ELİMDE KALANLAR    28 Ağustos 2025 / Perşembe Hayata Öykülü Gözlerle Bakmak

 

ELİMDE KALANLAR    28 Ağustos 2025 / Perşembe

Hayata Öykülü Gözlerle Bakmak

Edebiyatın uzun gelişim yolculuğu bireyin de aşama aşama geçtiği basamakları açıklayabilir. Yazdıklarım da bunu gösteriyor bana. Çocuklukta masallar imkansız varlıklar devler büyücüler, ilk gençlikte fantasya, gençlikte acı ve aşk ile işlenmiş dizeler şimdi hayatımıza girmek için kapıyı zorlayan bilimkurgu ve bunun ardında da sanırım hâlâ okuduğumuz öyküler ve romanlar. Romanlar uzun soluklu ve karışık bir düşünce dizesi. Bu nedenle de öykü gerçek dünyamızda yerini daha kolay alabiliyor. İnsanın insan olma mücadelesi, şimşek gibi zihinde yaratılan aydınlanmalar. Kimse bebekliğinde yaşadıklarından dolayı geleceğini şekillendirmiyor ya da buna direnebiliyor. Etkileyen asıl gerçek dünyada yaşanan ve anlaşılmadığını düşünen bireyler. Şiddeti uyaran öyle çok sansürlediğimiz ve kaçındığımız söylemler cümleler var ki… En basitinden küfürler ve küfrün yerine geçen söylenmemesi geçen kelimeler cümleler. Haberlerde, sosyal medyada sürekli pompalanırken kullanımdan kaçınılması gereken.

Öykülü gözlerle bakmak. Yeni deneyimlediğim bir şey. Bir aydır yoğun olarak yazmaya çalıştığım öykü denemeleri bana çok farklı etkiler bıraktı. Bir yandan okuyor, diğer yandan da yazmaya çalışıyordum. İlk kez yazdıklarımın üzerinde bir işçi gibi çalışmaya çalışıyordum. İlk denemem bir hafta sürdü. Metnin dilini oldukça metalik buldum, tınlıyordu kulağımda cümleler. Önceki yazdıklarımdaki coşku, heyecan kalmamıştı. Kitap olacak kadar da derinlik içermiyordu. Ne yapmalıydım. İşte bu öyküye ilk adımlar diye düşündüm. Sonra fark ettim ki günlük yazamıyorum. Öykü gibi düşünüyorum yazılarımı ve işte farkına vardım. İnsanı yakalamaya çalışıyordum. İnsanın özüne cevherine ulaşmaya çalışmaktı bu bence. Usta yazarlarımız öykülerini böyle anlatıyorlardı. Unutamadığım kısa öyküler olmuş bir türlü sonunu anlayamamış, yıllarca zihnimde yer etmiş, zaman zaman bilince çıkarak çözmeye çalışmışım. En basit örnek Adolf’un doğumunu anlatan oldukça yalın ama etkili öyküydü. Yazarını unuttum ama öyküyü değil. Bu kadar yalın duru kısa cümlelerden oluşan öykünün kalıcılığı inanılmazdı. Kadının birçok çocuğu doğmadan önce ya da doğduktan sonra ölüyordu. Yine bir çocuk doğruyordu ve ölmesinden korkuyordu; doktora sürekli ölmeyecek değil mi diye soruyordu acı içinde. Sonunda çocuk doğdu küçüktü bebek ve adını Adolf koydular. Çocuğun yaşadığını ve en büyük insan kıyımlarına neden olduğunu sonra okur olarak ben düşünüyordum. İstenen, özenle bakılan bir bebek nasıl olur da cani olabilirdi?

Unutamadığım diğer öykü Katedral’di Yine yazarını anımsamıyordum. Kör bir adamın görmediği halde katedrali canlandırması inanılmaz bir şekilde dilde yazılıyordu. Dün bu öyküyle karşılaştım; Raymond Carver. Yıllar önce sadece bu öykünün bulunduğu kitabı okumuştum; 2007 yılı baskılı Notos Yayınları.

Başka öykülerde var ve birkaç defa okumuştum. Defalarca okuduğum Onat Kutlar’ın İshak kitabındaki öyküler var. Cortazar’ın öyküsü, yine yazarını yeni bulduğum Raymod Carver. Yerli öyküler de var elbette ama hepsine aynı anda anmak olanaksız. Yaşar Kemal, Aziz Nesin, Orhan Kemal, Tomris Uyar, Füruzan… Öyküler dönüyor kafamda ama kimdi yazarı anımsamıyorum. Bir gün onları tekrar okuyacağımdan, karşıma çıkacaklarından eminim.

Hayata öykülü gözlerle bakmak. Hiçbir şeye çözümleyerek yaklaşamadım, genellikle belirsizlik içinde kaldı günlüklerimde. Öykü öyle olmadı. Sonunu bulduğumdan benden ayrıldı ve içim rahat etti. Artık aynı şeyleri düşünüp durmayacağım çünkü çözüme ulaştı. Bu da öykünün gücünü gösteriyor bana. Benim için öyle. Hayvan dostlarını anlamaya çalışıyordum, anladığımı sanıyordum ama nasıl anlatacağımı bilemiyordum. Onları doğru bir şekilde nasıl anlatabilirdim? Bu hafta da bunu yazmaya çalıştım. Sonunu yazarken de bilmiyordum. İçime sinecek ve tekrar ele almayacağım şekilde, ağır duygusallıktan ağdalı anlatımdan uzak (ben öyle sanıyorum) yazabilmiştim. Bunu başarmamın nedeni de her gün üzerinde çalışarak yazıp silerek, kendimi ilham denilen şeye bırakmayarak yazmayı başardığımı fark ettim. Öykünün ciddiyet istemesi gibi bir şey. Bir çırpıda anlatılan günlüklerden farklı yani.

Kendim için yazıyordum. Belki geçtiğim yollardan geçenler için de yararlı olacağına inanıyordum. Şimdi kimin için yazdığımı bilmiyorum ya da emin değilim. Sayfamı ziyaret edenler için yazmaya başladım. Az sayıda da olsa da okurlarıma yazmak. Beni iyileştiriyor yazmak. Yazdıklarımı tekrar okumaktansa yazmamayı tercih ederim diyordum. İnadım kalmadı. Doğrunun da bu olduğunu deneyimledim. Yine de henüz başlardayım, çünkü didaktik yazdığımı düşünüyorum. Belki bir gün bunu da aşabilirim. Değer mi çalışmaya? Şu anki yanıtım değmez ama sonra fikrimin değişmeyeceğinden emin olamıyorum. Yapmak istemediklerim karşıma çıkıyor ve ben de görev bilip elimden geleni yapıyorum.

Biyokimya bölümünde doktora yapmak istemiyordum, bunu yaptım. Mikrobiyoloji istiyordum. Klinik çalışması istemiyordum, bunu yaptım. Laboratuvarda çalışmak istiyordum. Öğretmen hele de ilkokul öğretmeni olmak istemiyordum, bunu da yaptım. İngilizce öğretmeni olmak istiyordum. Yazmak istemiyordum yaptım. Resim yapmak ve konuşmak istiyordum. Çocuklara yazmak aklımdan geçmezdi ve yapmak istemiyordum, yazdım. Günlük tutmak istemiyordum, tuttum. Öykü ve roman yazmak istiyordum. Daha birçok şey işte. Hayat istediklerimizi karşımıza çıkarmıyor, var olanlarla elimize değenlerle bir şeyler yapmaya çabalıyoruz.  Şimdi klasik roman ve öykü yazmak istemiyorum. Buna da şimdilerde el attım. Az da olsa yazıyorum. Ama şunu biliyorum ki hiçbir şey çalışılmadan elde edilmiyor. Benim için böyle oldu, çok çalışmam gerekti. Yapmak istediklerime dönmek istemiyorum.

Okumak istiyorum. Bunun üzerine de bir gün yazmak istiyorum. Acaba diyorum, heybemdeki öyküler bitince ne yapacağım? Çok şey yaşamış, görmüş, duymuş olabiliriz ama yazabileceklerimiz her zaman sınırlıdır.

Gençlere öneri. Karşınıza çıkan her şeye sıkıca sarılın ve sevin; çalışın. Belki de hayatta yapabileceğimiz en iyi şey bunlardır. Çocukluğumda böyle söylenirdi, yaptığının en iyisini yapmak. Bu da ayrı bir çıkmaz ve öykü konuları ama ne yapalım. Sanırım bir başka yazının konusudur ama yazılan çizileni izlersek bunu da anlayabiliriz. Ben her şeyi çözme, aydınlatma yetisine sahip olamam.

Sabah oluyor. Gün ağardı.

Bitti.

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*