KİTAPLARIN KIYISINDA 10 Haziran 2026 / Çarşamba
Neden erkek yazarlar daha iyi anlatıyorlar kadınları? Gerçeklikleri mi etkiliyor yoksa kendi gerçekliği mi hayran bırakıyor kadınları? Kadın yazarların ya da benim diyeyim kendimi anlatmam daha gerçekçi olacak ve kendimi tanımama yardımcı olacak. İşte bu benim ve benim gibi kadınlar demek istiyorum.
Bugünkü öykü inceleme atölyesinde iki öyküyü inceledik. Daha doğrusu Gülkız Turan’ı dinledik ve hayran kaldık. Benim sormak istediğim girişteki konu. Edebiyatta aşk romanları ve öyküleri nasıl anlatılıyor? Konu geçti konuşma arasında. Aşk var ve insanın gözü aşktan başka bir şey görmüyor. Önemli kadın yazarlar var, aşkı konu alan. Okusam bu romanları yine de anlamam diye düşünüyorum. Anlamak ve empati kurmak gerek. Düşünmeden okunan her edebiyat eseri yalnızca olaylarıyla aklımızda kalır inancındayım.
Bugün atölyede Necati Tosuner ve Sait Faik’ten bir öykü okuduk. İki yazar da çok önemli eserler vermiştir. Necati Tosuner’in kitapları yıllar önce okumuş ve çok etkilenmiştim. Aklımda kalan Kasırganın Gözü adlı eserinden çok etkilenmiştim. Ama şimdi hatırlamıyorum; aklımda kalan beni etkilemiş duygularıma seslenmiş olması. Yazarla tanışmadım; imza ve söyleşilerine gitmedim. Ama bana imzalı kitap gönderdi. Yeni baskısı yapan Keleş Osman Evden Kaçıyor çocuk romanını öğrencilerimle okumuştum. Dergide benim ve öğrencilerimin yazdığı yazılar yayımlandı. Sanırım Virgül dergisiydi. Değişik bir çalışma yapıyordum; çocuklarla birlikte okuyor ve yazıyorduk. Kitap eski basımdı o zamanlar. Okuduğumuz kitap ise kitapçılarda raflarda tozlanmış halde almıştım. Çok ucuzdu çünkü çocuk kitapları o yıllarda satılmıyordu; raflarda eski fiyat etiketleriyle duruyordu. Ucuz olduğu ve yazarı bildiğim için almıştım. Hatta geç olduğum dönemdi ve Akmar Pasajının önünde duran ve bana bakan adamın o olduğunu düşünmüştüm. Ben de yolun karşısında duruyordum. Kısa bir süre uzaktan birbirimize baktık. Cesaret edip yanına gidemedim; uzaktan o olduğunu düşünmüştüm. Belki de o değildi. Eve geldikten sonra yanına gitmediğim için çok üzüldüm. İşte dergideki yazı çıktıktan sonra çocuk kitabı ve diğer kitapları basıldı. Bana da dergiden aldığı adrese imzalı iki kitabını gönderdi. Birkaç yıl sonra da kitabın adı yüzünden ebeveynin biri eleştirmiş, abartmak gibi olmasın ama resmen… O yıllarda kitaplara eleştiri çok geliyordu. Gerçi şimdi de öyle. Yılların yazarı Behiç Ak da eleştirilmişti. Ben eleştiri diyeyim siz başka bir şey. Bu nedenle de Necati Tosuner’in kitabının adı değiştirildi. Yeni baskısını aldım mı anımsamıyorum. İçinde de değişiklik yapılmış mıydı? Bu şimdi yazarken aklıma geldi. Bu kitabı internet satış yerlerinde göremedim. Çocuk kitaplarını son olarak Günışığı Yayınlarından çıkıyordu. Kitapyurdu’nda bir çocuk kitabının 2026’da basılmış olduğunu görünce mutlu oldum. Yakın zamanda yazarı kaybettik. Ve bir yazar öldükten sonra eserleri, öksüz çocuklar gibi kalakalıyor. Yeni baskıları yapılmıyor. Türkçeyi en iyi kullanan yazarın eserleri basımları azalıyorsa… Üzücü. Yetişkin kitapları şu anda satışta görünüyor. Değişik değişik yayınevleri tarafından basılmış.
Kitaplar benim için çok değerliydi. Başkalarının da okuyacağı düşüncesiyle çizilmesi, notlar alınması benim için yanlıştı. Öğrencilerime de bunu öğretmiştim. Ama şimdi çocuklara diledikleri gibi okumalarını öneriyorum. Kitaplar öyle pahalı ve zamanımız öyle kıt ki en iyi okumanın bu olduğunu düşünüyorum. Ben son birkaç yılda çizmeyi ve notlar almayı ihmal etmiyorum. Kitaplarımı kimseyle paylaşmıyorum. Ama yine de altını çizmeden okuyacağım günü bekliyorum. İşte o zaman kendi sesimi bulacak, dünyada da kurguda da gerçekliğini kuracak. Ne güzel olur.
Sait Faik’in Kırlangıç Yuvasındaki Kadın öyküsünü okuduk. Elbette bu öyküyü de anımsamıyorum. Okumuşumdur ama silinmiş gitmiş hafızamdan. Güzel bir öyküydü ve acaba bu kurguyu ben de yapabilir, yazabilir miyim, diye düşündüm. Ardından bunun olanaksızlığını anımsadım. Taklit etmek çok zor. Her bireyin kendine özgü sesi var. Ritmi var. Var var işte.
Bugün arkadaşlarımla buluştum. Yemek yedik. Sohbet ettik. Sinirlendik. Acaba bize koltuk verseler, biz de mi yapışıp kalırdık? İnsan neden zorlar ki? Hırs, arzu, şiddet, düşmanlık, nefret… Say babam say. İçeriden ne zaman çıkarlar ki? Yıllar öyle hızlı geçiyor ki insanlık çürümüş, kokusu geliyor. İnce Memed’i düşünüyorum. Yaşar Kemal’i düşünüyorum. Gelmeseydik bu dünyaya bu güzelliği nasıl görecektik, diyor bir konuşmasında. Umut dolu. Umut verici. Çocuksu ve inançlı. Hayal kurmayı seviyor. Yazdıklarını gerçeklik zeminine oturtuyor.
Yaşar Kemal’in cenazesinde Zülfü Livaneli, onu onun Merhaba dizeleriyle uğurladı. Bugünlerde Bahar İndi adlı şiir kitabının 79. sayfasında yer alıyor. Yapı Kredi Yayınlarından 2010 yılında basılmış. Ondan önce basılmış mı ? Yine onu, ünlü sözüyle anımsıyorum: O güzel insanlar o güzel atlara binip gittiler.
“Dünyanın ucunda bir gül açılmış
Efil efil esen yele merhaba
Karanlığın sonu bir ulu şafak
Sarp kayadan geçen yola merhaba.”
Merhaba ezgisini dinleyip gecenin sonuna doğru geldim. Yine günü Yaşar Kemal’le bitirdim.
“Merhaba.”





Bir yanıt bırakın