KİTAPLARIN KIYISINDA 11 Mart 2026 / Çarşamba
Bu akşam çevrimiçi bir buluşma vardı. Bizim Çağ Edebiyat’ın hazırladığı söyleşiler dizisinde ben de vardım. Bu akşam ki buluşma yani. Bizim Çağ Edebiyat’a, Sevda Hanıma teşekkür ederim.
İlk bağlandığımda dört kişiydik. Derken katılımlar başladı. Çok şaşırdım çünkü arkadaşlarım gelmişti. Bir kişi de gencecikti. Kim olduğunu düşününce arkadaşların tanıdıklarındandır dedim. Arkadaşlarıma seslendim, ses verdik birbirimize. Bizim Çağ Edebiyat grubu arkadaşlarımın dışında, on kişi benim arkadaşımdı sanırım; hepimiz kitapların kıyısında yaşayan kadınlardık. Kendi aramızda gülen, eğlenen kadınlardık. Ama onların ortak yanı benim yazılarıma destek olmaları ve yazılarımı yılmadan okuyup değerlendiren, yön veren kadınlar olmasıydı. Konuşacak çok şey vardı ama zamanımız kısıtlıydı. Bir gün özel olarak sohbet etmek için çevrimiçi buluşma yapmamızı önermeye karar verdim. Annem de katılacaktı ama başaramamış. Bir velim de katılamadı. Her birinin ayrı bir hikâyesi var. Yazılarımda arkadaşlarımı anlatmamışımdır. Yazının nasıl yorumlanacağını bilemezsiniz çünkü. Çok güzel de yazsanız mutlaka ince ince düşünülür. Kendimi yazabilirim çünkü ben de yazarak değişen birisiyim. Dün dondurmanın beyaz olduğunu söylerim ve bu beyazlıktır soğukluğu veren, derim. Ertesi gün de, denedim beyaz değilmiş onu soğuk yapan, derim.
Geçmişten başlamalıyım belki de. İlk çalıştığım okuldan söz ettim. Çocuklara yazdırmaya orada başlamıştım. Kitaplar alıyordum. Çeşit çeşit kitaplar. Bir ortaokul öğrencisi “Ebenin El Kitabı” adlı kitabı okurken gördüm. Bu kadar yazmak yeterli bence. Ne tür kitaplar olduğu belli oluyor. Çocuklar kitaplarda kendilerini arıyorlardı. Baktım ki onları anlatan kitap yok, ben de yazamıyorum kendileri yazsın istedim. İlk çalıştığım okulda Küçük Yazarlar ve Ressamlar adlı dosya hâlâ elimde duruyor. Bu dosyayı tamamladığımda başka okula tayin istemek zorunda kaldım. Sevgili öğrencilerim yalnızca çocuk akıllarınca bildikleri kadar biliyorlar. Onlara gösterdiğim anlattığım kadar. Bu aslında anlatılması zor bir konu ve bu zor konuyu açmak istemiyorum. Onlar sınıf kapısı kapandıktan sonra yaşattıklarımı anımsıyor olmalılar. Kapının ardında neler oluyor bilmeleri olanaksız. Zor konu işte.
Bu akşam, çocuk kitabı yazan kişilere zor konuları yazmamalarını önerdim. Gerçekten de pedagojik olarak çok dikkat edilmesi gereken noktalar var. Ama asıl zor olan okuyan çocuğun yalnız olmasından kaynaklanıyor. O konuyu çocuklarla birlikte yetişkinlerin de okuması gerekiyor. Çocuğun sorularına yanıt verebilmesi gerekiyor. Acaba bugün kaç çocuk “Neden savaş çıktı? Biz de mi savaşacağız?” “Neden okul bombalandı? Bizim okul da bombalanır mı?” gibi sorular soruyor? Buna yanıt verecek bir yetişkin var mı? İşin kolayına kaçıp kitaplardan mı destek istiyoruz, böyle durumlarda? Sorulara ben yanıt verebilirim elbette ama bunu velilerin yapması daha doğru. Çünkü benzer olaylarda yanlarında olacak velilerdir ve çocuklar hayatın zorlukları karşısında yalnız olmayacakları güvenini onlardan almak isterler.
Programın sonunda genç bayan söz aldı. Benim ilk çalıştığım okuldan öğrencimmiş. Gözlerine baktım tanıyabilmek için. Tanıyorum çocuk haliyle gözlerimin önünde şimdi. Daha önce instagramdan yazışmıştık. Neden telefonumu vermedim ki, diye düşündüm. Biraz sonra ağlayacağım dedim içimden; o konuşurken. Ya da o ağlayacak. Saf mutlu inatçı çocuklardık sınıf kapısını kapattıktan sonra. Ben çocuklarla olmayı çok seviyorum, bu akşam onu fark ettim. Çünkü onların karşısına çok şeyler bilen biri olarak çıkmıyorum. Onlar da bir şeyler bildiklerini bilmiyorlar henüz. Çok zevkli oluyor söyleşilerimiz. Birçok şeyi bildikleri ve bilmediklerini sandıkları çok farklı şeyler olduğu ortaya çıkıyor. Oyun oynuyoruz. Konuşma oyunu, soru cevap oyunu. Onlar her şeyin farkındalar.
İkinci okuldan arkadaşım da aramızdaydı. Gülten, benim ilk okurum. Çok çalıştı ama ona çocuk kitapları dışında bir şey veremedim. Yetişkinlere yazamıyorum. Ama günlük yazarım, hiç sıkılmam. Öykü yazamıyorum. Öykü çok işçilik istiyor ve bende bu sabır yok. Bir başka sorun da yeniden okuduğumda öykünün değişmesi. Aslında kendime haksızlık yapıyorum; öykü yazabiliyorum ama istediğim gibi olmuyor, ne istiyorum bunu da bilmiyorum. Büyülü gerçeklik istediğim belki de… Çalıştığım ikinci okulda ben değil de çocuklar kitap yazdı.
Çalıştığım üçüncü ve son okuldan da arkadaşım vardı. Jale de yazılarımı okuyordu. Onunla İstanbul üzerine çalıştık.
Öykü atölyesinden tanıdığım arkadaşlarımın katkısı çok önemli. Gülizar’ın editörlük yapması benim için çok kıymetliydi. Böyle bir destek almak bana çok şey kattı. Öğrendim mi? Hayır. Her durumda editörlük gerekiyor bence. Bir pedagog desteği olmasa da olur, ama editörün olması şart benim için. Şimdi editörüm Gülşen. Onunla öykü dosyası üzerine çalışıyorum. Yaza kadar bir dosya olacak umarım. Unuttuğum öykülerimi anımsatıyor ve dosyaya ekliyor.
Sermin’e teşekkürler; kitaplı sohbetlerimiz, yazdıklarımızı paylaşmamız çok değerli. Kabak çekirdeği, konusunu daha önce yazdım diye hatırlıyorum. Zamanımız olsaydı bunu da konuşacaktım.
Emel’e teşekkürler. Yazılarımı alıp tek tek cümle cümle inceler, önerilerde bulunur. Eteklerimiz kitaplarla doludur sohbet ederken. Ayrılınca ya kitap okuruz ya da yazarız.
Oya’ya teşekkür ederim. Yazdığım çocuk öykülerimin ilk okuru oldu hep. Öğrencilerim onun kitaplarıyla büyüdü. Bugün öğrencim onu anımsadı. Ne mutlu bize.
Hatice’ye teşekkür ederim. Aynı yayınevinde çalıştık. Birlikte projeler yaptık.
Kardeşim de aramızdaydı. Ona da yazılarımı okutuyorum bazen. Onun da görüşleri çok önemli benim için.
Bugünkü söyleşiye katılan arkadaşlarım varlıklarıyla beni mutlu ettiler, duygulandım. İyi ki varlar. Bir zaman tünelindeydim. Bizi bir araya getiren edebiyat işte, kitapların kıyıları… Söyleşi kaydedildi; paylaşılırsa ben de paylaşım yapacağım. Soruları da bir ara, yazı diliyle de kaleme almaya çalışacağım.
Bugüne son noktayı koyarken şunu yazmak istiyorum. Ben gerçekleri yazmaya çalışıyordum. Fakat bir türlü evet bu gerçek diyemedim yazdıklarıma. Yeni baştan yeni baştan yazdım: Evet şimdi oldu bu gerçek, dedimse de olmadı. Hayat/yazı bir arayış olduğu için mi son bulmuyor, bilmem ki. Hiçbir zaman gerçeği ama yalnızca gerçeği yazamayacağımı anladım. Yakınlaşır gibi oluyorum sonra birden “puf” kayboluyor.
Bitti.





Bir yanıt bırakın