ELİMDE KALANLAR GÜNLÜKLER     26 Ocak 2025 / Pazar

ELİMDE KALANLAR GÜNLÜKLER     26 Ocak 2025 / Pazar

Bu akşam Gülkız Turan’ın aylık kitap incelemesi vardı. Roman güzeldi ve inceleme de çok güzeldi. Bir aşk hikâyesini anlatır 82 sayfada. Wilhelm Jensen’in, Gradiva Bir Pompei Düşü adlı novellası. Gülkız Turan’ın incelemesinde kurgulardaki ayrımların noktalarını görebildim. Ama henüz ben yakın okumayı yapmıyorum ya da yapamıyorum. Benim yaptığım yalnızca bir okur yolculuğu. Romanı okurken gerçek olmadığını düşünerek okudum. Yazar bir şekilde sonlarda bu gerçek değil, düş demiştim size, diyecek diye bekledim. Ne yazık ki düş gerçek çıktı. Kahramanımız arkeolog Norbert Hanold’un düşü ama Zoe’nin gerçekleri bir arada gidiyor. Düş gören biz de elbette  Norbert’e yakın oluyoruz. Sonra gerçek ortaya çıkıyor ve işte aşk diyorum, düşle gerçeği birbirine karıştırırsın. Öneririm.

 

Bu akşam Feridun Andaç’la da atölyemiz vardı. Herman Melville’nin, Moby Dick’ini bitirdik. Son metnimizi yazacak ve yeni bir okuma atölyesine başlayacağız. Kitabımız Don Kişot olacak. Üç dört ayda hem okuyacak hem de yazacağız. Moby Dick yolculuğumdan çok şey öğrendim. Yazdıklarımı sayfamda paylaşmadım. Kısaca roman hakkında yazmayı düşünüyorum. Bu benim düşüncelerim olacak sanırım. Çok fazla eleştiri yazısı okumadım ama başka yan okumalar yaptım okur yolculuğunu destekleyecek.

Moby Dick bir destan olarak kabul ediliyor. Balina avcısı Kaptan Ahab’ın bacağını koparan Beyaz Balina’dan -adı Moby Dick- intikam almasıdır. Romanın sonunda herkes Kaptan Ahab’ın öleceğini bilir. Çünkü bu, tanıtım ve inceleme, eleştiri yazılarında açıklanır. Ben de yazmaktan çekinmedim. Ben de okurken sonunda Kaptan Ahab’ın öleceğini biliyordum ama bu okumama engel olmadı. Neden ve nasıl sorularıyla sayfalar ilerledi. İki haftada bir yaptığımız buluşmalarımızda seksen beş sayfa kadar okuyorduk. Bir yandan da yazıyorduk. Yolculuğum renkli ve kalabalık geçti. Arkadaşlarım, ailem hep romanla ilgili, yan okumalarımla ilgili sorularıma yanıtlar verdi. Birlikte ilerledik. Birçok şeyler çıkardık. Yedinci haftaya girdiğimizde ben merakla kitabı bitirdim. Hatta merak duygumdan dolayı kendimi suçladım. Ne yani ben şiddeti mi görmek istiyordum? İçimizde şiddete karşı bir yönelim mi vardı? Neden okuyorduk bu kitabı? Oysa son yüz elli sayfaya kadar huzur içinde okuyordum. Denizi, balıkları, gemileri, avcıları izliyordum. Onlar hep aynı manzara içindeydiler ama yazarın anlattıkları hep farklıydı, tekrarlara düşmüyordu. Öyle mutlu olmuştum ki. İşte, demiştim ütopya dedikleri bu olmalı. Huzur, dinginlik, öğrenme isteği, yaşamın güzelliği, yaşama sevinci. Balina avını yapmaları gerekiyordu çünkü insanoğlunun ilerlemesi için buna gereksinimleri vardı. Doğada canlılar da birbirlerini yiyor, biz de yiyebiliriz ama eskiden katliamlar yokmuş, biriktirme, soyunu tüketme yokmuş diyerek okuyordum. Yüz elli sayfa kalıncaya kadar insan bir fırtınaya da mı rastlamaz? Elbette rastlamışlardır ama yazar beni huzursuz etmemek için anlatmıyor. Ya sonra…

Fırtına çıktı. Ben olsam bir facia olarak yazardım ama yazar yine ölçülü yazıyor. Amacı korku romanı yazmak değil yani. Balina avlarını anlatıyor. Sonunda Moby Dick ile karşılaşıyorlar. İşte ne olacak diye meraklandım. Kaptan Ahab ne düşünüyordu? Nasıl öleceklerdi? Senfoni adlı bölümde bir ara yaşam sevinci duydu. İntikam duygularının karanlığı uzaklaşır gibi oldu ama sonra karanlık onu teslim aldı. Üç günlük kovalama sonunda avcılar sandallarıyla ve gemileriyle  balina tarafından batırıldı. Bir kişi hayatta kaldı, Ishmael. Bu kişi de anlatıcımız zaten. Romanın başında da mitoloji ve meseller yer almakta yani öyle doğa deniz anlatımları değil yalnızca. Zengin bir roman.

Şimdi son noktayı koymadan önce Kaptan Ahab’ın iyi bir insan olabileceğini, aslında intikam duygusunun bir kötülük olduğunu bir anlık farkına varabildiğini düşündüm. Rahat bir şekilde masa başında okurken Ishmael’in anlattıklarını, ben güvenli alandaydım. Ne Kaptan Ahab’la özdeşlik kurdum, ne de tarafsız Ishmael’le ne de Moby Dick’le. Fakat burada bir alegori vardı. Karadaki yaşamın denizde de olduğunu anlatıyordu. Yaşar Kemal’in romanlarını anımsattı. İntikam peşindeki öfkeli Ahab…

Düşündüm ve sanki ilk kez düşünmüşüm gibi “Ahab içimizden biri.” dedim. Şaşırdım. Aramızda, dedim. Peki bu aramızdakiler de kimler, diye düşündüm. Ben mi? Her şeyi üzerime alınırım ya. Yok daha neler. Bir de kendi üzerime alırsam tepki de almam diye düşünürüm. Yok canım, böyle yazamam, bu kadarı da fazla, dedim. Kendime bunu yapamam… O içimizden biri ama, dedim. Bir yerlerde köşe yapmıştır. Bir yerlerde intikam almak için… Hay aksi günlük haberleri düşündüm. Yok artık daha neler?

Anımsamak için okumak gerek denir ya, öyle bir şey oldu. Sanki kaybolmuştu yaşananlar ve anımsandı. Televizyonu açtım. Gazetelere baktım. Ne yaptım? Yazdım. İçimizden birileri, dedim ya düşünüyorum kimler? Ya da neden içimizdekilerden biri diyorum? Bundan sonrasından emin değilim. Bunlar da köşe yazılarından okunmalı.

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*