ZAMANIN KIYISINDA 21 Eylül 2026 / Pazartesi
“Derya geliyormuş. Musakka, pilav, mozaik, poğaça yaptım.”
“Ooo ziyafet var desene.”
“Umarım beğenir. Sen de yemek ister misin?”
“İşim var gelemem. Size afiyet olsun.”
“Bende yemeyecekler. Onlar evlerinde yiyecekler. Arda gelip yemekleri alacak.”
“Şimdi işim var. Sonra konuşuruz.”
“Sesini özlemiştim. Bana iyi geldi, senin de iyi olman.”
Telefonu kapattığında içinde anlam veremediği bir enerji hissetti. Bu ona yemek yapma isteği uyandırdı. Telefondan yemek tariflerine baktı. Canı kadınbudu köfte istiyordu. Tarifini okudu. Dışarıdan hazır almak pahalıya geliyordu. Hay aksi seni seviyorum demeyi unutmuştu.
Kardeşini aradı. Telefonu kapatırken seni seviyorum, dedi. Doğruydu. Onun yeri ayrıydı. Aralarındaki iki yaş farkı birbirlerini anlamaya yeterli olmasa da… Kimse kimseyi anlamıyor zaten, diyerek üzerinde durmadı.
Akşamüzeri tüm zamanını yemek yapmaya ayırmıştı. Telefonu hep çalmış, her birinde de bir saate yakın konuşmuşlardı. Hem konuştu hem de mutfakta yemeklerini yaptı. Gülten’le yemek tarifleri üzerine dakikalarca konuştu.
“Biliyor musun, bu yaşıma kadar hiçbir arkadaşımla yemek tarifi üzerine konuşmadım.”
“Sana bir şeyler oldu. Yemek yapmaya verdin kendini.”
Mozaik pastasının anlattığı gibi yaptığını ve çok güzel olduğunu söyledi. Kendisi daha önceleri muhallebiyle yapıyordu.
“Eskiden birçok yemek tarifi kitapları alıyordum. Şimdi telefondan her tarifi okuyabiliyorsun. Sana uygun olanı seçiyorsun.”
“Benim de yemek kitaplarım var. Bir yerlerde duruyordur ama nerede olduklarını bilmiyorum.”
“Ben attım,” dedi.
“Arda yine abarttığını söyleyecek, sen en iyisi poğaçaları derin dondurucuya at. Sonra verirsin.”
“İyi fikir. Yine kızmasını istemiyorum.”
Arda’nın nişanlısına musakka yapacağını, ne zaman istediklerini sormuştu. İşte o gün bugündü. Dünden başlamıştı; hamur işlerini yapmakla başlamıştı işe.
“Sırada ne var?”
“Yulaf unlu süzme peynirli poğaça. Ekmek olarak da yenebilir. Yağlı ve peynirli olduğu için de az yenir. Glütensiz yemekler yapmayı düşünüyorum.”
“Kendini kaptırıyorsun. Aşırıya kaçıyorsun.”
“Kendimi tutamıyorum. Elimde değil. Sürekli yemek tarifleri okuyorum.”
Telefonu kapattıktan hemen sonra arkadaşı aradı. Lale.
“Aramakta geç kaldın. Evde misin?”
“Daha eve gitmedim. İşten yeni çıktım.”
“Arabanın tıktık tıktık sesi gelmiyor. Yoksa yine yürüyor musun?”
“Evet. Yürüyorum.”
“Tıktıkları özledim. Yorgunsun araba biraz olsun dinlendirir seni.”
Konuşurlarken Arda aradı.
“Ne yaptın, yemekte ne var.”
“Musakka, pilav…”
“Pilav yapacaktım. O zaman yapmayayım.”
“Salata ve yoğurt kaldı.”
“Salatayı ben yaparım.”
“İstersen ben de yapabilirim.”
“Yok ben yaparım.”
Telefonu kapattıktan sonra Lale’yi aradı.
Lale’yle konuşması bitince telefonu yine çaldı. Arkadaşı.
“Çok sinirlendim. Yatışmadım henüz.”
Anlattı neden sinirlendiğini. Telefon görüşmesinin sonunda “Konuşmak iyi geldi,” dedi. Uzun süren sessizliklerinin ardından görüşmeyi sonlandırdılar.
Akşam geç saatte Arda geldi. Misafiri de yanındaydı. Çok genç görünüyordu, zayıflık onu değiştirmişti.
“Senin için yaptım. Hep annen yapıyordu. Şimdi de ben yapayım dedim.”
Teşekkür etti.
“Poğaça yaptın mı?”
“Yaptım. Ama kızarsın diye vermeyecektim. Buzluğa kaldırmıştım. İster misin?”
“Olur Aylin çok sevdi.”
“Mozaik de yaptım.”
“Aylin çok seviyor mozaiği.”
İki poşete baktı Arda, “Bu kapları nereden buluyorsun?” diye sordu.
“Sizde de var,” diyerek güldü. Gerçekten de taşıma kapları öyle çoktu ki, kendisini yemek yapmaya verdiğinde üç dört günde bütün kapları doldurabilirdi.
Arda teşekkür ederek içeri girmeden gittiler. Kapıyı kilitledi. Salona geçti. Telefonu aldı. Gülten’i aradı.
“Sana güzel bir haber vereyim. Arda yaptığım her şeyi aldı ve teşekkür etti.”
“Gözün aydın. İyi olmuş. Ama sen yine de abartma.”
“Bir ay yemek yapmayacağım.”
“Umarım.”
“Çalışmam gerekiyor. Zihnimde yemek tarifleri dolanıp duruyor. Zihnimden atamıyorum. Ne yapacağımı bilmiyorum.”
“Çalışmaya başla, ancak böyle uzaklaşacaksın sanırım. Her zamanki gibi işe takılırsın.”
Telefon görüşmesinden sonra bilgisayarını açtı. Maillerine baktı. Dikkate değer bir şey yoktu. Belki kitap okumak iyi gelebilirdi. Ama ne kadar kitabı eline aldıysa, öykülerin ilk paragraflarını okuduysa da devamını getiremedi.
Mutfağa girdi. Buzluğa baktı. Dolu değildi ama onu bir iki hafta götürürdü. Yorgun olduğunu hissetti. Yeni bir şey yapmaya başlamak için saat geç olmuştu.
Kitaplara döndü. Kütüphanede birkaç kitap aradı ve hatırladığı yerlerde buldu onları. Bütün kitapları okuyup yutabilmeyi istedi hem de bu akşam. Sabaha kadar okusa…
*
Çok uzaklarda kara bulutlar görünür, sonra da yağmur yağar. Balkondan baktığında kentin ışıklarına rağmen kara bulutları gördü. Yatmadan önce yağış başlayacak görünüyordu. İki gün süreceği açıklanmıştı. Oysa iki günde de arkadaşlarıyla buluşmayı planlamışlardı. Gök gürültülü sağanak yağış dışarıdaki insan kalabalığını azaltacaktı.
Bir kedi miyavladı. Yanına geldi. Kucağına aldı, koltuğa oturdu. Okşadı, sevdi… Tüm canlılar arasında sessiz bir yaşam olsaydı şimdi onlarla olan ilişkisi gibi olurdu. Her şeyi davranışlarıyla anlatırlardı. Sözler her zaman olmasa da… Hayır çok konuşan bir yerde incitirdi karşısındakini. İncinirdi. Geceyi sevmesi… Kediler, çiçekler… Uyanık olan onlar. Yorgunluğu geçti. Yemek tariflerini unuttu.





Bir yanıt bırakın