YAŞAR KEMAL GÜNLÜKLERİ 23 Mayıs 2026 / Cumartesi
İnce Memed’i okurken romanın dışındaki gerçekleri düşünmeden edemiyorum. Diyorum ki bir tarih kitabı okumuyorsun, romanı düşün. Olmuyor. Şu anda bile İnce Memed’in Alidağı’nda yaşadığını düşünüyorum. Hiç büyümemiş, olduğu yaşta kalmış.
Sarı Sıcak adlı öykü kitabından Beyaz Pantolon öyküsünü okudum. Beyaz pantolonu olduğunu düşleyen Mustafa’ya kıyamaz da düşünü gerçekleştirir yazar. Çocukları çok sever Yaşar Kemal.
Yüz yıllardır söylenen bir söz vardır: Herkesin bir fiyatı vardır. Romandaki Topal Ali’nin de fiyatının ödendiğini düşünüp -Murtaza Ağa’nın sunduğu maddi imkanlar- İnce Memed’e düşman olacağını düşündüm. Her insanın içinde bir iyilik bir de kötülük vardır. Kötülüğünü sergilemesi için fiyatının verilmesi yeterli mi? Tapmak? İyiliği gördüğünde kötülüğünü ardına bırakmayan ağalara boyun eğmek? Şiddetin karşısında sinmek, kul köle olmak? Romanı okudukça içimdeki canavarın nasıl da taraf değiştirdiğine tanık olmak. Murtaza Ağa’ya neredeyse ben de inanacaktım; iyi davranmasından etkilenmiştim ama bu Memed’e düşman olmak istediğim anlamına gelmiyor. İnsanların kendisini tanımak için, okuması ve deneyimlemesi oldukça açık bir şekilde anlaşılıyor. Okurken olayların nasıl gelişeceğini, neler yaşanacağını merak ediyor, bir solukta okuyorum. Doğanın betimlemeleri beni sakinleştiriyor, bir anlığına duygularımın etkisinden kurtarıyor. Demek ki insanın doğada yürümesi yüreğini yumuşatıyor, gibi geliyor bana. Başka türlü bu romana yüreğim nasıl katlanabilir, okumayı sürdürebilirdi? Beyaz Pantolon öyküsünü okurken üç kez ara verdim. Çok etkiledi de yüreğim dayanmayacak diye korktum. Çocuklara kıyamıyorum. Umarım düşleri gerçek olur. İyilik kazanır.
*
Fethi Naci’nin Yaşar Kemal’in Romancılığı adını verdiği inceleme kitabında 10. Bölüm İnce Memed 4 yazısında önemli noktalara değinir. Romanın içinden roman dışındaki gerçekleri yani kurgu ile gerçeği birlikte inceler. “… dünyada da XX. Yüzyılın tanınmış romanları arasında yer aldığı.” (s.72) cümlesi benim için onur verici.
Yaşar Kemal’in şu sözleri de çok değerli. Bir şekilde geleceğe bakan ve gören bir yazardır. “…bugünden de bin beter olacak, içi boşalacak, göğü, yerin, kurdun kuşun, akar suyun, tanyerindeki ışığın, yürekteki sıcaklığını unutacak.” “…korkma, içindeki o yüz bin yıllık ağının, korkunun üstüne yürü, ona başkaldır.” (s.73)
Romandaki olayların 1930’lu yıllarda geçtiğini okuyorum. “Çukurovası’ndan ekonomik, toplumsal, siyasal bir kesit veriyor; Türk köylüsünün yaşadığı yoksulluğu ve zulmü; ağalar, beyler ve bürokrasi ittifakının kahredici baskısını, insanı aşağılamasını gözler önüne seriyor.” (s.73)
Öğretmen Zeki Nejat’ın cenazesinde, arkadaşının sözleri J. Steinbeck’in Bitmeyen Kavga romanında geçen söz olduğuna dikkat çekerek “Bitmeyen Kavga’sını okumuş, o romanda geçen bir sözü benim gibi çok sevmiş, unutamamış ve tam yerinde kullanmış.” “O kendisi için hiçbir şey istemiyordu.” (s.73)
“Ağalar, Kurtuluş Savaşı kaçakları.” “Ne var ki ağaların gücü İnce Memed’e yetmez, bürokrasinin yardımına sığınırlar…” (s.73)
Köylüler için de “Sırasında dünyanın en korkak, sırasında dünyanın en yürekli insanları…” der Yaşar Kemal. (s.77) Türk köylüsünü betimler, dilini kullanır, nasıl görünüyorsa öyle anlatır; gerçekçilik vardır.
Toplumbilimlerinin araştırmalarında kullanabileceği bir romandır. Her karakteri ayrı iç dünyalara sahiptir. Hızla değişen ekonomik toplumsal koşullarda köylülerin de zorunda kaldıkları değişimleri geleneklerinin değişimini verir. Geçmişte kalan kültürel yapı, koşulların değişimiyle yeni görüşler oluşur fakat bu palimsest gibi üst üste gelen düşünce ve geleneklerdir ki zaman zaman altta kalan yani geçmişte kalanlar gün yüzüne çıkar. Yaşar Kemal romanları bu şekilde incelenebilir. Bir toplumbilim açısından.
Doğa betimlemeleri ayrıntılıdır. Mizaha da yer verir.
Romanlarında, roman kurallarına başkaldırmıştır.
Son olarak bir alıntıyla Fethi Naci’nin sayfalarına dönmeye, Battal Ağa’nın sözleriyle son vereyim. “Sen ne sanıyorsun oğlum Memed, İnce Memedler bitecek mi sanıyorsun? Her insanın içinde bir mecbur kurdu, bir İnce Memedlik, bir Köroğluluk kurdu var. Köroğlu gitti İnce Memed geldi. İnsanoğlunun içinde bu kurt oldukça insanoğlu ne olursa olsun yenilmeyecek.” (s.9, 10)
Yaşar Kemal, romanında doğayı betimlerken akan suyun berraklığını ve suyun altındaki çakıl taşlarının pırıl pırıl göründüğünü söyler. Yani romanın derinliği öyledir ki, yatay düzlemde görünenler öyle berraktır ve açıktır ki işte bu dikey görüntü açık ve berraktır: Çakıl taşları görülür. Yaşar Kemal, her yaştan okurunun, romandan alacakları olacağı şekilde yazar.
*
Sürülere dadanan kurtlar köylüler tarafından yakalanıp boynuna zil takılırmış. Avına yaklaşmak istese, zilini duyan hayvanlar kaçarmış. Bir deri bir kemik kalan kurt sonunda açlıktan ölürmüş.
Yaşar Kemal kendi hikâyesini şöyle anlatıyor: “Hiçbir şey yapmıyorlar kurda, bir zil takıyorlar boynuna kirişle. Kiriş kopmaz kolay kolay, yani bildiğimiz zincir olsa kopar da, kiriş kopmaz. Kirişle iyice bağlıyorlar, salıveriyorlar kurdu. Kurda yaklaşamaz, kuşa yaklaşamaz, hiçbir şeye yaklaşamaz, acından ölür. Şimdi ben de bir Fransız dergisinde yazdım “Zilli Kurt” diye.” “Bizim Türk yazarlarının öldürebildiklerini öldürdüler, öldürmediklerini de hapse attılar. Ötekilerin boğazlarına da kurtlar gibi birer zil takıp ortalığa salıverdiler. Hikâye bu.” (s.300/Geçmişten Geleceğe Yaşar Kemal, Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Merkezi Uluslararası Yaşar Kemal Sempozyumu/ Adam Yayıncılık Ocak 2003)





Bir yanıt bırakın