OKUDUKÇA – GÜNLÜKLER – 27 Haziran 2025 / Cuma
Yine bir edebiyat sohbetinin ardından bilgisayarın başına oturdun, kitapları incelemeye başladın. Öyle çok kitaba baktın ki, oysa sadece iki kitap vardı bakmak istediğin. Dört kitabı sepete koydun. İçin rahat etti mi? Bunu soruyorsun kendine. “İçim rahat etti mi?” Yok etmedi. Canın sıkıldı. Okunacak kitapların arasında kaldın. Bir gün çalışma odasına girdiğinde küçücük kalacak, sonra da hop iki karton kapak arasında rafta bulacaksın kendini. Psikanalist kitapların arasında olacaksın üstelik. Taktın ya son zamanlarda… “Benim neyim var?” Neyin olacak sadece terledin. Hava çok sıcak. Ter içindesin. Duş alacaksın. Kitapları düşünüyorsun. Okumak istediğin roman kitaplarını siparişi vereli beş gün oldu. Yedi gün sonra okumaya başlayacaksın. Bu kitapları benim için okumak istiyorsun. Ben kimim? Sen miyim? Hakkımda neler bilmek istiyorsun? Hakkında neler bilmek istiyorsun?
Kitaplığına baktığında okuduklarını seçiyor gözlerin. Adlarından bir anlam çıkarmaya çalışıyorsun. Kurduğun cümlelerin yorumu değişiyor, yerlerini değiştirince. “Deliliğin Tarihi, Don Kişot, İyileşmek Üzerine, Anlatının Krizi, Korkacak Bir Şey Yok, Kendine Ait Bir Hayat.
Yerlerini değiştirip yeniden okuyorsun. Deliliğin Tarihi, Korkacak Bir Şey Yok. Anlatının Krizi, İyileşmek Üzerine, Don Kişot, Kendine Ait… Son kelimeyi unutmayı tercih ediyorsun. Nedenini biliyorum ama danışan olarak bulunduğun odada… Ne söylemiştin? Hatırladın sen.
Başka kitaplar da var elbette. Kendileriyle Savaşanlar, Kendine Ait Bir Oda, Geceleyin Kütüphane, Bir Yazarınız Olmalı…
Son kelimeler sana, bambaşka çağrışımlar yapıyor. “Benim yazarım.” Diyorsun. “Artık yok. Aradığım kitaplar okuduklarım arasında yok.” Çocukluğunda resimli kitapta okuduğun aşk masalın gerçek olmadı. Karlar Kraliçesi. Sen Gerda’ydın. Kay da çok sevdiğin aşkın. Artık inanmıyorsun. Ayrıldın. Karlar Kraliçesi rolünü tercih etmedin. Gerda gibi bekledin. Aradığın kitabı elli yıl önce bulmuştun zaten. Farkında mısın?
Kütüphanene tekrar bakıyorsun. Nereden başlamalı? Yirmi yıl önce dokuz yaşında olan bir öğrencin kitap kurduydu; okumayı seviyordu ve “Kendimi arıyorum kitaplarda.” demişti. Kendini aramak ne demek, yıllarca düşündün ve şimdi anlıyorsun ki senin şimdini anlatan hiçbir kitap yok. Sen yazsan da o anlattığın kişi senden başkası olacak.
Elini alnına götürüp terini sildin. Yaşamaktan zevk aldığını bu gece, kitapların arasında durduğun an fark ettin. Okumayı seviyorsun ama sen yazmak istiyorsun. Hep istediklerini değil, iyi yaptığın işi sürdürdün. Sonra sonra sevdin. Belki kabullenmekti bu; o seni seçiyordu. Ben ve sen başka başka kişileriz. Sen beni tanıyor ama sözcüklere dökemiyorsun. Sen kendini saklıyordun. İki kişisin. Kabul etmelisin ki böyle. Beni yok etmeden de iki kişi bir bedende, bir zihinde yaşayabiliriz.
*
Seni duymak istemiyorum. Sürekli hayatıma girmen beni korkutuyor. Özellikle de yazarken. Sen ben değilim. Sen sensin ve ben benim. Bak nasıl da uyudun, konuşmana son verdikten sonra. Uyan, Yüz Yıl Uyuyan Prenses. Uyan. Yüz yıl ömrün yok. Benimle sen de bu dünyadan ayrılmış olacaksın. Konuş.
Konuşmuyor ve gecenin yarısında tek başıma kalıyorum. Bir Gün Tek Başına. Sana Gül Bahçesi Vadetmedim. Durulmayan Kafa.
Sen delisin. Ben değil. Psikiyatristinle yaptığın görüşmeleri yazacağım diye tutturdun ve bunun için beni kullanıyorsun. Oysa benim bildiğimi sen de biliyorsun ki, o odadaki diyalogları yazmayacağına söz verdim.
Yaşamak ne güzel. Kronik bronşit olsam da biraz daha yaşamak istiyorum. Sen hastasın ve delisin. Yine de…
“Benim neyim var?” sorusunu soran sensin. Yanıtını senin yerine veremem.
Ne karışık bir yazı oldu. İkimiz de zaman zaman birbirimizle karıştırıyoruz kendimizi. Doktorlarından izin al, bakalım ne kadarını yazmana izin verecekler? Özellikle bibliyoterapiye izin verecekler mi, diye sormayı unutma.
Bu gece mutluyum. O her ne söylerse söylesin. Odada bir ses; sivrisineğin vızıltısı. Bilgisayarın tuşlarına bastıkça çıkan sesler. Öyle sıcak ki hava. Bugün askılı elbise giydim, sütyen kullanmadım. Markete böyle gittim. Ellerimle, yerinde olmayan göğsümü saklamaya çalıştım. Artık çamaşırsız gezmekten çekinmiyorum ama bir başkasına görsel rahatsızlık vermek istemem.
Uyuyor. Onsuz hayatın tadı yok. Bana yol gösteriyor. Kaybetmek istemiyorum.
Bitti bugün.





Bir yanıt bırakın