ELİMDE KALANLAR       8 Ağustos 2025 / Cuma

ELİMDE KALANLAR       8 Ağustos 2025 / Cuma

 

Yazmak istiyorum ama çalakalem. Yüreğimde tekrar eden iç sesleri dinlemek ve yazmak. Okuduğum öyküler bana birçok şey anımsattı. Aklımda dönüp duran bir bardak soğuk su. Bunu unutmuşum. Dedim ya okuduklarımdan anımsadım.

Evimiz lojmandı ve istasyon peronundaydı. Yolcular kadın erkek genç yaşlı, zaman zaman kapıyı çalar bir bardak soğuk su isterlerdi. Annem de verirdi. “Su verenlerin çok olsun.” Bunu neden söylerlerdi anlamazdım. Çok sonra öğrendim ve çok değerli buldum. Bir bardak soğuk su, bir dilim ekmek…

Yalnız yolcular değil, falcılar da uğrardı. Bohçacı kadınlar. Kardeşimle telefonda konuştuk bu akşam. Ona bir bardak soğuk suyu anımsattım. “Evet hatırlıyorum.” dedi ve bugün başına gelen bir şeyi anlattı. Yazmaktan, kendimden utanıyorum. Yazacağım yine de.

Evden çıkmış, arabasını açmış, elindeki çantaları bagaja yerleştirirken üçgen bakımsız bahçe parçasına çelimsiz yaşlı bir adamı ham meyveleri yemeye çalışırken görmüş. İncir ve nar vardı. Henüz olgunlaşmadılar. Yanımda bir şey  yoktu. Bekler misiniz, diyecektim ama onu incitmek istemedim. Sanırım… Açtı… Evden çantamı almaya gittim, döndüğümde gitmişti, olsaydı pide yer misiniz, diyecektim.

Yazamayacağım. Öyle çok su isteyen, bir dilim isteyen hatta isteyemeyen insan var ki. Burnumun direği sızlıyor. Hepsine yetişmek olanaksız. Sadece ağlayabilirim.

Çocukluğumuzdan beri yaptığımız şeydi. Bize öyle öğretildi. Ekmek, su ya da çorba. Komşunun tarlasında tütün dizmesine yardım eden ebeveynlerim bir şiş bir şiştir diyerek bize de izin verirlerdi dizmemize. Sonra yemek yenirdi. Bir tepsi tarhana çorbasına kaşık sallardık. Çok duygusal oldu. Şimdi o tarlalar bir ağa pardon zengin bir adamın… Öyle bakımlı ki gören imrenir. Çalışanlar kim? Kim olacak ki?

Paylaştığım öykü öyle kuru ki. Hiç hoşlanmadım. Yazarken de okurken de. Ben anlatıya mı yönelsem? Nostalji yazmak istemiyorum ama. Kırk beş yıl öncesini anlatmaya ne gerek var? Bugün olmayan şeyleri anlatmak, özlem duymak; bu değerlerin geri dönmeyeceğini bilerek.

Öyküyü okumanız için yazdım. Biraz gerçek biraz kurgu. Okuyup da ne olacak? Bilmem. Belki de sizin de anımsamadığınız şeyler aklınıza gelir. Melek olan sadık dostlarınızı anmış olursunuz. Hayvan sahibi insanların gerçekten çok farklı olduklarını biliyorum. Onlar da ayrı bir Don Quijote’ler. Birlikte yaşamanın yollarını arıyor, onları savunuyorlar. Hangi birine yetişilecek bilemiyorum. İnsanları, hayvanları, doğayı ve çocukları.

Haydi güzel bir şey anımsayıp yarın uyanıp dışarı çıkınca, karşılaştığımız bir durumda bir şeyler yapalım. İnsana dokunalım. Hayvanı hiç olmazsa başını okşayalım. Ağaca su verelim. Çiçeği koparmadan dalında koklayalım. İşte duygu ağır basıyor. Duygular olmayınca insan hiçbir şey yapamaz. Sevmek, hoşgörülü olmak… Elinden tutmak. İşin ucundan tutmak. Bir insan duygularını yitirirse işte o zaman korkmalı.

Bitti.

 

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*