YAŞAR KEMAL GÜNLÜKLERİ     29 Mayıs 2026 / Perşembe

YAŞAR KEMAL GÜNLÜKLERİ     29 Mayıs 2026 / Perşembe

Bugün Yaşar Kemal toplanması yaptık. Pastaya üç mum diktik ve dördümüz birlikte mumlara üfledik. Yaşar Kemal iyi ki doğmuş. Arkadaşlarıma bir saatlik sunum yaptım. Aslında bir saat konuşabileceğime hiçbirimiz inanmıyorduk. Konuşmam bir saati biraz geçti. Onlar da konuştular. Bilgilerimizi tazeledik. Anlatılacak çok şey vardı ama pastamızı kesme zamanı gelmişti.

Şu ana kadar dört romanını okudum. Kaynak kitapları saymıyorum. İnce Memed’in ilk üç cildini ve Hüyükteki Nar Ağacı’nı. Hüyükteki Nar Ağacı yazarın ilk romanı. Yalınlığı kadar akıcılığı insanı derinden hüzünlendiriyor. Gülşen güzel bir hediye verdi. Paketi açmadan önce içinde ne olabileceğini tahmin etmemi istedi. Elbette bilemedim. Paketi yırtarak açtım aceleyle. Şaşırtıcı bir şey. Üzerinde mavi kelebekler olan bir nar ağacı; aslında bu ağacı hayat ağacına benzettim. Yani öyleydi. Hayat küçük mavi düşlerle umutlarla var olur. Yaşamın anlamını anımsatır. Birlikte var olmak. Onlara Yaşar Kemal’in Hüyükteki nar Ağacı’ndaki kelebekler için söylediklerini kendi ağzından okumak istedim. Hangi kitapta olabileceğini bulamadım. Bir sempozyum kitabıydı. Gülizar dedi ki, kapağında mavi kelebek olandadır. Daha önce dikkatimi çekmediği gibi anlamını, nereden geldiğini düşünmediğimi fark ettim. Evet o kitaptaydı. Sunumlara baktıysam da bulamadım o satırları. Sonunda buldum. Okudum. Hayran olmuştum bu konuşmalara. Yaşar Kemal’in çocuksu dili ve egodan arınmış ruhu; toplumsal dayanışması… Bu diyalogda bunu gördüm. Acaba okusaydı, eğitimin istediği kalıplara girer miydi? Sanırım girerdi. Okudukları usta yazarların eserleri onu da etkilemiş, romanları kadar hayatına da girmiş. Belki hukuk olur, adalet için mücadele ederdi. Kitap yazar mıydı? Yazardı ama bu kadar çok kitabı olur muydu? Bence olmazdı.

Gecenin ilerleyen saatlerinde mavi kelebeklere takıldım. Sarıldım yazarımıza ve Yılanların Öcü’nü okumaya başladım. Bu beşinci kitap olacak. Öyle içten ve gerçekçi ki konuşur gibi demek doğru olur mu, bilmiyorum. Bence doğru olabilir ama şunu da eklemeli; konuşması da bir roman gibi. Zilli tilkiyi yazmayı çok istemiş ve yazamadığı için üzülmüş ama o konuşması kısa bir öykü bence. Hatta bütün romanlarında o tilkiyi anlatıyor.

“Ey köleler, lanetlemeyelim yaşamı!” diye bir cümle okudum bir kitapta. Yaşar Kemal’de yaşama sevincini okuyor, dinliyorum.

Bugünü anlatıyor mu, sorusunu yanıtlamaya çalıştık. Ben evet diyorum. Karakterler değişiyor, kurtlar sofraya mutlaka çöküyor. Tilkiler az, köylüler çok ama…

Bence Yaşar Kemal romanları bir geçiş döneminin eseri; dünden bugünümüze uzanan bir köprü. İnsan yalnız geçmiş tarih bilgisini değil geçmiş romanlarını da okumalı. Tarih artık, büyük değil, küçük insanların tarihinin yazıldığı bir dönem. Bunu da Yaşar Kemal yapmış. Bence yani.

Sanırım Yılanların Öcü için şu alıntının yeridir. “Kadınların üzerinde egemen olan söylem onları birer kurban gibi gösterir.” Sonra şu var: “Asıl kör olan, çevrelerinde kurbanlardan ve egemenlik ve ölüm makinelerinden başka bir şey görmeyenlerdir.” Bunda kendimi buldum ve üzüldüm. (Bu alıntılar Alaın Touraıne/ Bugünün Dünyasını Anlamak İçin Yeni Bir Paradigma/YKYayınları)

Yılanı Öldürseler romanı 1976 ilk basım yılı. Yazarın yazarlığın orta dönemlerine rastlıyor. Filmi de çekilmiş ve bunu izlemiştim gençliğimde; 1981 yılı yapımı. Anadolu insanını tanıyor yazar. Kitaplığın iki rafı Yaşar Kemal’e ayrılmış. Çok kitap var okunacak ama kitaplığımda bütün kitapları yok. Romanlarının incelendiği ve hayatının anlatıldığı kaynak kitapların sayısı romanlarının sayısını bulmuyor. Feridun Andaç onun için dört kitap yazmış. Şimdi beşinci kitabını yazıyor. Merakla okumayı bekliyorum. Derslerimizde anlattıklarımızı günlüklerime yazmıyorum. Onun kaleminden okunması gerekir. Sonra alıntılar yapabilirim.

Batılının yaşamıyla hiç benzerliğimiz yok. Ama öte yandan da benzerlik bulmaya, kurmaya çalışıyorum. Yanlış yol izlediğim sanısına kapıldım.

Kurbanın içinde toplumsaldan çok içsel çatışma içindedir ki kendisini kurban hisseder. Bu medyayla verilir; kendimizi kötü hissettirir. Yaşar Kemal İnce Memed’de maskeli ağaları tanıyacağımız şekilde yazar; okuru bunu anlayacaktır. Tek sorun bugünümüzle bağını kurabilmekte. Her okurla roman bir başka hikâye anlatır. Benim yazdıklarım hiçbir şekilde romanı aktaramaz. Bu benim çağrışımların ve bana ait olmayan yazıların süzgecimden geçenler. Ben böyle düşünüyorum, demek ben de gördüm çünkü işaret ediliyor demektir. Yazarın açıkça yazdığı İnce Memed’in dinleye dinleye sonunda kendisinin de düşündüğü “Köylülerin sayısı ağaların sayısından daha çok. Bir İnce Memed gider, bin Memed gelir. Ağalar bir gider, bir gelir.”

“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” Mustafa Kemal Atatürk

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*