.
Doğum gününü kutluyorduk. İyi ki doğurmuşum seni, dedim. Babanla iyi ki sevişmişim. Güldü. Hoşuna gitti bence. Aşk evliliğiydi bizimkisi.
Yarın hava yağışlı olacakmış. Kentin kiri pası temizlenecek. Zamanın kıyılarında yürürken usul usul yağan yağmurla ıslanmak güzeldir.





Bir yanıt bırakın