BELKİ 26 Şubat 2026 / Perşembe
Dosyaya “Belki” adını düşünerek vermedim. Ben genellikle önce başlık yazarım. Sonra da bunu değişik açılardan besleyecek konulara değinirim. Belki bunu başarırım.
Bugün mobilyacı geldi. Salona kütüphane yaptıracağım. Salon çok dağınık. Konsolun üzeri kitap dolu; masanın üzerinde dağılmış kitaplar, defterler, kalemler; okuma koltuğu masanın bir tarafında, örtüsü kalkıldığı gibi bırakılmış. Konsolun ölçülerinde olacak kitaplığın altı. Konuştuk. Usta ölçüsünü aldı, bana da anlattı. Rengini konuştuk. Mobilyalara uygun olamayacak çünkü bu renkler lisanslıymış. Yakın bir renk olacak. Ya üstü nasıl olacak. İşte şimdi kaygılıyım. Korkunç soruya hazır değilim. Çalışma odasına giriyoruz. Karşısında durup bakıyor. Muhteşem buluyor. “Bu kitapların hepsini okudunuz mu?” Yanıtım sadece gülümsemek. Hâlâ bu sorulara verilecek yanıtım yok. Aradığımı bulamadığım için artık büyük bir kitaplığa gereksinmem var. Cam kapaklı olacak. Oda berbat durumda, yerler kitapla dolu. Başka şeyler de var. Masanın üzerinde büyük bilgisayar ekranı var. Burada da çalışılıyormuş izlenimi veriyor, ama burada sağlıklı çalışmak olanaksız. Ben de kitaplığın devrilmesinden korkmaya başladıktan sonra orada oturamaz oldum.
“Sigaranız var mı?” diye soruyorum. Sigarayı bırakmaya karar vermiş, akşam son sigarayı içtikten sonra bıraktım demiştim. “Sigara mı istiyorsunuz?” dedi. “Ama ben puro kullanıyorum.” İçimden puro da olur demek geçiyor. “Özür dilerim ama sigaram yok.” Kütüphanede anlaştıktan sonra gidiyor.
Haftaya söyleşi ve imza buluşmam var. İkinci sınıf öğrencileri iki kitabımı aldı. Üç ders onlarla olacağım. Etkinlik yapacağım. Arkadaşımın sınıfı ve güzel bir etkinlik olmasını istiyorum. Çizgi Çocuk için özel çalışmam var, bunu değiştirmeyeceğim. Umarım yeni kuşakta bu etkinlik eskimemiştir. Ne yapacağımı biliyorum hatta etkinlik sonrası kendi kendime ne düşüneceğimi de şimdiden biliyorum. “Canım,” diyeceğim arkadaşıma. “Çok yalan söyledim, bazı soruları yanıtlamadım ama bunu özellikle yaptım. Yıllarca düşünsün ne olduğunu ve büyüyünce çözmeye çalışsın. Biz de şu kente çizilmiş karakterler değil miyiz? Yalan söylediğim için gerçekten üzgünüm.” Yalan söylemek çok enerji gerektiriyor. Çünkü doğru yerde doğru, düşünülmesi gereken yerde sessizlik, umut vermek için yalan… Bu gerçekten yorucu. Bu ağırlığı üzerinden atmak kolay oluyor bazen. “Nasıl da gerçek olduğuna inandılar ama belki de gerçektir de biz unuttuk.”
Eme’yi düşümdüm. Sevilmek istediğini hareketleriyle anlattı. Sevdim. Kendisi gidinceye kadar sevdim. Karadut da onun kızı. Eve gelişini ve Eme’nin onu karşılayışı aklıma geldi. Karadut, Eme’nin üçte biri büyüklükte. Çoğu zaman dört yaşına gireceğine inanamıyorum. Bebeğimi ilk kucağıma aldığım günü hep anımsadığım gibi, onun da ilk günlerini anımsıyorum. Eme’nin onu emzirmesi, benim onu bırakmam için başımda beklemesi ve onu yere bıraktıktan sonra ağzıyla ensesinden tutup götürmesi ve zıplayan topun peşinde koşturması… Birlikte yaş alıyoruz.
Yarın belki alışveriş yaparım. Alışveriş merkezine gideceğim arkadaşımla. Vitrinlere bakarız, yürürüz, bir şeyler yeriz içeriz. Artık öyle renkli, değişik giysiler satılmıyor. Oldukça klasikleşti giyim kuşam. Satışlar az olduğu için olmalı. Hayatımız gibi siyah beyaz takılıyoruz. Bize sunulanla yetinmeliyiz. Belki de renkli bir şeyler bulabiliriz. Şöyle hareketli değişik bir şeyler. Eskiden bulurdum kıyıda köşede kalmış modelleri. Şimdi yok.
Yuka’ya baktım. Duvarın yarısını kapladı, salon bitkisi değil, o bir ağaç oldu. Kurumaya da başladı. Onun yanında, o öldükten sonra evden nasıl çıkaracağımı düşünüyorum. Kesmek zorunda kalacağım. Bu durumda artık çiçek açmayacak; sadece hayatta kalma mücadelesi veriyor. Ne zormuş insanoğlunun, canlıların ölümlü olduğunu düşünmek.
Yazmak:
Yazmak güzeldir; acılara önerilir. Özellikle yazı diliyle yazmak sağaltır. Dil çıkarır namussuzlara.





Bir yanıt bırakın