YAŞAR KEMAL GÜNLÜKLERİ           27  Mayıs 2026 / Çarşamba

YAŞAR KEMAL GÜNLÜKLERİ           27  Mayıs 2026 / Çarşamba

Bugün yeni düşüncelerle yazmaya oturdum. İnce Memed’in romandaki tarihi 1930’lu yıllar. Bu durumda üzerinden henüz 100 yıl geçmemiş. Oldukça yakın bir tarihi işliyor. O yıldan günümüze kadar geçen zaman içinde çok büyük değişimler yaşandı. Bireysel olduğu kadar toplumsal bir değişimdi. Bu değişimi ateşleyen elbette  Cumhuriyet’in ilanı oldu. Yeni bir siyasi durum, değişim bütün dengeleri değiştirdi, bozdu. Yeniden oluşmaya başlandı. İlk olarak toprak sahiplerinin Ağalardan oluşmasıydı. Devlet hazinesi olan topraklar ve tapusuz olarak yerli halkın işlediği topraklar kurtlar sofrasında paylaşılmaya başlandı. Bu paylaşım İnce Memed romanında çok net ortada. Bundan daha açık yazılamazdı. Kurgusal olması ancak ancak herkesin anlayabilmesi içindi. 1930’lu yıllar öncesi yerli halk yaşadığı köylerin dışında çıkmadı. Özellikle çocuklar ve kadınlar. Ancak ırgat olarak çalışmak için topraklarından fazla uzakta olmayan ağa topraklarına gittiler. Kasabaya indirilmediler. Karın tokluğuna çalışıldı. Verimsiz toprakları vardı, az ve dikenli, çalılı, sazlıklı… Sulama için de ağaların sahiplendiği ırmaklardan, kanallardan ücret karşılığında alındı. Yaşar Kemal de köylülere kaçak olarak geceleri su almalarına ön ayak olduğunu söyler.

Devam edelim. Köylülere eleştirel yaklaşıldığını düşünüyorum. Her zaman güçlü olandan yana oldular. İnce Memed’in güç kazandığı durumlarda desteklendi. Ağaların güç kullanmalarında üzerlerinde güç uyguladığında -özellikle açlıkla tehditlerinde- ağadan yana oldular. Az haneli köylerinden çıkmayan insanlar yaşadıklarını doğal karşıladılar. Doğal karşılamayanı da devlete karşı geldiklerine, Memed karşı gelmektedir devlete; köylüler inandırıldı. Ağaların da kendi aralarında toprak almak için birbirlerine ve köylüye nasıl oyunlar oynadıkları oldukça net anlaşılıyor. Ağalar da Ankara’yı nasıl yönlendirdikleri de net. Hatta aralarında milletvekili bile var; aynı zamanda büyük toprak ağası. Nüfuzunu devletten aldığına inandırılıyor. Ankara’yla herkes iletişime geçemiyor; telgraf ve mektup yazmak serbest ama daireden bunları postalamak yasak; daireye verilen habersiz hiçbir yazının postalanmaması.

Daha ne olsun. Antropolojik açıdan, tarih açısından ele alınabilecek bir roman. Sosyolojik ve kültürel açıdan araştırılacak bir roman ve gerçekçilikle kurgu. Tarih belgeleriyle roman karşılaştırılabilir. Dil olarak, sözlü tarih olarak… Mitsel tarih olarak… Fakat bu mitsel tarih köylü insanımın miti. Bu roman ağaların miti değil. Bir değişimin sömürünün karşısında köylülerin ırgatların tutunduğu mit, destan. Hüyükteki Nar Ağacı’ında bu miti oldukça açık görebiliriz. Hiç kimseden yardım alamayan, açlığa mahkum dört köylünün hüyükteki nar ağacını umar bulması, dua etmesi. Ayrıca mavi kelebek de vardır ki bu inancı pekiştirir; umut verir; ağaç da kelebek de. İçlerinde yalnızca Mehmed Çocuk inanmaz onlar ve çaldığı hançerle kayıplara karışır. İşte bu Memed Çocuk ileride karşımıza İnce Memed olarak çıkar. Ağalar ve köylüler karşı karşı gelir. Ağalar için köylüler ötekidir. Mitlerine inançları yoktur ve bunu umutlu olmaları ve çalışmaları için kullanırlar. Vaatler vardır. Küçük oyalamalar. Ürünün üçte ikisini alır ağalar. Çünkü ağa topraklarında yaşamaktalar. Topraklarda hep köylüler kalmıştır oysa. Hatta verimli toprakları ellerinden alınmış, verimsiz dikenli taşlı topraklara gönderilmişlerdir. Yeni topraklar temizlenip işlenince ağalar bu toprakları da ellerinden almışlardır. Göçerlerin incelenmesi de aynı bir konudur. Tarihte göçebe bir toplumduk ve topraklar kimseye ait değildi daha doğrusu sahipsiz topraklar çoğunluktaydı. Cumhuriyetin kuruluş dönemlerinde topraklar dağıtılmış ama ağalar el koymuşlardır. Göçerler de göçer oldukları için toprak paylaşımına yanaşmamışlar. Böyle gelmiş böyle gider; yıllarca böyle yaşadık, konduğumuz topraklar bizim… Ağalar devlet hazinesi toprakları bile paylaşmışlardır. Tarım aletlerinin makinalarının gelmesiyle ırgat olan köylüler işsiz kalmıştır. Sonra da göç başlamıştır. Birçok bölgelere ırgat olarak çalışmak için bir yorgan, bir kaşık, bir tabak, bir tencereyle tarım iççisi olarak gitmişlerdir, yurdun birçok yerine. İleriki yıllarda da büyük kentlere göç edilmiştir. Bugün de bu göç devam etmektedir. İstanbul en çok göç olan kenttir. Ekonomileri gelirleri yüksek olan insanların işlerini yapmaya başlamışlar. Onlara hem iş verilmiş ama… Kelimeyi okuyan koysun. Sömürü, aşağılama, ötekileştirme…

Kentte elit kesimin yaşadığı bölgelere kent dışından insanların gelmesiyle, kendilerine yeni yerleşim yerleri inşa etmişler; etrafına da duvarlar örmüşlerdir. Bekçileri, bahçıvanları da nereden getirmişler ve kimlere karşı bu önlemler alınmıştır? Öteki kimdir? Bütün bunlar tarihin konusu değil midir? Gittikçe silinen sınırları yeniden inşa edip duvarlar germek tarihin akışını değiştirebilir mi?

İnce Memed döneminin son destanıdır. Cumhuriyet bu destanla kurulmuştur; köylü milletin efendisidir, demiştir Mustafa Kemal Atatürk ama bunu ağalar yüzünden sağlayamamıştır. İnce Memedler eşkıya olarak bilinmiştir ama kahramanlardır onlar. Yaşama hakkını aramışlardır. İnsanca yaşamak. Yüz yıl içinde neler değişti?

Bitki örtüsü incelenmiş, araştırmalar kitaplaştırılmış.

Siyaset de incelenebilir bir tarih olarak. Metinler arası incelemeler yapılabilir. Binlerce İnce Memedler gelmiştir ve tarihe geçmişlerdir. Bunlar da incelebilir. Kentlerdeki Memedler kendi branşlarında köylerle dayanışmaya geçmiştir. Köylüler nasıl karşılamıştır bu İnce Memedleri? Araştırılmalı. Tarihsel belge olacak romanlar yazılmıştır. Kent İnce Memed’i acaba kim mitleştirdi ya da mitleştirdi ama işaret edilmedi, üzerinde durulmadı.

Yabancı bir yazarın söyleşisini dinledim. Aydınlatıcı oldu. Batı ile Doğu’nun arasında büyük bir uçurum var edebiyat açısından. Bunlar da incelenebilir. Saydığım birçok araştırmaya imza atan yine Batılılar çoğunlukta.

Bir Yaşar Kemal geldi dünyaya ve Çukurova’yı kendi Çukurova’sı yaptı. Yerleşti. Bir anısını dinledim. Onunla karşılaşan köylü, İnce Memed’den para kazandın ama ona bir mezar taşı bile yapmadın, demiş.

Uyanıp günümüze gelince geçmişin devamı yani tarih… Kişisel tarih, toplumsal tarih…

Uyuyup uyanmalı. Ya da uyanmamalı. Uyanmamak, ölmeye yatmak değil de nedir?

 

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*