ÇOCUKLARLA İMZA VE SÖYLEŞİLER    21 Kasım 2025 / Cuma

ÇOCUKLARLA İMZA VE SÖYLEŞİLER    21 Kasım 2025 / Cuma

Yazmaya karar verdim. Atölye açmak gibi bir amacım yok. O zaman bildiklerimi ve düşündüklerimi, yaptıklarımı yazayım. Şimdilik derli toplu olmayacak yazdıklarım ama bir süre sonra her düşüncemi açacak ve basamaklayacak seviyeye geleceğime inanıyorum. Belki okuyanları düşündürür. Her çocuk için ayrı bir çalışma gerektirdiğini bilerek benim yazdıklarımın üzerine çıkılabilir. Şu sıkıştığımız yerden bir yol açılabilir. Evet adını anacağım, andığım kitaplar halen kütüphanemde. Onları tekrar okuyarak, bu akademik bilgiler ve uygulamalar üzerine neler inşa edildiğini, yeni yazanların ve okurlara nelere dikkat edeceklerini düşünmelerine katkı sunabilirim.

Çocukların günlük rutin hayatlarını öyküleştirmek isteyen bir öykü, bir yandan da fantastik bir öyküyle sıkıntılı geçen günlerinin dışına çıkabilir. Öykü girişlerinde ve içinde olumsuz örneklere yer vermemeli. Hayvan sevgisini aşılamak için hayvanların da dünyalarına girebilmeli öykü. Önceki yazılmış öykülerin tekrarı olmamasına dikkat edilmeli ve bunun üzerine bir şeyler ekleyebilmeli. Bu eklenecek şey de günümüze uygun düşmeli. Örnek olarak sokak hayvanlarına dikkat çekmek istiyorum. Artık sokaklarımızda sokak köpekleri yok. Onları görmeyen bu nesle, bu hayvanları anlatmak çocukların ilgilerini çekmeyecektir. Bu geçmişte kalan sokak köpekleri anlatılacaksa, aynı anda evde beslenen hayvanlara da değinilmesi gerekiyor. Hem varlıkları hem de yoklukları karşılaştıracaktır böylece. Acaba evde bakılan köpeklere gerçekten sevgimizi veriyor muyuz? Onların dünyalarına dokunabiliyor muyuz? İlginç konulara değinebiliyor muyuz? Yetişkinlerin de ilgisini çekebiliyor muyuz? Onlara da okutabiliyor muyuz? Bir felsefesi var mı, nasıl bir felsefesi var  öykülerimizin?

Unutamadığım bir çeviri kitap var. Yazarını unuttum. Ama anlattığı kediyi unutmadım. Evde yaşıyor kedi ama dışarı da çıkabiliyor. Sık sık da eve bir tavşan getiriyor. Öyküyü çok yaratıcı bulmuştum. Meğerse öyle değilmiş. Avrupa’daki kedilerin ve kedilere bakan insanların günlük yaşamlarından alınmış. İnsan ne yaşarsa yazdıkları da öyle oluyor. Yargılamıyor, olumsuz yaklaşmıyor, canlıların doğal yaşamlarına değiniyor. Kedi ailesini seviyor ve onlara hediye götürüyor. Biz ise yaratıcı olmak zorundayız. Çünkü günlük hayatımızda yargılıyoruz, şiddet uyguluyoruz, her şeye alınıyoruz, nasıl davranılması gerektiğini anlatıyoruz, dikte ediyoruz, didaktik oluyoruz, ödül ve ceza hayatımızda yer alıyor. Bu durumda nasıl yaratıcı olabiliriz ki? Çok çalışmamız gerekiyor. İşimiz çok zor gerçekten. Eğitici konumunda kalıyoruz. Sıkıldığımızda, sıkıldıklarında ne yapılabileceğini öğretmeye çalışıyoruz. Bilgisayarı nasıl kullanacağına karışıyoruz, oyunları istediğimiz kadar kısıtlayalım sonunda pes ediyor bırakıyoruz. Bizim çocuklarımız nedense daha çok ağlıyor, şiddet uyguluyor, istediğini bir şekilde yaptırıyor. Öğretmenlerin istemediği kitaplar sınıfta öğrenciler arasında elden ele dolaşıyor.

Felsefesi olmalı dedim. Günümüzde çocuklarla felsefe için yetişkinlere eğitimler veriliyor. Soru sormayı nasıl öğretebiliriz, diye kafa patlatıyor insanlar. Bu eğitimlerde kitap seçmek çok zor, aranan özellikler bulunamıyor. Okul öncesi kitaplar kullanılıyor özellikle. Çünkü gerçekten felsefe yapılabilecek  değerli kitaplar bu yaş grubunda var. Biraz da etkinliğin kısa zamanda yapılabilmesi için okul öncesi öyküler olması isteniyor. Çocuklar İçin Felsefe eğimlerine katılmanız için felsefe bilmenize gerek yok. Sorgulama yapabilmeniz önemli yani felsefeye giriş için gerekli olan en büyük yaklaşım. Belki bir gün bunun üzerine de düşünür yazarım. Bu yazılarımda yaptığım eksiklikleri, yanlış yaptıklarımı da paylaşırım. Hiçbir zaman dört dörtlük olmadığımız, hepimiz için geçerli. Yanlışlarımı paylaşırsam, dikkat edilmesi gereken noktalara da değinmiş olurum. Nuran Direk, Küçük Prens üzerine düşünen ve Çocuklar İçin Felsefe eğitimcisi olan eğitimci yazar çocuklarla atölye yapan ilk kişiler arasında. Daha sonra bunun üzerine koyarak geliştirilmiş çalışmalar. Bir atölyesine dördüncü sınıf öğrencilerimle katılma şansım oldu. Bundan otuz yıl önceydi. Bizim için bir araç da ayarlayarak özel okula gitmemizi ve dönüşümüzü sağladı. Ücretsiz bu atölyeye katılabildik. O çalışmadan sonra yapamayacağıma karar verdim. Birinci olarak öğrencilerimin yaşı için Küçük Prens uygun değildi. İkincisi0 başka kitaplarla bunun nasıl yapılacağını bilmiyordum. Şimdi ilgilenmek isteyenler için sertifikalı uygulamalı seminerler, eğitimler verilmekte. Ben de üç dört yıl önce katıldım. Gittiğim bir okulda da sınıf sınıf atölye yapma şansım oldu. Bu atölyede kendimi geliştirme şansım olmadı çünkü daha sonraki söyleşilerimde yirmi otuz kişilik gruplar olmadı. Bir söyleşi ellinin üzerinde çocukla oluyor. Haydi yetişkinlerle yaptığım bu atölyede yaptığım hatayı da yazayım. Kurbağa Murbağa öyküsündeki kurbağaların davranışı için ne söyleyebiliriz? Cesaretliler mi? Korkaklar mı? Bu ikisi arasında kaldım. Yanıtını vermek için cesaretin olması, korkulan bir durumla karşılaşmamız gerekir mi? Hem cesaretli hem de korkak olmak. Korkak ama cesaretli. Duygular sözlüğü her evde olmalı bence. Kaçını söyleyebilirim? Siz kaçını sayabilirsiniz? Kısa bir animasyon izledik. Sorum şuydu: Örgüden bir bebek, söküldükten sonra tekrar örüldüğünde aynısı mıdır? Bir başka oyuncak mı olur? Aslında bu animasyondaki karakterler kişileştirildikleri için başka bir isim vermemiz gerekmez mi? Neyse kendi kitaplarım üzerinden konuşmak daha çok işime yarayacak. Bunu da sonra yazarım belki.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*