KİTAPLARDAN / 22 Temmuz 2025 / Salı
“Otobiyografik romanlar, neden daha çok tercih edilir oldu?”
“Bugünü anlamak için olabilir mi? Ya da haber dilinden kurtulabilmek için? Düşünsene iki paragraf aynı şeyler yazdıkları yetmiyormuş gibi tekrar tekrar… Günlük dil de benzer bir şey oldu.”
“Evet, anlatılanlar dinleniyor sonra da tutturuluyor bunlar gerçek diye. Emekli zam haberleri bile trajikomik. Ekmeğe de zam geldi.”
“Herkes nasıl geçiniyor, diyordum, ama şimdi ben nasıl geçiniyorum, diye sormaya başladım.”
“Ev, araba almak hayal olmaktan bile çıktı. Rüyalarında çocuklar dondurma yiyebiliyor mu dersin?”
“Dondurmanın tadını biliyorlarsa yiyebilirler.”
*
David Foster Wallace’nin kitabını okuyorum. Otobiyografik kitaplardan ne beklediğimi anladım sonunda. İçtenlik, samimiyet ve onu farklı kılan düşünceleri. Ben Wallace’nin anlatımını tam da böyle olduğu için sevdim. Oldukça açık ve net yazıyor. Takıntılarımı düşünce de ne kadar aptalca olduğuna karar verdim. Artık otobiyografik anlatıların iki anlatıcısı olduğuna inanıyorum. Yazan kurgulayan ben ve yaşayan ben. Yazan ben, anlatan benin kafasındaki birçok kurgudan bazılarını alıyor. Her şeyi anlatmıyor yani. Sonuçta iki anlatıcı da kurgudan yararlanıyor. Yaşadığımız dünya, bir kurgudan ibaret değil de nedir?
Ben Lerner’in romanında geçen tren istasyonuna yapılan bombalı saldırısını internetten araştırdım. 2004 yılında yaşanmış olay. Karakterler üzerinden ülkede yaşananlar da aktarılmış oluyor. Roman beni etkiledi. Merak duygusu da uyandırdı. Sıradanmış görünen her şeyin aslında diğerlerinden farklı olduğunu anlıyorsun. O farkı anlatabilmek için dili iyi kullanıyor olmak gerekiyor. Uzun zamandır hipomanik yazılarımı tercih ediyordum. Öykü denemelerimde ise melankoli ve umutsuzluk batağı hakim oluyordu. Ortası vardır elbette. Bu gece okuduklarımdan etkilendim ve okumaya devam etmeye karar verdim. Zaman zaman yaptıklarımdan hiçbir beklentim olmuyor. Doğru olan bu. Merak duygusuyla bir şeyin ardına takılmak. Bir yolculuk, yeni bir deneyim. Bunca farklı deneyimleri başka nasıl yaşayabilirdim ki? İnsanın çoğu zaman inişlerin olacağını bilerek yoluna devam etmeli.
Ben Lerner’in romanı metamodern bir roman olmalı. Aklımda öyle kalmış. İronik olabilir. Saçma olabilir. Hayatta her şey olabilir. Seyirci olabilir. Oyuncu olabilir üstelik iyi bir oyuncu; iyi performans gösterebilir. Roman karakteri Adam için bir şey söyleyemeyeceğim. Kurgu için yaşıyor. Okuru şaşırtmak için; okurun beklentilerini boşa çıkartmak için; okuru sanata yaklaşımıyla sorgulatması için… Yaşama seyirci görünen, Amerikalı şair o. Etrafındaki insanları bir kameradan izleyip anlatıyor. Kendisi hakkında yazıyor daha çok. Diğer karakterlerle kurduğu ilişkiler her birinde farklı. Ben buyum, diye seslenmek yerine, ben bu rolü oynuyorum diyor alttan alta. Ezber bozucu. Psikolojisi hakkında bir şey söylemiyor ama ilaç kullandığını ve ilaçlarını yanında taşıdığını söylüyor. Uyumu ancak bu şekilde sağlıyor. Kafası karışık olmak ne demek? Ne demekse öyle işte. Herkesin kafası karışık olsa, birlikte yaşayabilecek miyiz? Birbirimizi anlamak nasıl bir şey olurdu?
Kitabı yani romanı bitirdim. Güvenilmez anlatıcı mı? Fakat bipolar bir anlatıcı olduğunu öğreniyoruz. Sakinleştirici ilaç kullanıyor vs vs.
Okuduklarım biraz sorgulama, biraz duraklama sağladı. Masadaki diğer psikanaliz kitaplarını karıştırmalı. İkinci, üçüncü okumalar yapmak beni üzse de, bunu takmamaya çalışacağım. Bella Habip’in bir makalesi, okuduğum iki kitabı anlamama yardım edecek gibi görünüyor. Okumuştum gerçi.
Zamanın gelmesini ve yazı yolculuğumun dışarıda da geçmesini umuyorum.
*
Kısa öyküler okudum. Celal Üster’in seçtiği ve çevirdiği kısa öyküler. Çok etkileyiciler. Hayat okumak gibi olmalı. Ama çocukların oynadığı futbol oyununa benziyor hayatımız; topa bir türlü ayağınızı değdiremiyorum. Alıp başına taş toprak yamaç demeden gidiyor. Okumak için bile yaşanabilir. Ne kadar sürer bilemiyorum. An’ı yaşamak ama geçmişteki an’lardan edindiğin deneyimlerle.
*
Üç öykü taslağı yazdım. Birkaç gün sonra bakalım hangisini etkileyici bulacak ve nasıl anlatacağım. Hep tekrar ediyorum; iyi okur olmak için birlikte okumak gerekiyor ve yazmak. İkisi bir arada olursa bibliyoterapiye giriyor. Gece gördüğüm kabuslar yumuşadı. Ötekini dinlemek, anlamak ve ortak olmak ve en büyük yapacağın iyilik hayatta kalmak.
Bibliyoterapi kitapları varmış. Alışveriş sepetime eklemiştim, çıkardım. Başka şeyler okumak istiyorum.
İki çocuk öykü tohumu zihnime düştü. Çocuklara hayal kurmayı öğretiyordum. Ben öğrendim, umarım onlara da öğretebilmişimdir. Savaşın ortasındaki bir çocuğu nasıl anlatabilirim? Kısa öykü; yalnızca birkaç sayfalık. Bunu yapabilirsem hayal dünyamın çok zengin olduğuna ikna olacağım.
Gülkız Turan’ın atölyelerine katıldım bütün yıl. Memnunum. Oldukça başarılı oldu benim için. Öğretmen duruşuyla, sohbetiyle, ses tonuyla, kurduğu olumlu cümlelerle oldukça yapıcı ve yüreklendirici. Roman incelemeleri çok değerli oldu benim için. Ben yazma becerimi geliştirmek, yazdıklarımı değerlendirebilmek için anlattıklarından çok beslendim. Yaz tatili nedeniyle ara verdim ama atölyeleri devam ediyor.
Feridun Andaç’ın atölyeleri bana beni anlattırdı. Çok yazdım bir yıl içerisinde. Yorulmadan okudu ve öykü olabilecek paragraflara dikkat çekti. Bir iki öykü yazmayı da başarabildim ama gözden geçirmem gerekecek. İkinci okumaları yapamıyorum. Çalakalem yazıyorum. Ama bugün bu yazının ilk sayfalarını yeniden okuyabildim, iki gün önce yazmıştım. Hocamın atölyesindeki yazılarımı paylaşmadım. Çok düzeltmem gerekecek. Geriye dönmek zaman kaybı. Yeni değişimlere, okumalara hazır olmak gerek. Değerli hocamın destekleri çok değerli ve yeni tanıştığım kalem arkadaşlarım. Güzel bir ekibiz. Yola devam. Çok güzel sürprizlerimiz olacak. Sürpriz. Şimdi anlatmayacağım.
Jale Sancak’ın da öykülerini yeniden okumaya başladım. Onun atölyesine devam ediyorum. Tatile geldi ama okumak istiyorsam devam diyorum. Jale Sancak’ın atölyesine daha önce -yirmi yıl oldu mu bilemiyorum- katılmıştım. Çok değerli bir usta yazarımız. Katılımcı arkadaşlarımın da kitapları var. Yine de öğrenecek çok şey var. Özellikle yazdıklarımızı görmek açısından öykü incelemeleri çok değerli.
Şimdilik bu kadar. Kurgu dışı kitaplara üç dört gündür ara verdim. Moby Dick’i okumuştuk. Şimdi de Don Quijote’yi okuyoruz. Bu iki kitap için güzel şeyler düşünüyorum ama bir hayli zaman var. Boş vakit bulabilirsem yapacağım.
Yazmak mı istiyorsunuz? Kabus gibi mi yazdıklarınız? Okuyarak ve yazarak kendinizi yeni baştan yaratabilirsiniz. Bir yerlerden başlamalı, değil mi? Yazarın yazarken ki duyguları, okurlara da geçiyor; aynı duyguları yaşıyor. Ötekini dinlemek bu yüzden önemli. Nasıl bir şey dinlemek istiyorsanız öyle yazmak. Ben henüz tam olarak öğrenemedim. Bir yıl süre tanıyorum kendime. Kendi ayaklarımın üzerinde durmak için bir yıl daha. Atölye açmak çok zor. Yapamam. Bir yazara, okura ne söyleyebileceğimi ve nasıl etkili olabileceğimi bilemiyorum. Öğrenmek de yılları alır. Bugün bu atölyeleri açan, değerli yazarları izlemenizi öneririm. Yazmak ve okumak.
Hava çok çok sıcak bunaltıcı. Okumakta zorlanıyorum. Yazıya son vermem gerekiyor, bunaltı yoğunlaştı.





Bir yanıt bırakın