ELİMDE KALANLAR   18 Ekim 2025 / Cumartesi

ELİMDE KALANLAR   18 Ekim 2025 / Cumartesi

Anne Ben Düştüm mü? / Beliz Güçbilmez

Kitap edebiyat tarihi daha doğrusu insanlığın anlatılarıyla yaşamalarını kısaca özetler. Çok ilginç ve gerekli bir anlatı. Yazarının anadiliyle yazması da anlamayı kolaylaştırıyor.

Önce çizgisel anlatı vardı. Ardından mağaralara yaptıkları resimlerle anlatı oldu. Bundan sonra da döngüsel anlatıyla devam etti. Bugün de her üçünün de bir insan hayatında görüldüğünü anlıyorum. Çocukların gelişimini düşündüm.

Çocuklar okul öncesinde çizgilerle kendini ifade etti. Okula başladıklarında önce çizgiler yaptırıldı. Ardından resimler ve onun ardında da hikâyelerini yazıya ve anlatıya dönüştürmeleri için yazıya. İlk dört yıl mevsimleri öğretirken döngüsel anlatı söz konusuydu. Bu birkaç yıl öncesinde öyleydi. İnsan yıl başında doğar, ilkbaharda yeşerir, yazda orta yaşlardadır, sonbaharda ölüme hazırlanır. Ama ölüm son değildi, yeniden doğuşa inandırıldı.

Bu aşamalardan sonra bugün helezonik anlatı gelişecekti. Bu yaptı da bütün zamanların aynı anlatılarda kullanılmasıyla anlatı geliştirildi. Bir neden sonuç ilişkisi karmaşıktı. Bölümlerle anlatılması da okurun başlangıçtaki bölümü atlayıp anlatılması bir başka bölümden başlaması anlatıyı bozmadı. Bugün metamodernizmle birlikte bu helezonik yapının da bozulması yeni bir anlatı doğumu demek bana göre. İnsan zihnini insan hayatının çocukluktan başlayıp anlatılmasına çalışıldığını düşünüyorum. Bütün bunlar insanoğlunun gelişiminin daha doğrusu ağaç yaşken eğilmesi sözünü açıklar. Eğitim şart.

Bugün ise eğitimde çizgisel eğitimle başladıktan sonra döngünün aktarılmaması yeni bir hikâyenin doğuşunu müjdeler ama bu yeninin nasıl bir insan yaratacağı belirsizdir. İnsan özgür olmak için ve hayatta kalmak, zorluklara rağmen mücadele etmek için yeni çıkış yolları arayışlarıyla, asi hikâyecilerin etkisiyle neler yapabileceği kestirilemiyor. Hikâyeler asidir. Kutupludur. Bir yandan eğitim ya da şöyle demeliyim ağaç yaşken eğilir diyerek ve baskı aracı anlatım, sosyal medya, ekonomik zorluklarla eğitilmesi söz konusuydu. Metamodern yeni bir insan modeli yaratabilecek, insanların özgürlük arayışlarına destek olabilecek mi bakalım.

Benim gelişmemde de böyle bir yolu izledi. İlk yazılarım modern, sonra postmodern ve şimdi de yeninin arayışlarını izliyor. Salkımsöğütteki Orkestra öyküm döngüsel zamanı izler. Çizgi Çocuk öyküm de bir çember inanışına değinir. İnsan yılbaşında eski yılın ya da ömrünün (ölümünden)  sonundan sonra yeniden doğuşa inandırılarak kontrol altında tutulmasını sağlar. Yaşamlarındaki zorluklarına katlanarak şükrederek öbür dünya için yaşar. Ağaç yaşken eğilir, ağaç eğilir, insana eğilmek öğretilir; eğitilir.

İnsanların okumaları gerekiyor. Hiçbir şey kendi kendine gelişerek anlatılamaz. Anlatılar hep aynı kalır; bireyin farklı olması sağlanamaz. İnsan okumalı. Bugün bu yazıyı yazabiliyorsam, bunu başka okumalarıma borçluyum. Kelime dağarcığımın gelişmesi ve nasıl ifade edebileceğimi öğrenmeme yardımcı olur. Bir çocuğun ilkokul dönemlerindeki gelişimine benzer bu. Ama bugün eğitimin çok küçük yaşlarda görsel olarak verilmesi ve oyunlara bağımlılık yapılması yeni bir neslin, bağımlı insanın olması için bence. Ne güzel ki bu eğitimin nasıl bir insan yaratacağı belli değil. Her zaman bir çıkış arayışı sürecektir. Bu da bitmeyecek bir mücadeledir.

Don Quijote romanı yeni bir insan modeli, değişime açık bir roman. Zaten romanın ilk doğuşu buradan başlıyor.

Moby Dick bugünün okurunu sıkan uzun bilgilendirici bilgileri yazması aslında doğadan esinlenerek nasıl bir insan olacağının anlatılması olduğunu düşünüyorum. Nefret ve öç alma duygusunun insanı ölüme de götürebileceğini Kaptan Ahap üzerinden verdiğini düşünüyorum.

İnsan zamanı kısa ömrünü ifade etmek için kullanırken ölümsüzleşmeyi tanrıların ölümsüzlüğü ve onların yaşamlarının zamanı olmadığını anlatarak hikâyelerinde kendi ölümlüğünün acısını hafifletmeye çalıştı. Daha sonra da tanrılarla özdeşleşerek ölümden sonra hayata yeniden gelecekleri hikâyeye ederek acısı ve eğitimi eğilmeyi öğretti. Ama bazı anlatıcılar kör noktalara değinerek mücadeleyi sağladı, boyun eğmek yerine mücadele etmek.

*

Moby Dick okuma seminerinde çok zorlandım. Birçok çağrışımlara neden oldu. Hayatımdan, anlatılanlardan, okuduklarımdan psikolojik olarak etkilendim. Denizdeki canlıların anlatılması bölümü öyle huzur verdi ki bana, zorlandığım hikâyelerindeki hissettiğim duygular aktarımlarla sonuçlandı. Nefret, öfke, öç alma duyguları… Sonuçta insandım ve duyguları biliyordum. Nelere maruz kaldığımı anladım. Nelere neden öfkelendiğimi, nefret ettiğimi anladım. Hikâyelerim değişmeye başladı. Fakat bu okumamda sağlıklı bir hikâye yazamadım. Bu başlangıçtı; nefret kustum belki de bilemiyorum. Duygularımı yaşayarak değil okuyarak fark ettim ve insanlara zarar verecek bir davranışta bulunmadım. Okumak bu yüzden önemli.

Don Quijote okuma serüvenimde ise kendimle ilgili bir şey çıkmadı çünkü duygulardan çok hayattaki yaşamımızda adalet için mücadele eden bir insan Don Quijote vardı. Nasıl yönetildiğimizi kavradım. Çok üzücüydü son, çok üzüldüm. Oya okumaya başlarken yel değirmenleriyle savaşacağını ve sonunda yatağında kendi adıyla öleceğini biliyordum. Hiç ölemeyecekmiş gibi merakla okudum. Ölümü unuttum. Onunla birlikte yaşadım. Bunu şuna benzettim. Ben de ölümlüyüm ve öleceğimi bildiğim halde yaşamak için hastalıklarımı yenmek için mücadele etmiştim. İnsan yaşamak için her koşulda mücadele ediyor; hayat kalmak…

Yazdığım çocuk kitaplarını düşündüğümde ilk kitabım Küçük Kelebek’te ölümü göze alarak tanımadığı bir canlıyı kurtarmaya çalışan kelebeğim vardı. İdeal bir insan yani kelebek. Öyle eğitilmişti. Başkalarına yardım etmek.

İkinci kitabım Çizgi Çocuk ardından Salkımsöğütteki Orkestra ve Kalsedonun Gizemi’nde insanlığın tarihteki gelişimi ve bu ay çıkan Galata Kulesi, Kız Kulesini Seviyor kitabım.

Bu kitap da bir başka mücadeleyi anlatıyordu. Mendil satan Melek çocuktur ve yaşadığı zorluklar, maruz bıkıldığı durum… Ben yazarken üzüldüm de kitaba bir anlatıcı olarak girdim ve onunla balık ekmek yedim; zabıtalardan korudum koruyucu oldum. Gerçi sonra hayatından çıktım. Galata Kulesi ile Kız Kulesi’nin aşkı üzerinden sevgiyi sorguladım. Sonraki gelişimle gelecek çocuk öyküsü hakkında hiçbir şey bilmiyorum; bunu yazarak öğreneceğim.

Son yazdığım çocuk öykülerinden birinde savaşı birinde de Narin’in ölümünü anlatarak zor konulara değinmeyi başardım; travma olmayacak şekilde örtük olarak anlatımla. Narin’i Bizim Çağ Edebiyat dergisinde yayımlandı. Sayfama almadım. Savaşı da derleme bir kitap için yazdığımdan onu da paylaşamadım ama benim için Ödev adını verdiğim öyküyü sayfamda paylaştım. Argo kelimeleri üzerine kurulmuş bir öykü ve okuyan arkadaşlarım çok beğendi. O argoların benden çıkması onları şaşırttığı kadar beni de şaşırttı.

Şimdi Hamlet’i okuyacağız. Shakespear’in altı  kitabı okunacak; bunun yanı sıra onları anlatan kaynak kitaplar okunacak. İlk haftamızda herkes konuştu, düşüncelerini açıkladı ama ben sessiz kaldım. Bunun neden böyle olduğunu düşündüm; neden sessizdim? Sanırım korku ve kaygı vardı. Çağrışımlarından ve psikolojik etkilerinden korkuyor kaygı duyuyorum; okumalara başlayamıyorum; hazır olmadığım kanısındayım. Moby Dick okumalarında doksan üç sayfa yazdım.  Don Quijote’de on haftalık okumalarımız sırasında da seksene yakın yazdım. Bunu sayfamda paylaşmadım. Şimdi Hamlet beni çok zorlayacak sanırım.

Anne Ben Düştüm mü kitabı da bana iki öykü konusu düşünmemi sağladı. Çok ilginç. Kendimi düşünmekten uzaklaşıyor, yavaş yavaş sayfalar arasında kalmayan ben olarak yazıyorum. Üstelik yalan söylemeye başladığımı fark ettim. Kurgu ön plana çıktı. İnsanın gelişimi böyle bir yolculuğuymuş meğer. Okumak öğretilir; ağacın yaşken eğilmemesi, dik durması ve göğe yani Tanrılara yakınlaşması, özgür olabilmesi için. İyi ki usta yazarlarımın verdiği yazma ve okuma dersleri almışım.

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*