OKUDUKÇA – GÜNLÜKLER  –    13 Haziran 2025

OKUDUKÇA – GÜNLÜKLER  –    13 Haziran 2025

Umberto Eco / Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın

Bölüm: Okumadığımız Bütün Kitaplar, sayfa 210

Bu bölümü sevdim. Çok eğlenceliydi. Evime misafir geldiğinde genellikle çalışma odasının kapısını kapatırım. O çok bilindik sorudan kurtulmak için. Kütüphaneye bakılır ve “Hepsini okudun mu?” diye sorulur. Gülerim, gülümserim ve her sorulduğunda bir başka yanıt veririm. Doğru yanıtı bulmaya çalışırım. Kendime de sorduğum bir soru olup çıkar. Bir süre sonra üzerinde düşünmekten vazgeçerim. Son misafirim çok yakın arkadaşımdı. Fakat uzun zamandır evime gelmemişti. Dışarıda buluşuyorduk. Çalışma odasının kapısını kapatmamıştım. Sokak kapısının karşısındaydı bu oda. Hiç kapıdan içeri bakmadı. Salona geçtik birlikte. Ortalık kitaplarla dağılmıştı. Orta sehpada üç dört kitap, yemek masasında üst üste yığılmış kitaplar… Masanın etrafında dört sandalye vardı, bir de televizyon koltuğu. Bunlardan ikisini kullanıyordum. Televizyon koltuğunu ve yemek masası sandalyelerinden değil de, daha yumuşak olduğu için kullandığım mutfak sandalyesini… Koltuk tarafında ayrı kitaplar duruyordu. Sandalye de bilgisayar ve yığılı kitaplar için ayrılmıştı. “Özür dilerim. Ev çok dağınık. Bu yüzden kimseyi de davet edemiyorum.” dedim. Yabancı değiliz, dedi ve haklıydı. “Hepsini birden mi okuyorsun?” diye sordu. Kitaplara bakıyordu. Ben de baktım, düşündüm. “Sehpadaki kitaplar üçlü koltuğa uzanıp okunacak olanlar; kitap kulübünde okuduklarım. Bilgisayarın etrafındakiler altını çizerek ve not alarak okuduğum kitaplar; yazma atölyelerinde okunan kitaplar. Televizyon koltuğunun yanındakiler de çocuk kitapları; koltuğu açıyorum, kitabı elime alıyorum.” Sorusuna yanıt değildi bunlar. Bunların hepsini aynı anda mı okuyordum? “Bilmiyorum. Sadece okumam gereken seçilmiş kitaplar olduğunu biliyorum.”

Umberto Eco’nun verdiği yanıtlar için bu kitap okunmaya değer. Yalnızca bu bölüm bile okunabilir. Kimler okuyabilir? Elbette bu soruyla muhatap olanlar ve bu soruyu soranlar… Aydınlatıcı bir bölüm. Hatta binlerce kitabın bulunduğu kütüphanenizde okunmayan kitapların bile ne denli önemli yeri olduğunu anlıyorum. Birkaç bölüm de çok eğlenceli. Sayfa 214’de Jean Claude Carriere çok güzel bir paylaşımda bulunuyor. Kalabalık bir ortamda, yazar arkadaşıyla bir film hakkında hararetli bir şekilde konuşurlarken sonunda yazarımız soruyor “Sen bu filmi gördün mü?” “Hayır.” yanıtını alıyor. “Ya sen?” diye soruyor. “Ben de görmedim.” diyor yazar. Sonuç ne? “Bizi dinleyenler, sanki boş yere vakitlerini almışız gibi, kızıp gücendiler.” S.214 Bense gülüyorum.

Söyleşide J.C.C.’den, bir kitabın yıllanmış şarap gibi nasıl değerlendiğini de öğreniyorum. Onu yıllandıranlar da okurları elbette. Bir canlı gibi varlık gösteriyor bu kitaplar. Bir anısını anlatıyor. Metrodaki bankta kitap okuyan adamı. Elinde okuduğu kitap dışında, bankta da dizilmiş kitaplar var. İş mesaisi yapar gibi metroya geliyor ve kitap okuyor. Yazar onunla sohbet ediyor. Devamı kitapta. “O zaman düşünmüştüm, hâlâ da düşünürüm, o adam ideal okur muydu, yoksa hepten sapıtmış bir okur muydu, diye.” S.218

Umberto Eco, çocukluğunda ona sorulan soruyu paylaşıyor. “Söyle bakalım Umbertio, okuduğun kitapta ne olduğunu öğrenmek için mi okuyorsun, yoksa okumayı sevdiğinden mi?” s.218. Bu soruyu şimdiki yaşımda kendime yöneltiyorum. J.C.C okuma üzerine şunları söylüyor: “Amaç ne olursa olsun seyretmek ya da ne olursa olsun okumak değil, bu faaliyeti ne şekilde değerlendireceğini ve bundan nasıl özlü ve kalıcı bir besin elde edeceğini bilmektir.” S.219

U.E. da bir başka sayfada kısa bir hikâye anlatıyor. Babasından miras kalan kütüphanede bir gün kitapların birinde para bulur. Başka kitaplarda da var mı diye merak eder. Böylece iyi bir okur olur. Benim kütüphanem de bakalım kime miras kalacak.

*

Yazabilmem için okumam gerekiyor. İşte bugün de okumaya başlamadan önce internette sörf yaptım kitapların arasında. Sepetlere yerleştirdiğim kitaplara yenileri eklendi, birkaçı da çıkarıldı. Sara Ahmed’in yeni kitaplarıyla karşılaştım. Bir başka yeni yazar daha keşfettim. Bu özellikle ilgimi çekti. Kadın cinayetlerini anlatıyor: Selva Almada. Bir haber yazısının ötesine nasıl geçilir merak ediyordum.  Bir başka yazar da feminist bakışıyla dikkatimi çekti; kadının günümüzdeki konumu, Jacqueline Rose. Üç kadın yazar ilgimi çekti.

Bugün Feridun Andaç’ın Don Quijote romanının yakın okumalarını yapıyoruz. Her katılımcı farklı noktalara değiniyor. Hocamız çok derinlemesine okumalar yapıyor. Biz de arkeolog öğrencileri gibi elimizdeki esere bakıyor, tozlarını üflüyoruz. Arkadaşım bu romanın 140’dan fazla dile çevrildiğini bu evrenselliği nasıl sağladığını sordu; bu soru bnei de düşündürdü. 140 dil az değil. Bu dilleri sayabilmem olanaksız. Bu romandan öğrendiklerim kadar öğreneceklerim de… Bu dersin okumalarını yaptım ama üç dört saat başka kitap okumaları yapmadığım için yazamadım. Okumak kolay yazmak zor. Konuşmayı yeni yeni öğrenmek gibi bir şey. Dersi bitirirken kaygıyla yanıtını merak ettiğim bir soru sordum. “İdeal okurunuz nasıl biridir?” Okur yolculuğu okudum önceki romanı okurken ama ben yanıt veremiyorum. Hocamız bu sorunun yanıtının uzun olduğunu söyledi. Dış okuma düz okumadır. Film izler gibidir… İç okuma derin derin okuma, yazar okumasında derinleşir. Romancının öyle düşünüp yazmadığına bile rastlanır. Yanıt uzundu ben kısalttım.

“Bu soruyu Kerem Işık’a da sormuştum ama tam olarak ifade edemedim sanırım. Biraz karıştırdım, ifade edemedim dediğim gibi ya da Kerem bey haklıydı. “Ben kendim için yazıyorum.” dedi yani okurun yolculuğuna saygısı vardı. Ben okurların ve yazarların okur yolculuklarını merak ediyorum.

Gülkız Turan da dört haftalık, Don Quijote okuması yapacak. Hocanın da okur yolculuğu çok farklı. Bu dersler de farklı olacak eminim.

Jale Sancak’ın da yazma atölyesine katılacağım. Bir ara kitap okuma atölyesi açılırsa kaçırmak istemem. O nasıl okuyordur?

Bugün sayfam için yazdığım yazılara yansıyabilecek bir şeyi fark ettim, Ursula K. Le Guin’in kitabını okurken. Başka kitapları karıştırdım.

Ben yıkmak diyordum ve sanırım yıkmaktan çok sorular sormak ve bunun için de felsefenin sorularından yaralanmak gerekecek; yani benim için ya da benim okur yolculuğumda öğrenmek istediğim şeyler.

Bitti. Havanın ağarmasına birkaç saat kaldı. Bitti işte. İsrail, İran’ı bombaladı. Trump İsrail’in tarafında. Silahları satma zamanı gelmiş de geçmiş olmalı ki… Sömürü biçim değiştirdi. Tüketim çağındayız. Bütün üretilen şeylerin bir alıcısı vardır.

Ülkemiz hakkında bir şey yazamadığımız için yabancı ülkeler hakkında yazıyorum. Masal anlatır gibi ya da, bir kral…

Bitti bugün, ama başka şeyler de yeni başlıyor.

 

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*