YUKA      22 Ağustos 2025 / Cuma

YUKA      22 Ağustos 2025 / Cuma

Son günlerim ölüyor muyum kuruyor muyum nasıl bekliyorsun bunu inanma bir yıl oldu tavana değiyor dallarım beni düşünüyor ama bakmıyor ki anlatmak isterdim zaman geçiyor onsuz… Vedaları sevmiyorum mu dedi? Farkındayım; kuru yapraklarımla yüz yüze gelmek düşüncesi bile onu üzüyor.

Eve misafir geldi. Salona girer girmez şaşkınlıkla “Bu ağaç mı?” dedi. Çiçek yanıtını verdi. “Ağaç gibi. Çok güzel.” Öyle, çok güzel ama artık tavana değiyor yaprakları. Kuruyacak ve ben üzülüyorum. Ölmeye yattı. Yaprakları kuruyor. Yapabileceğim hiçbir şey yok. Ne acı. “Belki bir yolunu bulur yaşamaya devam eder, kurumaz.” Dedi ki, küstü. Çiçek vermedi kaç yıldır. Ona bakamıyorum üzülüyorum, tavana değiyor artık, çok büyüdü. Beni büyüsün diye kocaman bir saksıya aktarırken bunu hiç düşünmemiş. Aklına gelmemiş. On dört yıl olmuş bu salona geleli. Salonu bilirim. Kedileri bir de; Eme ile Karadut. Bana dokunmazlar. Diyor ki, akıllı kediler. Bana bakıp akıllı kediler, diyor. Tavandan dönmeye çalışıyorum, aşağıya. Artık bu evden çıkamaz, kapılardan geçemez. Ancak kurursa parçalayıp öyle çıkarılır, diyor. Duvarın yarısını kaplıyorum. Dört dalım var. Yapraklarım kurumaya başladı. Ağlarım o olmazsa, diyor. Onun adını romanıma verdim.

“Daha fazla büyümemesi gerekiyor. Ölümü bekliyor.”

Yapraklarımın tozunu alması gerekirdi, almadı. Yaz mevsimi olduğu halde aklına geldikçe dallarıma bakıyor, çiçek dallarını uzatıyor muyum, diye. Yaz mevsiminde çiçek açmaz ki bir yuka.

Kurumam. Neden kuruyacağım? Güneşim var. Suyum veriliyor. Kediler var… Karadut geldiğinde toprağımı eşeliyor, tuvaletini yapıyordu. Yapma, dedim, beni kurutacaksın. Dinlemedi. O gördü, etraf toprak içindeydi, kızdı ona, bir daha yapmadı. Bu sefer de gövdemi tırmalamaya tırnaklarını törpülemeye başladı. Gördü ve yapma, dedi, bir daha yapmadı. Kediler toprağı sever, dibimde yatmayı seviyor Karadut. Gördü, kızdı, bir daha yapmadı. Karadut her şeyi anlıyor ama Eme daha çok anlıyor. Onlar için de hiçbir şey eskisi gibi olmuyor. Özlerler mi geçmişi, ben özlüyorum. Yapraklarım silinse, parlatılsa… Bu baharda çiçeklenebilirdim. Çiçeklenmedim. Ölecek dedi ya… Ölmedim. Hayret.

Kendimi göremiyorum. Görüyorum ama onun gördüğü gibi değil. Büyüyorum ve koşullar ne gerektiriyorsa onu yapıyorum.

Kediler saklandılar. Misafir gidene kadar çıkmadılar. Hep böyle olur. “Yuka çok büyümüş.” Çok büyümüşüm. Eve ilk geldiğim günü anlatıyor o. Kucağında küçük bir saksının içinde iki karış boydaydım. Şimdi salonun duvarının yarısını kaplayacağım kimsenin aklına gelmemiş.

Duvarlar konuşuyor sadece konuşsalar iyi bir de elini kolunu sallayarak geliyor üstelik de tüm üzüntüsüyle üzerimde gözleri ama aklından başka başka şeyler dur bakalım ne diyecek arkadaşı ne demişti sakın onun yanında kötü şeyler söyleme ama dedi hissediyorlar bir hayvan gibi her şeyi hissediyor o da bir canlı sonuçta anladığımı biliyor yine de kötü kötü şeyler aklından geçiyor titreşimleri çok ağır altında eğiliyor yapraklarım geçen gece sabaha kadar elektrikler yandı kediler koltukların tepesinde uyudu onu yalnız bırakmıyorlar ben de güneş doğmadan önce gün ağardı güneş içeri girince ışıkları söndürdü seni yazıyorum dese de kimleri yazıyor ki ama bazen yüksek sesle okuyor yazdıklarını kelimeleri daha çok seviyor yapraklar gibi diziyor cümleleri hoşuna gidiyormuş kelimeleri daha çok seviyor beni unutuyor her şeyi unutuyormuş yazdıklarını da unuttuğunu söylüyor ama inanmıyorum belki de doğrudur.

Ne benimle ne de kedilerle eskisi gibi ilgileniyor. Kitaplar yerimizi aldı. Onları bizden daha çok seviyor. Hangi kitabı nereye koyduğunu  unutmuyor. Unutmuyor.

Ne güzel olmuş, dedi. Yanıma geldi. Yaprakları okşanmak istiyor, hiç sevmemişsin onu. Bir karış toz içinde. Bez aldı, su getirdi. Silmedi de okşadı. İçim gıdıklandı. Ne zaman çiçek açmıştı, diye sordu. Beş yıl önceydi. Eve gelemedi ya bir yıl, o zamandan beri…

Benjamin o bekleme döneminde kurudu. Ben alt yapraklarımı döktüm. Hayata tutundum. Uzaktaydı ama hissediyordum beni düşünüyordu. Ölürse ben de öleceğim, diyordu. Ölmedim. Ölmedi. İlk yukası da ölmemişti, ben yetişinceye kadar yaşadı. Onu yalnız bırakmadı. Yaşam mücadelesini birlikte verdiğimizi unuttu mu?

Eve geldiğimde acemiydim, nasıl yaşanır bilmiyordum. Yapraklandım, boy verdim. İklimler değişiyordu dışarıda, ev her zaman sıcak oluyordu. Bir parça bulut konar bazen başımın üzerine, bazen de bir sis sarar gövdemi. Camın önünde yağmuru, karı izlerim. Yapraklarıma renkli kurdeleler bağlar, renk katsın diye.

Eme gelse, mırıldasa dibimde. Mama yemek için kalktı. Karadut da sese uyandı.  Kediler ağlamaz ama mutsuz olurlar. Çiçekler ağlamaz. O ağlar. Bazen. Yapraklarımın arasına girer, böcek var mı bakar, su verir. Hiç böceklenmedim. Toprağım çekildi. Toprak eklemek gerekiyor.

Martılar bağırıyor kargalar da neredeyse uyanır boştur kursakları bazen ceviz koyar balkona kargalar da gelir alır ama bugün kedilere yaş mama verdi şimdi o kitap okuyor bazen de beni okumaya çalışıyor ne hissetmem gerektiğini önce kendisi hissediyor inanıyor her şeye inanıyor bazen kapı zili çalıyor yerinden kalkıyor kediler ben de merak ediyorum kim geldi gelen içeri girmiyor kediler kaçtıklarıyla kalıyor dalmış gitmiş kitaba hava sıcak klimayı açmıyor pencere açık gece sessiz uğultulu yalnızca nereden çıkıyor bu uğultu bilinmez ama bana dokunuyor sesi ayrıştırıyorum dışarıdaki ağaçları hissediyorum. Onlar şanslı özgürce büyüyebiliyorlar.

Eskisi gibi enstrümental müzik açtı. Eskisi gibi sözlerini kendisi yazıyor. Yazdığını bir daha yazamıyor. Kuşlar uyandı, defne ağacından müziğe eşlik ediyor. Karadut şaşkın. Onun yaşı kadar, üç yıldır şarkı söylemedi. Eme koltukta geriniyor. Ön patileriyle koltuğu tırmalıyor.

Onun ağladığı günler oldu, yapraklarımın arasında. Mutlu olduğu günler oldu, yapraklarımın arasında. Son günlerde yanımdaki masanın başına geçip yazıyor. Dedi ki bir öyküde de seni anlatacağım. Ne anlatacak ki, ne var hayatımda? Eme var, Karadut var, o var. Zaman zaman gelen misafirler.  Bugün arkadaşına beni gösterdi ya. Böyle bir ağaç her evde olmaz dedi, ne güzel. Bana bakarken üzülüyor. Beni kurumuş kabul ediyor. Çiçekçiye gitmiş, ne yapabilirim diye sormuş. Dallarımı kesmemi söylemiş. Madem tavana değiyor, kesip kök salması için suya koyarsa… Sil baştan büyüme serüvenine atılacağım desene.

Yanıma geldi. Baktı. Yaprağıma dokundu bütün yapraklarım titreşti. Gülümsedi.

Elinde ıslak bir bezle geliyor. Yapraklarım serinliyor, tozlarım alınıyor. Bundan sonra diyor, ölümü düşünmeden yaşamalıyız. Kuru yapraklarımı koparıyor.

Küstün değil mi, dedi. Diyemedim evet. Üzgündü daha çok üzülmesini istemedim. O yüzden çiçek vermedin. Verme, boş ver. Ama verirsen mutlu olduğunu hissedeceğim.

Öyle güzel ki elleri, iyi geliyor bana. Hayata öykülü gözlerle bakmak istiyorum.

 

 

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*