KİTAPLARIN KIYISINDA     21  Haziran 2026  / Pazar

KİTAPLARIN KIYISINDA     21  Haziran 2026  / Pazar

Yayla Boztaş’ın Gölgelenmiş Yaşamlar adını verdiği öykü kitabını okumamın tam zamanıymış. Ben de düşünüyordum; çatışma nedir? Artık insanların arasında geçen olayların çatışma değil de kavga olduğuna şiddet içerdiğine inanıyordum. Bu inancımı sarstı; çok şükür; kendime geldim. Demek ki okumaya gereksinmemiz var; en azından sayfalar arasında da kalsa iyi insanlar da varmış.

Çatışma üzerine düşünmek için birkaç kitap almıştım. Nedir Problem Dediğimiz? Çatışmasız Yaşamak, Acının Sonu. Bu küçük kitabın yazarı uzun yıllar önce kitaplarını okuduğum Krishnamurti. Küçük bir cep kitabı boyutunda. Bir şekilde Çatışmasız Yaşamak bölümü de düşüncelerinin özeti gibi. Birbirimizi dinlemediğimiz, kitaplardaki karakterlerle tanışmadığımız için kafa göz yararak iletişim kurduğumuzu sanıyoruz.

İçselle dışsal arasında kalan bireyin çatışmasını da düşünüyorum. Bugün AVM’ler boşalmaya başladı. Teknolojinin sunduğu bir boşalma ve yerine internet üzerinden alışveriş yapma, ürünü ayağına kadar getirtme. Bu şekilde her zaman, en küçük boş zamanlarında tüketimi destekleyebilir, yeni bir toplumun üyeleri olurlar. Ben de uzun zamandır internet üzerinden alışveriş yapmaktayım. Kentsel dönüşümle de değerlenen evlerini satarak yeni bir yere taşınmak zorunda kalması: Aidatların yüksek olması, artan fiyatlar, komşuluk ilişkilerinin olmaması yani yalnızlık artık onların her yerde yalnız olacakları düşüncesiyle her yerde yaşayabileceklerini düşündürür.

Kadıköy’ü özlemiyorum; çünkü bildiğim Kadıköy değil artık. Sahilde durup karşı kıyılara bakmak zevk vermiyor; çünkü öyle kalabalık ki uyaranların çok olmasından kaynaklı olan o özlem duyuşlarım, hayal kurmamı olanaksız kılıyor. Bana hiçbir şey hissettirmiyor, aksine birbirine temas edecek kadar yakın insanların arasında olmak yabancılık duygusuna neden oluyor. Kendime bile yabancı hissettiriyor; eski duygularımı arıyorum ama bulamıyorum.

Yanımdaki kalabalığa bakıyorum. Benim için bu insanlar şu mesai saatinde burada dikilenler bir işsizler topluluğu. Biletçi, simitçi önü boş.  Gerçekte kim olduklarını bilemeyeceğim insanlar. Yaşlı genç kadınlar erkekler. Çocuklar yok onlar okulda.

Kadıköy’ü özlüyorum; çünkü geçmişte nasılsa onu öyle görüyor gözlerim. Haydarpaşa Garı tüm güzelliğiyle büyülüyor. Deniz kıyısındaki çay bahçesinde, kıyı boyunca saksılarda ortancalar olan masaların üzerinden, denizi ve Garı izlemeyi seviyorum. Fotoğrafım da var. Balıkçı kayıkları ve tekneleri kıyıya bağlanmışlar, ağlar boş, dağınık, kediler etrafında yalanarak dolanıyorlar. Az ileride de balıkçılar çarşısı var. Haldun Taner Tiyatrosu, kulağımda ezgilerle eşlik ediyor; yürüyorum. Kuşçuların orada ağaçların altında bir tabure oturup çay ocağından bir demli çay alıyorum. Kuşlar gerek kuşçuların kafeslerinde gerekse de ağaçların üstünde cıvıldaşıp duruyorlar. Denizden güzel bir rüzgâr esiyor. Bir vapur düdüğünü çalıyor. Martılar havalanıyor, ardına takılıyorlar neşeli çığlıklarıyla.

Çarşıda kitapçıları dolaşacak dergilerimi alacağım, kitap da alırım, gazetenin kitap ekinde tanıtımı yapılan o kitabı: Modern Kültürde Çatışma.

Demek ki yaşlanmışım. Hatırlamıyorum birçok şeyi. Hatırlamamak değil de hepsinin üst üste binmesi zihnimde. Kabullenememe. Orada ayakkabı boyayan çocuklar yok artık. Herkesin ayağında spor ayakkabılar var. Yıllar önce bu çocukların gelip geçenlerin ayaklarına baktıkları dikkatimi çekmişti. Ben anlamamıştım ama onlar anlamıştı. Kaybolan bir şeyler olacaktı ve kayboldular.

Bugün yalnız oturduk evde. Kediler, yuka ve ben vardık. Ne bir başka kedi geldi, ne bir çiçek, ne de bir insan. Dedim ya yalnızdık. Camı açtık, sesler doldu rüzgârla birlikte içeriye. Kuşların sesi, rüzgârın yapraklara bıraktığı sesi, çocuk seslerini dinledik. Eme’yi sevdim. Yaşlanmıştı. Yani birlikte. Kocaman siyah bir top olmuştu. Onu gören “çok büyükmüş” diyor, benim gözümde o minicik.  Karadut da altı aylık bir bebe benim gözümde. Parmak hesabı yapıyorum; ya demek dört yaşına girmiş ha.

Yaşanan en küçük aksaklık, akışta neye sebep olur? Anadolu yakasında saat on beş. Avrupa yakasında saat on altı. Ne olur? Yazmalı. Ne olur?

Dışarıda saat dokuz. Benim saatim yirmi bir.

 

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*