FERİDUN ANDAÇ / YAŞAR KEMAL BİR ÖMÜR EDEBİYAT GÜNLÜKLERİ
20 Haziran 2026 / Cumartesi 24 Haziran 2026 /Çarşamba
Yaşar Kemal Bir Ömür Edebiyat, Feridun Andaç, Eksik Parça Yayınları, Şubat 2016
1Bir Körlecik İzin Uğrağında ……. s.23-27 (F.Andaç kitaplarla yolculuğu.)
2Yaşam Serüveninden Yazı Serüvenine Yaşar Kemal…s.31-53 (Röportaj- Nisan 1987)
3.Değişimin Romancısı…..s.55-87 (Röportaj-1 Nisan 1987)
4Şimdi, Yeryüzü Yaşar Kemal…..s.89-91(F.Andaç, anılarının devamı)
5İnsan Gerçeğine Ulaşmak…. s.93-103 (Röportaj-Mayıs 2002)
6Yaşar Kemal’den Yansıyanlar….s.105-107 (F.Andaç-Haziran 2002)
7İnsanın ve Doğanın Değişimi….s. 109-121 (Röportaj-Mayıs 2002)
8Yaşar Kemal’in Sözlerinde Yaşamak……s.123-124 (F.Andaç- )
9Yazar Coğrafyasını Kendi Yaratır…….s.125-133 (Söyleşi- Mayıs 2002)
Bir Körlecik İzin Uğrağında adlı yazısında yazar kendi Yaşar Kemal okur ve eleştirmen yolculuğunu anlatır. (s.23-27)
Yaşam Serüveninden Yazı Serüvenine Yaşar Kemal başlığı altındaki söyleşisinde Yaşar Kemal’in hayatını öğretiriz. Yaşar Kemal hayatını anlatmayı istemese de yazarın sorularıyla anlatmış olur. (s. 31- 53/ Nisan 1987, Basınköy)
Bu söyleşi yazarla ilk tanışmasında yapılmıştır, 1987. Bu tarihte başlayan dostluk 2015’e dek sürmüş; Yaşar Kemal ölünceye kadar.
Halkın dilini romanlara taşıyan yazar, kendisine betimlemelerinin uzun olduğu söylenilmesini kabul etmiyor. Ağaçtan düşen bir yaprağın o düşme anını yüz sayfada yazabilsem keşke diyor. O zaman kendisini yazar kabul edeceğini söylüyor. Ona göre yazarlık bu; yazmak.
Andaç, 1979 yılında Andırın’da öğretmenliğe başlamış. Buna karar vermesinde Yaşar Kemal okumalarının etkisi olduğunu söylüyor. Yazarı yakından tanımak, yaşadığı ve anlattığı coğrafyayı solumak için. Yaşar Kemal’i ilk okuması ortaokul yıllarına rastlıyor; Türkçe kitabındaki İnce Memed’den bir parça okunuyor. Peşinden Andırın’a gidiyor. Orada göreve başlamadan önce yaşadığı çalkantıyı anlatır. Çukurova sevdasına kapılır, üç yıl orada öğretmenlik yapar. Yaşar Kemal’in Çukurova’sıyla gerçek Çukurova arasında bir de kendisinin yarattığı Çukurova olur. Yazarı orada tanımayan yoktur. Kimisi yakından tanımış birlikte yaşamıştır, kimisi dinlemiş ve kitaplarını okumuştur. İnce Memed’in oralarda yaşamış olduğuna inananlar vardır.
“Bırakın Çakır Dikenleri Yansın” diye bir cep kitabıyla karşılaşır yurtdışında katıldığı Stockholm kitap fuarında. Çok mutlu olur. Yaşar Kemal için düşlediği fotoğraflı Çukurova kitabının bir başka yazar için yapılmışını görür. Ondan önce yapılmıştır ya seviniyor. Böyle bir albüm yapma özlemi…
Yaşar Kemal’e kendisini anlatmamasının nedenini sorar. Hatta anlatması için başka sorular yöneltir gibidir. Bir insan kendi hayatını anlatırken taraf tutmadan anlatamaz, gerçekleri yazamaz, bir şekilde kurgudur anlattıkları da.
“Çukurova’da feodalizm, daha doğrusu aşiret beylikleri çözülürken, kapitalist ilişkilere geçiliyor,” diyerek romanlarının kurgudan gerçekliğine yansımasını anlatıyor. Çözülme geleneklerle, üretim araçlarıyla oluyor. Çukurova’sını anlatıyor. İnsan eli değmemiş vahşi Çukurova’sının insan tarafından nasıl yok edildiğini anlatıyor. Gözlerimin önünde canlanıyor. “Ülkenin büyük sorunu İnsanın değişmesi” diyor. “Günceli vermek için; ondan bir öncesini vermek zorundasın” diyerek yazdıklarının güncelliğinin altını çiziyor.
Yaşar Kemal, Van’dan Hemiti’ye olan göç yolculuklarını ve onun doğumun anlatırken bir şekilde kendi hikâyesini anlatmış oluyor.
Arif Dino ile tanışmaları 1940’larda; derin izler bırakıyor onda; o yıllarda Ramazanoğlu Kitaplığında çalışmış; Sabahattin Ali, Orhan Veli, Oktay Rıfat eserlerini ezberlemiş. Kendi yaşamını, Zilli Kurt hikâyesine benzetiyor. Yirmiyi bulan iş yerlerinde çalışmış; ancak tanınınca işten çıkarmışlar. Şikayetler edilmiş.
Orhan Kemal’le tanışması 1943 yılı. Pis Hikâye adlı hikâyesi 1944’te askerliğini yaptığı Talas’ta; ardından Bebek ve Dükkâncı hikâyesini yazıyor ve 1950 yılında üç ay hapis yatıyor. “Ağıtlar” adlı ağıt derlemesini 1943’teTürk Dil Kurumu’na satıyor ve basılıyor.
1950’lerde on ay hapis yatıyor. İstanbuk’a gidiyor, Cumhuriyet Gazetesi’inde Anadolu’da yaptığı röportajları yayımlanıyor. Adını Abidin Bey koyuyor; Yaşar Kemal. Gerçek adı Kemal Sadık Göğceli. (Gökçeli mi?)
Değişimin Romancısı (s.55-87)
Çocukluğu ve gençliğinde dinlediği masallar, destanlar, âşıkların sazlı atışmaları onu derinden etkilemiş ve bugünkü Yaşar Kemal yapmıştır. Babasının gözleri önünde öldürülmesi yaşadığı şokla ilkokul son sınıfa kadar kekeme kalıyor. Babasını öldüren Yusuf’u anlatıyor.
Annesi Nigar Hanım istemese de amcasıyla evleniyor. Gelenekler böyle. İlkokula dokuz yaşında başlıyor, 1938’de tamamlıyor. Bir gözünü halasının amcası kurban keserken bıçak elinden kayıyor ve dört yaşındaki Yaşar Kemal’in iki kaşının arasına geliyor. (Doktor yok o yıllarda, olsaydı belki de gözünü kaybetmeyecekti.)
1940- 1941 ağıtlar ve tekerlemeler derleniyor.
Orhan Kemal’le arkadaşlığını kısaca anlatıyor. Thilda ile tanışmaları 1952. 1957’de Yaşar Kemal ile Thilda evleniyorlar.
1951 gazeteciliğe başlaması. 1952 Sarı Sıcak kitabının basımı. 1953-1954 İnce Memed basımı. 1955 Teneke; 1963 Orta Direk, İnce Memed ‘, 1969 Ölmez Otu.
1952 partiye girişi; on iki yıl sürecektir bu. İstemez oysa, zamanını yazmaya ayırmak ister. 1967 Ant dergisinin kurucularından biri oluyor.
12 Mart’ta bir ay tutuklu kalıyor; Thilda ise dört ay.
Yazarlıkta da, Kadirli’de de çok çektiğini, bu beş yılı yazmak istediğini söyler. Ama yazamaz Zilli Kurt adını vermek istediği hikâyeyi.
1 Nisan 1987 tarihli bu söyleşide Andırın’da Göksun’da, Avşar’da hâlâ ağıt yakılıyor diyor Andaç.
Yaşar Kemal hapishanedeki dostluklarını anlatırken “Derinliğine indiğinde bağışlamayacağın insan yoktur,” diyor. (s.70)
“Benim gerçeğim otobiyografi değil. Benim gerçeğim romandır.” (s.72) diyor.
“İnsanoğlu bir mit yaratır ve o dünyada yaşar. Bunu vermediğimiz zaman insanoğluna varamamışız demektir.” İnsan yarattığı dünyada ya mutlu olacağı şekilde ya da cehennemi yaşadığı başka bir dünyada yaşarmış. Andaç sorularını yazarın başka röportajlarını anımsatarak sorar.
“Günlük değişimler değil benim gerçeğim. Benim gerçeğim doğayla birlikte insanın nasıl değiştiği.” (s.74)
Karakterleri genellikle tanıdığı insanlardan olur, onu o mekandan alır ve kendi romanının dünyasına yerleştirir.
“Çukurova’yı yeniden kendimce yaratıyorum… Roman yüzde yüz yaratmadır. Yeni bir dünya kurmadır. Kendince bir dünya, Yaşar Kemal’in romanının dünyası.” (s.75)
Andaç, kendi gözlemlediği yaşadığı 1979’lu yılların Çukurova’sını anlatıyor. Âşıklar, Karacaoğlan, destanlar… Artık görünmeyen yüzlerdir. Hayatlarına teyp girmiştir ve Ferdi Tayfur, İbrahim Tatlıses vardır. Doğanın değişmesiyle birlikte insan da değişmek zorunda kalıyor. Baskılar var. Geleneklerden çok doğanın değiştiğini söylüyor yazar. Yaşar Kemal’in hayatını ve düşün dünyasını okuyoruz. Önceki söyleşilerde yarım kalan anlatılar da diyebilirim bunlar için.
Cervantes’i, Shakespeare’i ve Dostoyevski’yi geleceğin insanının habercisi olarak görüyor. Yaşar Kemal de feodal düzenden kapitalist düzenin, modernlik adına yapılan değişimlerin ilerisindeki insanı anlatıyor. İnsan ilişkilerinde de belirleyici oluyor doğa. Burjuvayı da denizanasına benzetiyor; ele gelemez, tutulamaz bir şey; insanın yozlaştığını söylüyor kısacası.
Romanlarında cinayeti sorguluyor inceliyor yazar. Cinayeti bir anlık bir delilik olarak görüyor. Yılanı Öldürseler ve Kimsecik romanları.
“Ben mecburum, “diyor yazdığı romanlar için “babam da bir tür cinayetle gitti.” (s.82) diyor ve savaşların da bir cinayet olduğunu söylüyor.
Andaç cinayet üzerine yoğunlaşmasının yaşadığı atmosferden mi etkilendiğini sorar. Yanıtı, büyüdüğü coğrafyada yaşanan cinayetleri anlatmak oluyor. “Cinayet içinde doğduk büyüdük gibi bir şey.”
Yazarın bugün baktığında yazmak istediğiniz romanı yazdınız mı, sorusunun yanıtı İnce Memed oluyor.
Yazar anı ve günlük yazma üzerine konuşuyor. Bu alanda kalem oynatmayı düşünmüyor. Yazacaklarının gerçeği anlatamayacağına inanıyor. Günlük de bir kurmaca.
Adalet ve özgürlük isteyen bir yazarın dünyasıdır romanları.
4Şimdi, Yeryüzü Yaşar Kemal…..s.89-91(F.Andaç, anılarının devamı)
Andaç, Çukurova’yı romanlarda geçen coğrafyayı adımlar, Yaşar Kemal’in Çukurova’sını bir okur eleştirmen olarak yeniden yaratır. “Dikenlidüzü burası mı?” diye sorar. Orayı da görür. Hemite’ye gider. Anavarza, Savrungözü’nü arar. Acaba Andaç’ın Çukurova’sı nasıl bir yerdir?
- Andaç, İnce Memed’de geçen coğrafyayı heyecanla gezer. Roman kahramanları da onunladır. Roman dünyasından çıkar karakterler, can verir nefesiyle… Kime mi? Hem Andaç’a hem de roman karakterlerine.
“İçinizden bir ses: Şimdi yeryüzü Yaşar Kemal, diyordu.” “Bir okuma şenliğinin sesinin, renginin ne olabileceğini de anlatıyordu. Okuru avlamayan, tuzaklar kurup yanıltmayan bir yazı ustasıyla yolculuğun zamanıdır şimdi,” der Andaç. (s.91)
5İnsan Gerçeğine Ulaşmak (s.93-103) Mayıs 2002 Söyleşi.
“İnsan gerçeğine biraz daha ulaşmak,” diyor Yaşar Kemal, yazılarının amaçlarından biri; bir arayış. 26 roman yazmıştır. Şiir, öykü, röportaj sonra da roman. İlk şiiri 16 yaşında 1943’te yayımlanmış. Pis Hikâye 23 yaşındayken yazmış. Bebek öyküsü 1948’de.
Cumhuriyet Gazetesinde on iki yıl çalışmış ve bu sürede üç roman yazmış. Gazeteden ayrıldıktan sonra roman yazmaya zaman ayırabilmiş. Şimdi diyor, gece gündüz roman yazmaya zaman ayırıyormuş.
Sait Faik hikâyelerine öykünmeye başlamış ama başarılı olamamış. İnsanın kendisi gibi yazabileceğini söylüyor. Konuştuğu, düşündüğü, hayal ettiği gibi… İnsanın kendinden başka bir kimse olamadığını söylüyor. Hikâye yazmayı ister ama zaman ayıramaz.
Romanlarının ana kaynağını anlatır. Anadolu’da röportajlar yapması, İstanbul yaşantısı ana kaynaklarıdır. Çocukluğunu da unutmamalı.
İnce Memed’in yabancı dillere çevrilmesi ve aldığı başarıları konuşurken, bu roman için gelen film tekliflerini söylüyor. Ama onaylanmıyor Türkiye’de.
İnce Memed romanının basılmasından sonra hayatını nasıl etkilediğini anlatıyor. Edebiyata dair ne varsa konuşuyorlar ve hepsinde Yaşar Kemal’in hayatı var.
Andaç, Kimsecik üçlemesinde yazarın yeni bir boyut yakaladığını söylüyor. “Yeni romanınızla da doğaya dönük bir söz büyüsünü getirdiğinizi/kurduğunuzu söylemeliyim… Derin bir acıyla yazdığınızı imleyen satırlar, bölümler var burada…” s.101
Günün olayları, çağın getirdikleri üzerine konuşulurken Yaşar Kemal şöyle diyor: “Bunları bırakalım da gene romana geçelim.” “Biyografimi yazsam bu kadar gerçek olamazdı,” diyor romanı için. “Orada korkan, gece yatağından çıkıp babasının atının yanına sığınıp yemliğinde uyuyan çocuk benim.” Kitabın yazılış serüvenini konuşuyorlar.
Romanında Kürt ve Türk destanlarından geldiğini söyler. Doğanın ve insanın değişiminin romanlarında da yansıdığını söyler. Geçiş ve değişim döneminin yazarı olarak “Değişim, bugünkü bilgilerimize göre insanın, dünyanın, evrenin bir gerçeği değil mi?” s.103
6Yaşar Kemal’den Yansıyanlar (s.105-107) F.Andaç’ın yazısı Haziran 2002
Yaşar Kemal’in romana, yeni ve farklı bir ses getirdiğini söyler. Bir Ada Hikâyesi nehir romanında yeni bir roman dili yakaladığına dikkat çeker. Romanlarını yakından inceler. Doğanın yeniden yaratıldığını söylerken bu düşüncesi kahramanları için de geçerli olduğunu yazar.
Yaşar Kemal’in romanlarındaki inandırıcılık hem dilde, hem düşüncede, hem de duyguda olduğunu belirtir.
7İnsanın ve Doğanın Değişimi (s. 109-121) Röportaj-Mayıs 2002
Bir Ada Hikâyesi üzerine başlayan söyleşiye Andaç “Sizi bu romanı yazmaya yönelten duygu nedir?” diye sorar. Bu soruda romandaki göç hikâyesini anlatırken kendi göç hikâyesine de uzanacaktır.
İnsanın arayışının insan ve doğa olduğunu söyler. “İnsan gerçeğine biraz daha yaklaşmak için,” yazdığını açıklar. Romandaki göç hikâyesi birçok şeyi anımsatır. Göç demek savaşın, şiddetin, afetlerin neden olduğu sürgünlük demektir. Yaşar Kemal’in yanıtları yazarlık deneyimleri ve yolculuğudur yarattığı roman dünyasında.
Andaç romanlarının çözümlemesini bir eleştirmen olarak gözlemesine dayanır. Sorulardan çok yorumlar yer alır sözlerinde, açıklamalar… Yazarı “… yazma/söyleme/anlatma kıyısına getiren nedir?” s.110 Yanıtını Yaşar Kemal verir. Yenilik arayışı olabilir…
“Yersizliğin, yurtsuzluğun, kimsesizliğin acısını derinlemesine yaşadım,” diyor yazar. Kendisini anlatıyor. Göç edişlerini, dillerini kullanamamalarını, memleket özlemini…
Deniz Küstü romanı için de kadim şehrin can çekişmesinin romanı olduğunu söyler.
Andaç, değişim üzerinde duruyor. Doğanın ve insanın değişimi. Hayata bağlanmak için bir umut. Çukurova doğasının yok oluşuna tanık yazar, okurda direnme isteği uyandırıyor.
Anadolu kültürleri konusu açılır. Bizi biz yapan bu kültürlerdir. Bu kültürler ölmemelidir. Bugüne kadar kültürlerin birbirini beslediğini söylüyor yazar.
Yaşar Kemal bazı ülkelerdeki eleştirmenlerin, romanları için büyülü gerçekçiliğin yaratıcılarından biri sayıldığını söylüyor. Kendisi ise destan olarak bakıyor. Ama masalcı olmadığının altını da çiziyor. Masal yazmanın zor olduğunu anlatıyor.
Andaç “Bir Ada Hikâyesi bir yanıyla da sevginin, bağlanmanın, umudun, yaratıcılığın öyküsüdür… Özleneni dile getiriyorsunuz.” S.116
“Kanın Sesi’ni psikolojik roman için bir baş yapıt olarak anmak isterim.” S.117
“Nelere döner bakar/okur- neler düşünürsünüz bu süreçlerde… Sizi besleyen, ateşleyenler nelerdir?” s.118
“Benim romanlarımı okuyanlar savaş sözcüğünü ağızlarına alamasınlar, insanları aşağılayamasınlar, sömüremesinler.”s.118
Yaşar Kemal her şeye rağmen inana olan umudunu yitirmiyor, geleceğe umutla bakıyor. Kendi yazı yolculuğunu anlatıyor, kendisini anlatıyor. Konuşmalarında yaşamından bölümler yer alıyor.
Andaç: “Siz bağlanmanın romancısınız… Bir yer/yurt, coğrafya önemlidir sizde. Ait olma duygusu, ateşleyicisidir birçok düşüncenizin. Ada, Yaşar Kemal’in sılaya dönüşüdür biraz da mutluluk bir arada… Birçok git-geli, inişi-çıkışı bir arada yaşayan romancının dünyasından yansıyanlara baktığımızda; Yaşar Kemal’in bu üçlemeyi en dar/en acı/ en sevinçli dönemlerde yazdığını düşünüyorum. Ne dersiniz?” s.119
Bu söyleşi benim için özetlenemez bir söyleşi oldu. Okumak ve tekrar okumak gerek. Ütopik bir ada olabilir mi benim için de? Neden olmasın?
Yaşar Kemal: “O dünyada umutlarını, düşlerini, mitlerini kurarak gene de mutlu, umutlu, özleyerek yaşamını sürdürür. İşte bu insanlar için ölüm yoktur. Çünkü onların kurdukları yeni dünya ölümsüzdür.” S.121
8Yaşar Kemal’in Sözlerinde Yaşamak (s.123-124) (F.Andaç-
Çukurova. Yaşar Kemal’in Çukurova’sı; Feridun Andaç’ın Çukurova’sı; okurun Çukurova’sı…
Şiirde bir tek yer vardır. Sözcüklerin dilini kamaştıracak kadar güzel bir yer ve o yer için meydanlarda okunur şiirler. Tek gövde. Ya romanlar? Roman kahramanları? Her okur için bir evren vardır; birbirlerine hiç benzemez. Binlerce milyonlarca vardır o kahramanlar ve meydanlarda değil zihinde yer edinirler; çekmecelerde. Birlikte harekete geçiren de budur bence. Bir kişinin düşüne giren mekan olan cennet meydanda binlerce insanın ortak özlem duyduğu cennet, düş… O düşü anımsatır şiirler. Şiirin olmadığı yerde, ezgilerin, türkülerin olmadığı yerde roman kahramanları da bir şey yapamaz.
9Yazar Coğrafyasını Kendi Yaratır (s.125-133) Söyleşi- Mayıs 2002
Nehir romanları üzerine başlar söyleşileri. “İnsanın insanla, insanın doğayla çatışması/savaşımı sizin ana izleklerinizden,” derken Andaç Yaşar Kemal bu mücadelenin süreceğine değiniyor. “Doğa tükenene kadar.” S. 126
Yaşar Kemal bir hikâyeyle mecbur insanı anlatıyor. İnce Memed’i bu şekilde yazıyor. İnce Memed mecbur insan diyor. Mecbur insanlar üzerine çok kitaplar okuduğuna değiniyor. İnce Memed de işte buradan doğmuş. (s.127)
Yaşar kemal diyor ki: “Dünya öküzün boynuzlarının üstünde durmuyor, dünya mecbur insanların omuzları üstünde duruyordu.” “Bunlardan biri de İnce Memed.” (s. 127)
Doğanın bir romanda karakter olabileceğini söylüyor. Neden olmasın? (128)
Bir ütopya olan Ada Hikâyesi, göç mübadele romanı. Andaç neden ada diye soruyor. Yanıtı oldukça uzun.
Andaç: “Değişimin romancısısınız Bu size hangi yükümlülükleri getirdi?”
Yaşar Kemal: “Değişimi yazmak yükümlülüğü.” S.130





Bir yanıt bırakın