SEVİN SEZGİN / 25 Haziran 2026 / Perşembe
Çocukluğun Uzak Ülkesi / Mart 2026 / KeKeMe Yayınları
Sevin Sezgin’in güçlü kaleminden yedi öykü okuyorum. Kitaba adını veren öykü…
Yaşamın Kıyısında adlı öykü; mülteci olan Cemal’i anlatır. Afganlı, Pakistanlı, Afrikalı mültecilerle birlikte gece yarısı bir botla Ege Denizinde bir adaya yolculukları başlar. Çıkan fırtınada botları alabora olur. Cemal kendine geldiğinde yarı belden aşağısı suda bulur. Bir sahile atmıştır dalgalar onu. O kurtulmuştur; ya diğerleri?
“Heyyy! Sesimi duyan var mı?” diye bağırır.
İki hafta öncesini anımsar; diğer mültecileri. Hayatta kalmak için verdikleri mücadeleyi. Başka kurtulan var mı?
Gazetelerde hemen hemen her gün haberlerde yer alır onlar. Kaç kişi hayatını kaybetmiştir; kaç kişi kurtulmuştur. Okuruz. Hayatta kalmak için verdikleri mücadeleyi ve birçoklarının ölümle son bulan yolculuklarını… Onları anlatmaya yetiyor mu haberler? Anlayabiliyor muyuz? Yazar güçlü öyküsüyle sorar: Duyan var mı?
Kördüğüm adlı öykü; Kemal’in cebindeki küçük kâğıt parçasıyla, bir sahil kasabasına gidişi ve annesini arayışı anlatılır. Kâğıtta ‘Farilya’ yazmaktadır. Bu kelime ne anlatır? Annesini mi? Çocuk Esirgeme Kurumunda üç yıl kaldıktan sonra evlat edinirler. Kimdir bu kadın ve erkek? Her şeyi öykü ilerledikçe onunla birlikte öğreniriz. Bu Kemal’in hüzünlü öyküsüdür. Geçmişi anımsar, annesini anımsamaya çalışır… Gerçekleri öğreneceğiz birlikte. ‘Her şey sil baştan’ başlayacaktır ama nasıl? Kimsenin duymadığı, bilmediği acılarla hayat devam eder. Öykülerimiz öğrendiğimiz yeni gerçeklerle değişir ya Kemal için de öyle.
Öykülerde karakterlerimiz mültecidir savaştan kaçan, annesini arayan delikanlıdır. Hikâye dediğimiz böyle bir şeydir işte.
Nalan’ın Yalan Düşleri adlı öykü; anlatıcı Oya ile Nalan’ın dostluğu anlatılmakta. Gerçekler görmek isteyenlere görünür. Yoksa gerisi düştür. Yüzleşme cesaret işidir. Korku ve cesaret.
Yorgun, eski bir mahalleye taşınmıştır Oya. Hoş geldiniz, demek için Nalan bir tabak börekle kapısını çalar. Dostlukları ilerler. Her satırda iki kadının geçmişini öğreniriz. Onları geçmişten alıp getiren ve bir eve kapatan şimdi. İki zamanlı bir anlatı, diğer öykülerde olduğu gibi. Mahallede bahçeli evlerin yerini apartmanlar alsa da henüz tamamen teslim olmamıştır geçmiş. Sokakları, evleriyle geçmişlerini anımsatır insanlara.
Nalan’ı tanırız. Oya’yı tanırız. İki kadının sohbetlerine katılırız. Bir gün Nalan sorar: “Hiç âşık oldun mu, Oya?” Yanıt: … Oya: “Ya sen?” İki yalnız kadın. Bir zamanlar yaşanmış aşklar. Nalan, Kemal’e âşık. Nalan ile Kemal. Bir yerlerden size tanıdık geliyor mu?
Bir gün kayıplara karışır Nalan. Evinin ışıklarının yanmasını bekler Oya. Bir gün ışıkların yandığını görür ve eve gider. Erkek kardeşi açar kapıyı. Konuşurlar… İşte o zaman tanır Nalan’ı. Düşlerden gerçeklerin acımasızlığı nedeniyle çıkmak istememiş. Perde kapanır, perde açılır… Ayten… Hüzünlü bir hikâye. Her giz/gerçek eninde sonunda açığa çıkar.
“Her evin saklanması gereken gizleri vardır.”
Sevdalinka adlı öykü; bir göçle gelen sürgünlükle birlikte ilerleyen bir aşk hikâyesidir. Mustafa ile Zarife. “Neydi aşk?” Ne geçmişi varmış ne de geleceği. Zamansızmış.
Dört yüzyılı aşkın yaşadıkları topraklardan sürgün edilen insanların gelecekleri belirsiz. Hayatları duruyor, yarına ertelenen her şey artık belirsiz bir geleceğe bırakılıyor. Aşkları da öyle. Göç sırasında birbirlerini kaybeden Mustafa ile Zarife aradan yıllar geçse de birbirlerini bulma umudunu kaybetmemişler. İniş çıkışlı; kimi kez umutla, kimi kez umudunu yitirerek geçen zaman.
“Siyah beyaz fotoğrafa bakar gibi geçmişe bakmak, çoğu zaman insanın içini acıtır. İçinden kimler, neler geçer… Belki diye geçirirsin aklından, kelimeleri benzer öykülerde buluşturarak.” S.46
Bütün öykülerinde olduğu gibi bu öyküde de zamansızlık, acı ve geçmiş var.
Göç sırasında birbirlerini kaybeden gençler kavuşacaklar mı dersiniz?
Sürgün adlı öykü; Üvey anne Şükriye’nin ve kocasının kızı olan Zeyno’nun hikâyesi. Zeyno’yu sığdıramadılar bir yere. Ne baba evine, ne de koca evine sığdırdılar. Yabancı biri gibi yaşıyor, yaşatılıyor, duyumsatılıyor. Bir evi hiç olmuyor. Ölüyor Zeyno. Ardında bıraktığı, sevdiğini söyleyen babası ve kocası pişmanlar mı? Duyguları, düşünceleri…
Üzerine kuma getirilen kadınların hikâyelerinden; dinmeyen, bitmeyen bir acı. Çocuğu olmadığı için eve getirilen kuma.
Hüzünlü bir öykü. Okudukça anlıyor, empati duyuyoruz. Anılar; anılarla örülmüş, ölü bir kadının hayatı.
Çocukluğun Uzak Ülkesi adlı öykü; baba ocağından çocuk yaşlarda ayrılan Ahmet, otuz yıl sonra babasının ölümü üzerine memlekete gelir. Onca yıldan sonra ilk kez gelmektedir. Anıların geçmişin duyguları bugün yaşanıyormuş gibidir. Geçmiş ve süre gelen bir bugün. Her geçen bugün, geçmişe acıyla eklenir. Kocaman bir geçmiş, yumak yumak. Babasına söylemek istediklerini söyleyebilecek midir, bize anlatabilecek midir? Gelecek yani bugün henüz geçmekte olan zamanda nasıl olur dersiniz?
Babasından sevgi görmemiştir. Annesini özler. Ne kadar yüzleşmek istemesen de gelip seni bulurmuş. Babasının öldüğünü duymasaydı, memlekete gitmemiş olsaydı geleceği farklı mı olurdu? Belki de yüzleşip, güzel bir gelecek bekler onu. Babasıyla hesaplaşabilecek mi, Ahmet?
“Gel zaman, git zaman, masallardaki kadar uzun zaman… Bir şehre gelirsin, doğduğun topraklara… Ama tanıdığın kent değildir artık geldiğin yer.” S.69
Öyküler, anlatacak hikâyeleri olan karakterlerden biridir Ahmet. Yazarın bütün öykülerinde de böyledir.
Bizi biz yapan hikâyelerimiz; acı tatlı geçmişimiz anılarımız, söylemek isteyip söyleyemediklerimiz… Anımsanan acılar, onların üzerimizde bıraktığı unutulmayan duygular; aynı tazeliğiyle geri gelen duygular…
Çember adlı öykü; Eylül ile Metin’in evlilik hikâyeleridir.
“Toplumsal cinsiyetin bu denli gözümüze sokulduğu bir coğrafyada, değer yargılarına baş eğmek zorunda kalışıma mı öfkem ya da düşüncelerimi savunamayışıma mı?” s.80
“Elini kolunu bağlayan nedir? Uyan artık!” s.80
“Neydi aşk?” s.81
“Neyinim ben senin?” s.82
“Ben seninle bir şeyleri paylaşmak için evlendim Metin.” s.83
“Ah şu kadınlar! Nasıl da duygusallıklarının tutsağı oluyorlar?” s.85
Eylül eşinden ayrılmak istiyor. Bunu yapabilecek mi?
Bu kitaptaki son öykü.
*
Hüzünlü öyküler okuduklarım. Aramızda olan ama anlatılmayan hikâyeleri anlatmaktadır Sevin Sezgin. Seslerine ses olmuştur. Okurlar da seslendirecektir eminim.
Göçü, yoksunlukları, aile içi kırılmaları, kadınların sessizliğini, çocukluk yaralarını ve geçmişle yüzleşmeleri anlatır. Bugünle geçmiş iç içedir. Hatırlanan, bugünü belirleyen anlardır; yaşanan duygulardır.
Yalın bir dili vardır. Kadın karakterleri; Nalan, Zeyno ve Eylül farklı hayatlar yaşamalarına rağmen aynı toplumsal baskılarla karşı karşıyadır. Erkek egemen düzenin baskısı hissedilir; ancak yazar bunu sloganlaştırmadan, yaşamın doğal akışı içinde gösterir.
Kitabın ortak duygusu hüzündür; fakat bu umutsuz bir hüzün değildir. Her öyküde insanın yeniden başlayabilme ihtimali, yüzleşme cesareti ve hayata tutunma isteği korunur. Sevin Sezgin, görünmeyen insanların sesini duyururken okura da şunu sorar: Başkalarının hikâyelerini gerçekten duyabiliyor muyuz?





Bir yanıt bırakın