SHAKESPEARE OKUMALARI 17 Aralık 2025 / Çarşamba
Cuma günü yapacağımız çalışmanın notlarını almaya çalıştım. Shakespeare üzerine okumalar iyi gidiyor ama ben yeterli bulmuyorum. Okuduğum kaynak kitapların kendi edebiyatımız ve tarihimiz üzerine olmasını isterdim. Avrupa’nın tarihini yabancı yazarlardan akademisyenlerden, eleştirmenlerden okuyor, edebiyata yansımalarını izliyoruz. Öyle güzel kitaplar var ki okumak etkileyici ve ufuk açıcı oluyor. Kendi tarihimizi sorgulamaya itiyor. Yıllar önce gecekondular üzerine iki kitap okumuştum. Biri kendi akademisyenimizin tez çalışmasıydı. Diğeri de yabancı bir akademisyene aitti. Aralarında çok fark vardı. Daha net ve açık bir şekilde dile getirilirken, kendimize bakışımı değiştirdi. Kendi araştırmalarımız hep üstü kapalı geçildi diye düşündüm. Edebiyatımız kadar tarihimiz de hep eksik kalmış bence. Osmanlı İmparatorluğu kadar Türkiye Cumhuriyeti dönemleri yalnızca birer savaş, yapılan antlaşmalar ve tarihi. Ezberlemeye çalışmışız bu bilgileri. Osmanlı İmparatorluğu dönemi üzerine yazmak bilgi gerektirir ama Shakespeare’i birkaç kitaptan okuyup yorum getirebiliyoruz okur olarak. Kitabımız mı eksik? Elbette değil. Sadece görünür değiller ve araştırıp bulunması gereken maden gibiler. Ayrıca taraflı bilgiler olduğunu da biliyoruz. Muhteşem Yüzyıl dizisi bize ne kazandırdı? Kardeş katlini öğrendik ki bunu zaten biliyorduk. Fakat ayrıntıları hakkında bilgimiz yok yani benim yok. Anadolu kültürleri hakkında bilgimiz var. Yabancı mitolojisini biliyoruz. Kendi mitolojimiz ya? Yabancılar hakkında çok meraklıyım. Çünkü eleştirme ya da yorumlama yapamıyor, kendi düşüncelerimi yazamıyorum. Hıristiyanlık hakkında yazmak serbest, krallar hakkında, mitoloji hakkında konuşmak serbest. Geçeyim geçmişi de yakın tarihimize bakayım diyorum.
Üniversitelerimiz, savaş nedeniyle ülkelerini terk eden çok önemli akademisyenler tarafından temellenmiş. Onlar çok önemli akademisyenler yetiştirmiş. Onları bilmiyorum. Mimesis’i yazan Euerbach bu çalışmasını yurdumuzda tamamlamış. Yetiştirdiği Fatma Akerson bu kitap üzerine güzel bir kitap hazırlamış. Akademik yıllarında çok önemli ilişkiler kurulmuş. Peki Mina Urgan? Yazdığı kitapla eğitim için emek veren yazarların, akademisyenlerin arasında geçmiş hayatı. Okudum ama unuttum sanırım. Tekrar okusam anılarından yola çıkarak birçok aydına uzanabilirim. Edebiyata değinmiyorum çünkü edebiyat hakkında bilgimiz var ama o günün yaşamları eksik bilgi dağarcığımızda.
Shakespeare hakkında bir okur olarak bir şeyler söyleyebilirim. Yarım eksik bilgilerimle o yılları anlatan kitapları okuyarak, filmleri ve belgeselleri izleyerek besleyebilirim. Bir Yaşar Kemal’i düşünebilir miyim? Bunun hakkında konuşabilmek için bilmem gereken tarih ama sayılardan oluşan bir tarih değil, kanlı canlı kültür araştırmaları olmalı, edebiyat eleştirmenlerinin kitapları okunmalı. Bizde de hırs, intikam, öfke ile taht kavgaları yaşandı, kaç ölüme neden oldu bilmiyoruz bile. Yazabiliyor muyuz? Yansız bakabiliyor muyuz kendi kanlı tarihimize? Sayılardan ibaret her şey bir de kazanımlar veya kaybedilen haklar. Kayıplarımız neden devam ediyor? Neden bir ülkede ya da Batıda bir ülkede ya da ülkenin adını vererek üstü kapalı kendi tarihimizi anlatmaya çalışıyoruz? Eleştirilmeye cesareti olan bir ülkede yaşamıyoruz. Okur olarak var olan kaynaklara bile ulaşmayı bilmiyoruz. Kurtuluş Savaşı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu üzerine tanıkların kaleminden yazılmış kitaplar var. Ben kaçını okudum? Ne yalan söyleyeyim yabancı isimlerin araştırma ve inceleme yazılarını merak ederek okuyorum. Elbette arada kendi kültürlerini öne çıkardıkları, taraf tuttukları paragraflar sayfalar da yer alıyor, bunu anlamasam da sezdiğimi düşünüyorum.
Belki de doğrudur Dünya Edebiyatı ve Dünya (Avrupa) tarihi, mitolojisi ve arkeolojisi başlangıç olabileceği. Kendi tarihimize, edebiyatımıza ve kendimize dönmek ve eleştirmek isteyeceğimiz bir eğitim şekli de olabilir. Ama aşılması gereken eşik nerede son bulur? Edebiyat eleştirmenlerini tanıyor muyuz? Yazarlarımızı dönemlerine göre ayırabiliyor muyuz? …muyum, …muyum, …muyum… İyi okur tanımı nedir? Nasıl iyi okur olunur? Okur olarak hangi basamaklardan geçilir?
Bütün sorularıma ben yanıt vermeye çalışsam eksik kalır. Üstelik okuduklarımı da unuttuğumdan eminim.
Shakespeare okumalarımda iyi bir oyun okuru olmaya çalışıyorum. Sürekli kendime sorduğum birkaç soru var. Yazıldığı yıllarda seyirci nasıl yorum yapıyordu? Seyircisi için seçilen bu oyunlar krallar tarafından nasıl karşılanıyordu? Krallar bu oyunlar üzerinden tahtlarını sağlama almaya mı çalışıyordu? Peki günümüzde nasıl yorumlanıyor? Neden birçok eserleri yasaklanıyor ülkemizde? Neden oyuncular oyun sırasında ülkemize dair bir iki kelime söylüyor? Kendimizi neden eleştiremiyoruz? Neden yabancıların yazdıkları daha çok okura ulaşıyor?
Yanlış anlaşılmak istemem, ben okuduklarımdan memnunum. Yalnızca sorguluyor ve kendimi yeterli bulmuyorum. İnsanlar bir dönem okur yazarlık eğitimi almalı bence. Bugün atölyelere katılımda kadınlar çoğunlukta; neden? Neden bu soruları soruyorum ki?
Nereye kadar devam edecek bu böyle? Bilmiyorum. Okumaya devam.





Bir yanıt bırakın