ELİMDE KALANLAR 1 Ağustos 2025 / Cuma
Ne havanın güzelliğini -ki şu anda dışarısı püfür püfür esiyor- ne de günün güzelliğini söyleyeceğim. Söylenmesi gereken tek şey belki de haberler. Bunları anımsamayınca geriye ne kalır? Kocaman bir yaşam alanı. Kimler yaşamaktadır?
*
“Eşim vefat etti. Yalnız yaşanmıyor. Evlenmeyi düşünüyorum.” dedi adam, başını sallıyor, anlattıklarının ne kadar acı olduğunu kendisine anımsatıyordu. “Çok iyi bir kadındı.”
Hanım, “Başınız sağ olsun. Yalnızlık gerçekten zor. Alışmayan için yani…” dedi. Bir ara göz göze geldiler.
‘Nasıl da bakıyor ama bugün birisi çıksa karşısına hemen birlikte yaşayacak. Dükkânın arkasındaki dairede akşamları karşılıklı oturup sohbet edecekler. Ama en çok terzi konuşacak. Hep düşlemeye çalışıyordum, ne yaptığını. Şimdi sessizce oturduğunu hayal edebiliyorum. Televizyon izliyor olmalı.’
Hanım gözlerini kaçırdı. Önünde durduğu masaya baktı. Üst üste yığılmış giysiler tamir için bekliyordu. Masanın üzerinde olanlar elden geçecekler olurdu. İşi tamamlananlar da poşetin içinde ilerideki masanın üzerinde dururdu. Elinde poşeti, çıkmak üzereydi ama terzi durmadan konuşuyordu. O ise suskun.
“Allah seni inandırsın, hiç iş yok bugünlerde. Piyasa çok kötü. Haberler berbat. Ne olacak halimiz bilmiyorum. Geçinmek zorlaştı.”
‘İlk defa mı farkında bunun? Bilmem ki. Aydınlandığı bir an olmadı mı hiç? Beni lafa tutması… Konuşsam mı? Boş ver dinlemek daha önemli. O dinlenmesini istiyor. Bunun farkında mı? Şu koca mahallede, yüzlerce insanın oturduğu apartmanların arasında konuşacağı kimse yok mu? Yoksa, neden yok?’
Bir süre sessizce, ayakta karşılıklı durdular. Terzi sağ ayağını öne uzattı, sol ayağına verdi ağırlığını. Elini kaldırdı, salladı.
“Neler gördüm ben, neler. Boş her şey…” Başını sallamayı sürdürdü. Gözleri bir an buğulandı. Zayıf bedeni, uzun kemikli elleri öne çıkıyordu. Göz kapaklarını kapatmadan konuşuyordu. Yalnızlık ne zaman zor gelir insana? Kalabalık içindeyken mi?
Masayı tutuyor hanım. Başı döndü bir an. “Ne oldu? Tansiyonun mu düştü?” diye soruyor terzi. “Şekerim var. Şekerim düştü sanırım.” “Dur sana ayran yapıp getireyim.” “İstemem. Gideyim ben.”
*
Terzimiz böyle bir adamdı. İyiydi, hoştu. Konuşacak birilerini buldu mu konuşurdu. Yalnız kalınca da işine döner, sökük diker, tamir eder, poşetlerine koyar, müşterilerine giysilerini hazır ederdi.
Havanın güzelliği bir yana. Elbisem de çok iyi oldu. Zayıflamışım. Belini daralttı, boyunu kısalttı. Yarın giyinip Kadıköy’e inmeli. Sıcak soğuk demeden inmeli sahile. Kalabalıklar iyidir. Çok yalnız vardır. Onları görür insan. Telaşlı kalabalığı, nereye gittiğini, nereye girdiğini göremeden gözden yitirirsin. Neden böyle olduk? Uzun uzun yazmaya gerek var mı?





Bir yanıt bırakın