KİTAPLARIN KIYISINDA 17 Haziran 2026 / Çarşamba
Bu akşam Gülkız Turan yazı evinin açtığı atölyede öykü incelemesi yapıldı. Murathan Mungan’ın Kadınlığın 21 Hikâyesi kitabından iki öykü okundu. Biri Kürtaj adlı öyküydü. Kadının kendi bedeni üzerinde hakkı olmadığı ve kürtaj olması eşinin de onaylaması gerektiği yılları konu almış. Feministlerin mücadele verdikleri bir konu. Ayrıca yasalarla kadının üzerinde hakimiyetini görüyoruz; bugün de geçerli bu. Baba ve eş bu yasaları uyguluyor.
Benzer konulu romanları anımsadık. Bizim toplumda bu konu üzerinde yazmanın kadın yazarları korkuttuğunu düşündük. Bizim hikâyemiz olduğunu sanırsa okurlar… Okurları düşündüm. Ben buna cesaret edemem gerçekten. Arkadaşım yıllar önce, kuzeni tarafından tecavüz edilen genç kızın romanını yazmak istemişti. Yazmaya başladım, dediğinde bana okutacak mısın, diye sordum. Dört sayfa yazmış. Giriş için güzel, dediğimi hatırlıyorum. Benim de yazmamı istemiş ama ben kabul etmemiştim. Ben korkarım, demiştim. Neden? Çünkü benim yaşadığımı düşünürler. O yazabilirdi, çünkü evli değildi ve kuzenleriyle konuşmuyordu. Bu hikâyeyi dinlemiş. Kendisi de genişletecek ve yazacaktı. Dört sayfada kaldı yazısı. Sonra da unuttuk. Bugün anımsadım nedense. Hocamız yazmamızı öneriyor. Benim yüreğim kaldırmaz sanırım. Düşünüyorum da okurlar da artık haberleri konu alan yazıları okumak istemiyor. Günlük hayatımız üzerine bir hayalet gibi çöken gerçekler yüreğimize ağır gelmeye başladı.
Okumadığım için yazacak bir şey bulamıyorum. Zihnimde dolanan tilkiler yok. Ama bu kitap almama engel değil. Gecenin bir vaktinde poğaça yaptım; canım istemişti. Artık yemek tariflerini internetten alıyorum. Bildiğim gibi yapmıyorum. Arkadaşım dedi ki yapay zekaya sor, malzemelerini yaz ve tarif iste. İnternet üzerinden baktım, bu bakış uzun sürdü. Çeşitli yemek tarifleri verdi.
Odysseia’yı okumaya başladım ama ilerleyemedim. Tanrılar ve Tanrıçalar hakkında bilgilendirdi Gülkız Turan; bu yüzden hedeflenen sayfaya gelemedik; zamanımız doldu. Nasıl da akıp geçti zaman.
Bugün sayfaya girip okuyan kişi sayısı benim için rekor denilebilecek sayıya ulaştı. Buradan teşekkür ederim. Okumalara başlarsam yazmaya da başlayabilirim. Okumayınca ne düşünebiliyorum ne de yazabiliyorum. Yaşar Kemal romanlarını ve romanları üzerine yazılmış yazıları okumanın zevki bir başka.
Anahita Sahaf’ta temmuzun beşinde Yaşar Kemal üzerine sohbetimiz olacak. Eğer okumaya başlamazsam sıradan bir anlatım olur. Onun büyülü dünyasına giremem; Yaşar Kemal’in yaşadığı, yaşattığı Çukurovası’ya… Feridun Andaç’ın onun için yazdığı dört kitabı iki hafta içinde okumam gerekiyor.
Bir haftadır ne yaptığımı düşünüyorum. Öyle sığdı ki sıradan günlükler başlığının altına yazmam gerekiyordu günlüğümü. Kitapsız hayat sığdır. Kendini ancak başka işlerle kandırabilirsin. Yemek yaparsın, alışverişe çıkarsın… Düşünmekten kaçarsın belki de. O benim için hiç de inandırıcı olmayan ‘an’ı yaşamak için can atarsın. O an dediğin şeyin, hiçbir zaman geçmişle geleceğin olmasının olanaksızlığını fark edersin. Akşama ne pişirsem bir gelecek düşüncesi değil mi? Dün akşam zeytinyağlı fasulye yapmıştım. Bunu geçmişi düşünmeden yapacağın yemeğe, kaldığın an’da karar veremezsin.
Gündüz hastaneye tahlil sonuçlarımı almak için hastaneye gittim. Altı ayda bir gittiğim doktor kontrolü sonunda bir yıla çıktı. Doktor sordu “Sigarayla aranız nasıl?” İyi, dedim. Konu hemen kapandı. Arkadaşlarımla, bir yıla çıkan kontrollerim için kutlama yapacağız. Hafta sonu Kadıköy’e gideceğim. Özlemedim karşı kıyılara bakmayı. Martıları, kedileri, vapurları… Özlemedim. Evimi özlüyorum. Kedilerimi, kitaplarımı, ağacımı, pencereleri kapatan dışarıdaki ağaçları.
Komşum aradı. Kahve içmeye davet etti. Gitmedim, zoom var. Haftanın dört beş akşamı dolu.
Uzun uzun telefon görüşmeleri yaptım. Çok konuştuk. Her konuyu açtık. Doymak bilmeyen toklar, öğretmenler, cinayetler, intiharlar… Hayatımız üzerinde hakimiyet kuranların çıkardığı yasalar…. Kazanılanlar, kaybedilenler… Çıkmazlarında, dört ayakları üzerine düşmelerine neden olan olaylar. Yıllar öncesinde yapılan hataların itirafı. Anımsadıkça bizi geçmişe götüren nesneler, mektuplar, mesajlar, fotoğraflar… Sürekli telefonlarıyla fotoğraf çekenler… Ben neden fotoğraf çektireyim; fotoğraflara hiç bakmıyorum ki. Bizim çocuklara imreniyorum; ikisi de uyuyor.
Bugün kargo geldi. Genç adam güler yüzlüydü. Tanış olduk artık. Ona çikolata ikram ettim. İnternetten alışveriş yapmayacağım diyorum yine de alıyorum.
Anlatacak bir şey yok. Üzülüyor muyum? Evet, üzülüyorum. En kısa zamanda okumaya başlamalıyım. Kafam okuyarak dumanlanıyormuş meğer.





Bir yanıt bırakın