YAŞAR KEMAL GÜNLÜKLERİ  6 Temmuz 2026 /Pazartesi

YAŞAR KEMAL GÜNLÜKLERİ  6 Temmuz 2026 /Pazartesi

Bu gece yani 6 temmuzda, anımsadığım başka şeylerle yeni bir hikâye kurguladım; ya da hikâyem oldu. Bugünün yani şimdi ve buradanın hikâyesi.

Yaşar Kemal oldukça açık, dolaysız bir anlatımla yazar. Okuruna sezdirmekten çok karakterleri anlamalarından yanadır. Zaten bunu da dile getirir. İnsanın gerçekliğini, onu insan yapan yönünü araştırmakta, anlamaya çalışmakta; bizi de anlatarak arayışına ortak etmektedir. Özellikle çocuklarla yaptığı röportajları çok değerlidir. Çocuklarla çocuk olmamıştır; onların düşlerini bozmamaktadır. Besledikleri umutları bozmamıştır, yıkmamıştır. Her düştüklerinde kalkmaları için destek olmuştur ama bunu onlara hikâye anlatarak yapmamıştır. Bir cümle yeterli gelmektedir. Çocukları anlatarak bizim de çocukları anlamamızı istemiştir. Bu isteğini de bize dayatarak, genellemelerle yapmamıştır. Aksine her çocuğun farklı ve biricik olduğunu göstermiştir. Çocuk karakterleri olan öykülerinde de gerçekleri vermeye çalışmıştır ama o gerçeğe ne kadar isterse istesin gerçeği yalnızca gerçeği yazabileceğine inanmamış ama bunu yapmak için birçok romanlar kaleme almıştır. Her romanının dilinin farklı olması da bu arayışını gösterir.

Ben de yaşımın gerektirdiği davranış ve düşüncede olmam gerektiğini söylüyordum. Nedenini açıklayamıyordum. Yaşar Kemal’de bu sorumun yanıtının gizli olduğunu düşündüm. Çocukla çocuk olmamak; gençlerle genç olmamak. Şimdiki çocuklar ve gençler yetişkinlerden çok fazla bilgi sahibiler. Bu onların ergenlik dönemlerini atlattıkları anlamına gelmiyor. Belki de birçok yetişkinin ergen davranışlar sergilediğini söyleyebiliriz. Nedenini şimdilik bilmiyorum. Şu olabilir; gençliklerinde yaşayamadıklarını yaşamak istemeleridir. Ben de çocuklarla çocuk oldum mu, anımsamıyorum. Gençlerle genç oldum mu peki? Evet olmaya çalıştım. Bu benden uzaklaşmalarına ve beni dikkate almamalarına neden oldu. Değişimin olamayacağı inancı geliştirmelerine. Çünkü ben onların gözünde değişmemiş oluyordum. “Yine aynı şekilde davranıyorsun.” “Aynı şeyleri söylüyorsun.” Onlara değişimin gerekliliğini ve zamanın geliştirdiği “Doğduğun ev kaderindir,” “Çocukluk travmaları,” gibi söylemlerle baskıyla ve normallikmiş gibi gösterilerek şekillendirmek istedikleri bireyi olmaları için yapıldığını anlatamadım. Bunu normalleştirmelerinin sonunun ne olduğunu aile içindeki çatışmalardan çıkarsayabilirim. Yaşamın, yaşadıklarımın getirdiği olgunlukta davranmayı tercih ediyorum. Yaşar Kemal de bana örnek oluyor. Çocuklar İnsandır, kitabında bu değişimi gözlemleyebiliriz.

Yaşar Kemal romanları okurken zihnim kendi yaşantıma ya da şimdiki zamana sıçramalar hemen hemen yapmadı. Bunu da üslubuna ve diline yorumluyorum. Geçmişi anlamaya çalışmak. Babasını öldüren Yusuf’u anlamaya çalışmaktadır; bu affetme ya da unutma değildir. Yaşadığı o travmalı yılları için hiç de öfkeli değildir ve kendini mağdur hissetmez. Kendini de o insanlarla olan ilişkilerinde aramaktadır. Yaşının yani deneyimlerinin -hem yazı hem de yaşam- onu taşıdığı yere zamana göre davranmış, düşünmüş; her romanında farklı bir arayışla  yazmıştır, düşünmüştür. Kendisini anlatmayı, yaşadıklarını yazmayı kabul etmemiştir; bilir ki hiçbir zaman tarafsız olarak gerçeği yazamayacağız. Zihnimizin, gezdiği mekanlar ve karşılaşmalarla kendi gerçekliğimizi oluşturduğumuzu anlatmaya çalışıyordu belki de. Yaşının getirdiği bir olgunluk sergiliyor. Değişimini yazdıklarıyla gerçekleştiriyor. Ya da yazdıklarını yaşıyor diyebilirim. Önce kafasında yazıyor, herkese anlatıyor; sonuna geldiğinde de oturup yazıyor. Kafamda yazarım önce, biter sonra yazıya geçerim. Kafasında yıllarca olan ve olgunlaşmayı bekleyen birçok romanı vardı ve birçoğu yazılamadan hayatının sonuna geldi. Ben Zilli Kurt romanını yazmasını isterdim. Yazarken bile şimdiyi ve kendimi düşünmüyorum. Yaşar Kemal’in büyüklüğü burada. Bizi kendi tanıklığına tanık olmaya davet eder gibi.

İşte insan zihni gün içindeki bu değişim ve etkileşimle kendi gerçekliğini oluşturur. Ama hiçbir zaman hikâyesi günün sonunda son bulmaz. Ertesi gün, diğer günler yeni ilişkiler, tanıklıklar, haberler ve kitap okumalarıyla hikâyesini yeni baştan yaratır. Ele avuca gelmeyen canlı bir zihin.

Yaşar Kemal kendi hayatını romanlarıyla anlatır. Kiminde İnce Memed’dir, kiminde çocuk Memed ve diğer karakterleri. Fakat bu İnce Memed olduğu, onun düşündüğü gibi düşündüğü ve yaşadığı anlamına gelmiyor. Saf okurlar böyle mi okur? Böyle değildir sanırım. İnce Memed yazıldığında yirmi bir yaşındadır. Yaşar Kemal de yirmi dört. Bir köy çocuğudur çocuk Memed. Henüz okuma yazması yoktur ve tarlada çalışır, ağadan da dayak yer. Başka bir yaşamın olabileceğini ancak göçmenlerin yanında öğrenir. Sonra kasabaya gider, orada görür. Kitap okumadan büyür ve yaşamını sürdürür. Onu değiştiren özgürlük düşüncesidir ve deneyimleriyle ne isteyip ne istemediğine karar verir. Çevresinde gördükleri de yaşam yolunu belirler.

Ben, ben diliyle anlattığım için her sözün bana ait olduğunun düşünülmesini istemem. Çünkü ben de kurguya yer veriyorum. Anlatmak istediklerimi anlatabilmek için kurgulamam şart. Yaşar Kemal’i bu nedenle anladığımı ya da anlamaya çalıştığımı, deneyimlediğimi düşünüyorum. Çocuk kitaplarımda yazdıklarımı yaşarım, günlüklerimde ise yaşadıklarımı anlatırım.  Gerçekleri anlatmanın olanaksızlığını bildiğimden günlüklerimde kurgudan da kaçınmam. Hatta başkalarını yargılamamak için kendim yapıyor, düşünüyor gibi yazıyorum. Yani buradaki benlerin hepsi ben değil.

Yapay zekaya sordum. Buradaki ben nasıl biri? Aynı soruyu defalarca sorduğumda aynı yanıtı alabileceğimi sanmıyorum.

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*