KİTAPLARIN KIYISINDA 6 Temmuz 2026/ Pazartesi
“Karanlıktan çıkmıştık.”
Etkinliğin ardından sosyal medyada bunu yazdım. Sonra kendi kendime sordum: Neden “karanlıktan çıkmıştık” demiştim?
Elbette öyle olacak. Onca kitaba sırtımızı vermişiz; saza, söze, gitara vermişiz. İnsan nasıl güzel olmaz? Daha ne olsun?
Sonra Yaşar Kemal’in sözü geldi aklıma:
“Bir karanlıktan geldik, bir karanlığa gidiyoruz.”
Belki de onu anlatırken farkına varmadan bu sözü içimde taşımıştım. Ama Yaşar Kemal yalnızca karanlığı anlatmadı bana. O, karanlığın içinde bile insanın elinden bırakmadığı umudu anlattı. Mavi kelebeği, nar ağacını, toprağı, insanı anlattı.
Belki bu yüzden Anahita Kitapevi’nden ayrılırken içimde kalan duygu karanlık değildi. Karanlığın içinden geçen aydınlıktı.
*
Bugünün beni bıraktığı kıyıyı anlatamıyorum. Bunu yazmadan da uyuyabileceğimi sanmıyorum. Evet, bir deniz kenarında oturmak, ay ışığı altında ama. Ve denize bakmak. Yakamoza bakmak. Tek tük balıkçı teknelerinin ışıklarına ve onların yanında olduğunu düşünmek. Hatta düşünmemek. Görmek. Bu başka bir karanlık; yakamozlu, insanlı… İnsanlar…
İnsanların aynı şeyleri yaşadığını ve birbirlerine benzediğini söylemiştim yazmak atölyesinde. Sınırlı kalıyor iletişimlerimiz belki de iletişimsizlik bunun adı. Kocaman bir gölün durgun, bir yere gitmemesi… Denizi özlemek güzeldir; insan seslerinin akışı vardır, kimi kez usul usul kimi kez öfkeli kıyıyı aşındırırcasına vurur dalgalar; yüzüne yüzüne rüzgârla. Aşındırır ama kendisi işlemez kıyıyı; onun içindekini ortaya çıkarır; orada duran var olanı. İnsan da öyle değil miydi? İletişimle değişim olurdu. Bir zamanlar ben değişmedim demek çok önemliydi. İnsan değişmemeliydi. Şimdi ise değişim olması gereken bir durum. Başka türlü sabahı beklemek, zamanın durması demek. İnsanın içinde iyi var. İnsanlık var.
Gün doğdu, martılar denizin üzerinde balıkçı teknelerinin çevresinde uçuyor. Sait Faik’i düşünüyorum. Yani öykülerini. Deniz kokan, balık kokan öyküler. Şu kalemin ucunu açmadan önce gördüğü, adaya dönen balıkçı kayıklarını izlediği o güzel insanları gördüğü an. Çatışma istemiyorum. Kötülüğü, adaletsizliği her yerde ama her yerde görmek… İstemiyorum demek gibi bir lüksüm olmamalı. İkisi de anlatılabilir; Sait Faik gibi. Sonra da o cebindeki Panço ile konuşuyordu; şimdiki zamanda yaşasaydı Kıyı ile konuşurdu. Kıyı da kim?





Bir yanıt bırakın