ASLI YOK 18 Haziran 2026 / Perşembe
Bir yeri terk ediyorsa, yalnız o değildi terk eden; bipolar olmasından kaynaklanmıyordu bu. Terk edilmiş olduğunu kabul edip gitmek. Bunun çeşitleri vardı. İlk odayı terk edersin, evi terk edersin, kenti terk edersin; son olarak hayatı terk edersin. Hepsini denemişti. Dönmek için gittiği yerler de vardı.
Odayı terk etmişti eşi; geç saatlerde geliyor, salonda televizyonun karşısında uyuyup kalıyordu. Salonun nasıl olup da çekici geldiğini anlayamıyordu. Salona yerleşti. Televizyonu açtı. Filmleri izlerken uyumak iyi geldi. Onun yerini kapmıştı.
Evi terk etmişti, yıllar önce, gecenin bir vakti şehri terk etmişti. Otogara gitmiş, ilk otobüse binmişti. Bembeyaz yüzü, ruhsuzluğu dikkat çekiyor olmalıydı ki ona bakan erkekler çok olmuştu. İkinci mola yerinde geri dönmek için başka otobüse bindi. Sabah eve geri geldi. Hafta sonuydu, uyku ilaçlarını alıp yattı. Bir sonraki güne uyandı. Valizini boşalttı. Yemek yaptı. Çamaşırları ütüledi. Bir öykü yazmayı düşündü. Kendisini anımsatmayan bir öykü yazması olanaksızdı. Herkesle aynı ortamı soluyor aynı şeyleri yaşıyordu. Hayatın bir dönemi yaşayarak geçiyor, bir dönemi de anımsayarak. Yaşam bu olmasa gerek, diyordu. Kadınların yazma arzularını şimdi daha iyi anlıyordu. Yazamamalarını da…
Nilay, sık sık fotoğraflarını sosyal paylaşımlarda yayımlıyordu. Makyajı hiç değişmiyordu. Rujla etli dudaklar yapıyor; kırmızı kıpkırmızı ruj. Gözlerine siyah kalem çekilmiş. Bakışları, duruşu, gülümsemeyen dudakları hiç değişmiyor. Mevsimlerin geçtiğini üzerindeki giysilerden anlaşılıyor. Kolsuz bir bluz, bir gömlek, bir kazak… Şairlerin dizelerini fotoğraflarının altına yazıyor. Onun bipolar arkadaşı Ayşegül.
NOT 1: Bipolar kadının anlatılması açılması gerekiyor. Biraz asi olmalı. Ayşegül ise bunun tersi. Öyle genç ki o, insan üzülüyor. Onu da anlatmalı.
Bipolar olduğu için değildi yaşadıkları. Yaşadıkları her evde yaşananlardandı. Hastalık durumu daha da kötüleştiriyor, savunmasız bırakıyor ve yatağa düşüyordu. Depresyon. Her şeyi görebiliyordu, bu atılan adımdan sonra ne olacak biliyordu. Bilmek istemiyordu oysa. Çünkü bile bile o çarkın içinde kalmak, dışına çıkamamak onu çıldırtıyordu. Nefes alamıyordu.
Yazmayı bırak, diye öneride bulundular. Ya da başka şeyler yaz. Ne yazayım? Ne kurgulayayım?
Yayla’ya yazısını okuttu. “Sakın bunu bir yerlerde yayımlatma,” dedi. Neden? “Yine daldan dala atlamışsın.” “Ama yazdıklarım gerçek. Yaşamı sadece bir formülle çözebiliriz.” “Bu bilim insanlarının görevi. Bence sen öykü yaz.” “Hissedebiliyorum. Hayat o kadar basit ki, onu karmaşıklaştıran yine biziz.” “Öykü yazmaya çalış bence.” “Kendimize dokunmadan yazmaya çalışıyoruz. Bunu fark ettim. Sevdiklerimiz diyoruz, onları koruyoruz. Her şeye rağmen sevdiği için böyle yapıyor diye düşünüyoruz.”
Bir süre sessizlik oldu. O konuştu. “Arkadaşım sık sık eşiyle tartışır sonra da evi terk ederdi. İki gün bir arkadaşında kalır, sonra geri dönerdi. Tanıdığım çok kadın var evini terk eden. Düşünüyorum da hangi birini anlatsam yine benim. Yani bipolar olmak bahane.”
Not 2: Nasıl gelişir bilemedim henüz. Bir tür çekirdek bölümler bunlar. Benim için önemli olan anlatım yani cümle kuruluşları, çok yalın olsun istemiyorum. Biraz ironi istiyorum. Olmuyor.
Anneler günün kutlu olsun anne, dedi oğlum. Teşekkür ettim ve ona sarıldım, yanaklarından öptüm. Baban aramadı, sen ondan önce davrandın, dedim. Zeynep de anneler günümü kutladı, öptüm onu. Gençliğin verdiği etkiyle öyle güzel ki yüz hatları; umarım o çizgiler yaşanan olumsuzluklardan sonra yıkıcı duygulara teslim olmaz.
İki gündür beni terk etmeyen öfke patlamalarım ilaç yardımıyla geçti. Komik bir kadınım ama yazdıklarımda bunu yansıtamıyorum. Uzun süren sessizliğim bile bazen ironik kalabiliyor.
Onların tanımadıkları yanımı uzun uzun arkadaşlarıma anlattım. Güldürüyordu şimdi, oysa yaşandığı anlarda ağlatan olaylardı. Gitmediğim hoca kalmamıştı. Şehir dışında yaşayıp, nefesinin kuvvetli, duasının kabul olduğu hocalar. Enerji çalışmaları, pozitif duyguların hayata hakim olması için yapılanlar, melekler, kişisel gelişim uzmanları, psikologlar, psikiyatristler, fallar (tarot, kahve falı, su falı…) okunan kitaplar, yazarak iyileşmek için atölyeler…
Benim ilgi alanlarım arkadaşlarımın hiç dikkatini çekmedi. Ben de sözümü uzatmadım. Sürekli değişen gündemi yakalama çabasındayız, anlamaya çalışmamıza gerek yok. Düpedüz kurgu ama bu kurgu oldukça başarısız. Buna rağmen inananı çok.
Not 3: Bu bölüm sadece anımsatma notuna benzedi. Her birinin açılması işlenmesi gerekiyor. Bunu yaparken de neden bu bölümü yazıyorum, yazmak istiyorum sorusuna da yanıt bulmam gerekiyor sanırım. Neden anlatıcı “ben”?
“Yine bir şeyler oldu. Dolar artmamalıydı. Bizi yönetiyorlar. Kavga etmemizi istiyorlar. Öldürmemizi.”
“Ne söylüyorsun sen?”
“Dolar yükseldi. Bir şey olacak. Dünya kötü. İnsanlar kötü. Onlar yüzünden birbirimize giriyoruz.”
“Onlar mı? Kim onlar?”
“Bizi idare edenler. Para. Paran var ama kullanmıyorsun.”
“Bu zamanda bir şey alınmaz.”
“Ev al. Ev sahiplerinden nefret ediyorum. Yılda bir konuşmak bile hasta ediyor.”
“Saat geç oldu. Yat. Yarın belki düzelirsin.”
“Gazetenin üçüncü sayfa haberlerini açmış okumuşsun. O sayfa açıktı. Okuma bunları. Bulaşıcıdır. Şiddet bulaşıcıdır. Beni aşk yüzünden öldürürsen…”
“Yeter. İlaçlarını aldın mı?”
Not 4: Yazmak istediğim bunun gibi bir şey. Yani bipoların konuşacağı şekilde aktarmaya çalıştım. Fena değil gibi gördüm. Burada ne anlattığı aslında anlaşılıyor. Daha anlaşılmaz olması gerekiyor aslında. Yazar da ardından anlaşılır olarak yazabilirse güzel olur.
SONUÇ: Teşekkür ederim. Sayenizde ayrıntılı olarak düşündüm ve hissettim birçok şeyi. Roman bir şekilde beni büyülüyor, yazmamı istiyor, sonra birden anlamını kaybediyor. Neden yazayım? Sansür uygulamam gerekiyor; her koşulda hepimiz aynı şeyleri yaşamışız. Ben A kişisini anlatsam yine kendimi anlatmış olacağım. O herkes olacak. Çok vazgeçtim, sonra yeniden başladım. Öykü anlatısına yakın olursa akılda kalır, belki de böyle yazmalıyım diye düşündüm. Vejetaryen romanını anımsadım. Orada sansürü gayet iyi kullanmış ikinci ve üçüncü hikâyesinde. Öyle uç noktada ki olaylar, gerçek olamayacak kadar uçta. Bir o kadar da gerçek.
Şimdilik kafam karışık. Düşüncelerinizi paylaşırsanız sevinirim. Devam etmeli miyim? Kaç yılda yazabilirim ki? Anlatıdaki üslubu (doğru kelime bu mu bilmiyorum) yakalayabilecek miyim? Farklı bir anlatı yapabilecek miyim? Bilmiyorum. Belki de hiçbir zaman bunu bilerek yazamayacağım. Hep bir soru olarak kalemimde gizli olacak. Ne dersin? Yazabilecek miyim? Yazabilecek misin?





Bir yanıt bırakın