KİTAPLARDAN   / 19 Temmuz 2025 / Cumartesi

KİTAPLARDAN   / 19 Temmuz 2025 / Cumartesi

Birkaç aydır Don Quijote romanını okuyoruz. Okuyoruz diyorum, çünkü Feridun Andaç’ın açtığı bir atölye. Onun her cumartesi günü de bir yazar incelemesi var. Okur olarak takip etmekte zorlanıyordum; okuduklarımı unutmuştum. Ama bizim yazarlarımızı dinleyince biraz umutlandım çünkü o ustaların öykülerini dönüp dolanıp okumuştum. Bizim Don Quijote’ler yazarlarımız.

İkinci cildini okuyorum. Öyle çok yazdım ki roman üzerine şu anda toparlamakta zorlanıyorum. Çağrışımları, günlük hayatımdaki yeri ve anımsattıkları tek tek kaleme aldım. Bir çeşit Don Quijote’nin savunucusu oldum. Bana öyle geliyor, değil. Arkadaşım da böyle söyledi. “Savunmaya geçmişsin. Ama Don Quijote deli değil; kafası karışık da değil. Bir oyun sadece. Umudunu kaybetmemiş, cesaretli, yenilgilerinden yılmayan bir karakter. Düşe kalka hayattaki yolculuğu anlatılıyor. Sancho da olsa olsa benimdir. Don Quijote’yle olmak ona iyi gelmişti. Aklı karışan asıl o bence. Zaman zaman efendisine inanıyordu ama çıkarı olduğu için. Benim çıkarım ne olacak? Olsa olsa öğrenmemdir.

Savunma. Son çalıştığım yerde sürekli savunmakla geçti. Alışkanlık olmuş olmalı. Bir de şu aptalca gerçek dedikleri şey. Sanki gerçeği ben bulabilecekmişim gibi. Kim bulmuş ki, ben bulayım. Düpedüz kurgu hepsi. Öyle çok iniş çıkışları var ki düşüncelerimin hepsini yazsam -ki yazmaya zaman da sayfalar da yetmez- tip biri çıkar. Kafası karışık olduğuna inanılır. Bunca sesin nasıl olup da kişinin farkında olması şaşırtıcıdır. Ben Lerner’in bir romanını okuyunca bunları düşündüm. Günlüklerden, çatışmasız dünyamdan ayrılma zamanı geldi. Günlüklerimi özleyeceğim.

Çatışma mı istiyorsun? Televizyon izle. Haberleri, dizileri, reklamları,  röportajları… Herkesin kafasının karışık olduğundan hiç kuşkum yok.

*

“Artık yazmak istemiyorum.” dedim.

“Bir geçiş dönemi olabilir.”

“Hayır. Bitiş bence. Yazsam ne olacak ki? Neden yazayım? Kimin için?”

“Kendin için yazıyorsun.”

“Öyleydi ama artık değil.”

“Biraz dinlen.”

“Okuduğum kitaplara hayretle bakıyorum. Birçoğunu okumuşum. Altlarını çizmişim. Şifreli kısa notlar almışım. İşin tuhafı sayfaları açılmamış gibi duran kitapların olması. Okurken bazı yerlerini anımsıyorum. Kitaplar nasıl da değerliydi benim için. Tamamen açılmamalıydı kitaplar. Temiz karalanmamış olmalıydı. Öyle öğretildi bize. Bizden sonra okuyacak okurlara temiz bırakmalıydık. Şimdi öyle değil.”

“Nasıl?”

“Çok pahalı kitaplar. Bu yüzden hakkını vermek istiyorum. Yıpratmak da olsa bu. Sahaflara gidip ikinci el kitaplar alıyordum. Kitaplığımı almak isteyenler oldu. “Ama sayfa kenarları kıvrılmamış, karalanmamış olmalı.” demişlerdi. Şimdi altı çizilmiş ikinci el kitapları almak istiyorum. Okuru nereleri çizmiş, nasıl bir öyküsü var, merak ediyorum.”

“Öyle kitapları bulak zor.”

“Zor ama anlaşılacağı gibi daha ucuz.”

“…”

“Çocuk edebiyatına dönmek istiyorum. Güzel felsefi hayaller kurmayı özledim.”

“…”

“Edebiyat Topluluğunda bir derleme kitap için öykü yazmak istiyorum. Savaştaki bir çocuğu anlatmak istiyorum. Savaşın ortasındaki bir çocuğun ruhsal sağlığını nasıl bir öyküyle  koruyabilirim?”

“Bilmem.”

“Daha önce ‘barış’ konulu öykü yazmayı istemiş ve denemiştim. Başaramadım. Bir çocuğa barışı anlatamadım. Yazdığım savaş üzerinden barış oldu. Yeryüzündeki insanların yıllar süren savaşının ardından birkaç yıl süren barış, öyküde bir paragraf bile yer tutmadı.”

“…”

“İşin kötü yanı ne, biliyor musun? Öykünün nasıl anlatılacağını öğrendim ama ben kötüden başlayıp iyiyi bir şimşeğin çakması kadar bir cümlede vermeyi reddediyorum. Dönüp dolanıp herkes gibi yazacaksam, yazmanın ne anlamı var?”

“Kütüphane işi ne oldu?”

“Evet ya. Atık salonu çalışma odası yapma zamanı geldi. Aradığım kitapları bulamıyorum. İkinci, üçüncü kitaplar var. Bir tek romanların yok. Çünkü başkalarına veriyorum. Kurgu dışı olanlar değerli benim için. Ama okuduklarımı hatırlamıyorum bile.”

“Ben de unutuyorum. Gayet doğal. Yeni şeyler öğrenebilmek için unutmak gerek.”

“Unutulmuyor bence. Bilinçdışında yer alıyor. Beynimizi tam kullanabilseydik eğer, yapay zekaya yenilmezdik.”

Yemek yapıyordu ama bu yüzden görüşmemize son vermiş değildik. Birden telefon kapandı. Aradım, çalmadı. Şarjının bittiğini düşündüm. O aradığında yemek yiyordum.

*

“Denize gireceğim. Hava serinledi. Burası öyle sıcak ki dışarı çıkılacak gibi değil. Neyse ki nem az. İstanbul gibi değil havası.”

Onunla da edebiyat konuşmaları yaptık. Biraz umutsuz. Umutsuz düşüncelere yer vermek istemiyorum. Yazım öykü tadında olsun diye.

*

Bugün bir bipolar kadın paylaşım yapmış. İntiharı düşünüyor. Birkaç şey yazacaktım ama deneyimli olanlar yeterince yazmış. Benim de yazmam kafa karışıklığı yapabilir. Az, öz ve kısa olmalı söylenecekler. Vurucu olmalı cümleler. Zayıf noktasına atış yapacak, orayı onaracaksın.

Bir başka paylaşım da elektro şok videosuydu. Paylaşımın altındaki yazılar bunu deneyimleyenlerin açıklamalarıydı. Acı duymuyormuşsun ama etkisi uzun sürmüyormuş. Defalarca olanlar varmış. Unutkanlık yapıyormuş. Neyi unutmak ister insan? Ne anımsar?

Bunun üzerine okumak istediğim bir kitap var. Piyasada yok, yeni baskısı da yok.

*

Bitti.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*