KİTAPLARIN KIYISINDA 19 Haziran 2026 / Cuma
Gölgelenmiş Yaşamlar adlı öykü kitabının yazarı Yayla Boztaş. Kitapta on dört öykü yer almakta. Öykülerde sevgi, hoşgörü var. Güzel duygular uyandırıyor okurda. Bir gülümseme; yaşamlara dokunmuş satırlar. Gerçek mi, kurgu mu diye sormayacağım. Kendi bütünlüğü içinde oldukça gerçekçi duruyor karakterler. Ben anlatıcı öykülerde yazarın sesini duymak mümkün. Kiminde bir çocukluğunu anlatan bir erkek, kiminde bir yazar olmuş. Kimi öykülerde her şeyi bilen, gören ve işiten bir anlatıcı. Kurgular oldukça gerçekçi. Okudukça mekanlar okurun gözleri önünde canlanıyor. Doğa, çiçekler birkaç öyküsünde bir karakter gibi yer alıyor. İnsanları, öyle düşünüldüğü gibi değil, yazarın olduğu gibi onların da yürekleri sıcacık, nerede ve kim olurlarsa olsunlar hayata tutunmuşlar. İnsan sevgisi okurun yüreğine işliyor, yaşama bir başka baktırıyor. Böyle iyi insanlar var ama neredeler? Hiçbirine dokunmuyor, dinlemiyor, görünmelerine izin vermiyor muyuz yoksa? Hayat telaşı içinde, dönüp de yüzlerine mi bakmıyoruz yoksa? Sen sıradan günlük hayatta her neredeysen çık gel, demek istiyorum.
Atmosferi oldukça iyi veriyor. Gözlem gücü çok güçlü. Günümüzdeki yaşam telaşı içinde onca çatışmaları, şiddeti üzerimizde hissederken onlarla tanışmak bana iyi geliyor. “Elma dersem çık, armut dersem çıkma,” demek istiyorum. O elmayı karakterler ısırmış da bir çatışmanın içine düşmüşler. Küçük çatışmalar bunlar. Çevresiyle çatışma yaşayan kişiler. Aile, mahalle baskısı; bu baskılara direnen inançlı insanlar.
Çatışmalar üzerine düşünüyordum son haftalarda. Ben çatışma bulamıyorum, demiştim. “Sokak kapısından adım atmamızla çatışma başlıyor. Bu ülkede çatışmadan bol ne var?” Böyle demişti hocam. Bu öyküler günlük rutin içinde görünmeyen ya da görmezden gelinenleri dile getiriyor. Gördüğümüz ama sustuğumuz, hatta bu durum üzerine hiç düşünmediğimiz ayrıntılara dikkat çekiyor.
Karakterler, deneyimledikçe öykünün sonunda değişiyorlar. Çünkü değişmek için, hayatta kalmak için dönüşüyoruz. Öyküler, insani değerler üzerinde duruyor; öğrenme isteğiyle ilerliyor.
Öykü yer değiştirmektir. Karakterle birlikte yazar da öykü son bulduğunda aynı kişi değillerdir. Okur da bundan payını alır.
Karakterlerin duygularını, düşüncelerini okuyoruz; okura da aynı duyguları hissettiriyor, düşündürüyor. Zamansız öyküler bunlar. Yüzyıllarca yaşayan insanlığın insan kalma mücadelesi.
Bütün öyküleri beni etkiledi. Zihnimde karakterler dolanıp duruyor. Öykülerdeki iyi insanlar bir araya gelirse ne konuşurlar? Sahi ne konuşurlar? Susturulma Günü adlı son öyküdeki genç kız olan Elif susmuyor. Acaba ilk sözü o mu söyler?
Bir oturuşta okudum öyküleri. Her öyküyü okuduktan sonra acaba bir sonraki öyküde ne anlatacak diye merak ettim. Bir baktım ki son sayfaya gelmişim.
Haydi çıkın sayfadan. Dünyanın susmayan insanlara gereksinimi var.





Bir yanıt bırakın