ÇOCUKLAR VE KİTAPLAR 30 Kasım 2025 / Pazar
Günümüz çocuk edebiyatında hangi konuyu işlemeliyiz ki okumalarını sağlayabilelim, sorusunu çok soruyoruz. Bugünün koşulları içinde yanıt verebilmek için geçmiş edebiyatını da dikkate almak gerekir. Altmışların ve yetmişlerin çeviri Avrupa edebiyatını kısaca anımsadığımızda yaşıtlarım anımsayacaktır. Günlük yaşamın dışına çıkarak hayal kurmalarını sağlayan kitaplar yer alır. Mary Poppins’i tekrar okuduğumda çocukların günlük rutinlerinin yanında fantastik olabilecek alternatif yaşam modelleri sunmakta. Sıkılan çocukların rutin dışına çıkmasını desteklemekte. Bu kitabı okurken gözlerimin önünde canlandırdığım bölümün bir kısmı yetişkinlik dönemine kadar bana eşlik etmiş. Tavana havalanıp yukarıda masada yemek yemeleri… Çocukların büyüklerinin bugün biz yetişkinlere yanlış gelen davranışları eleştirilmediği gibi, desteklenmiştir de. Aile büyükleri kızabilir, uymaları gereken kurallar vardır, anlayışlı olmaları beklenebilir… Onlara ilginç gelen aykırı fantastik karakterler aile dışından seçilir. Metinler derinliklidir, alt metinler yer alır ve bu uzmanlar tarafından onaylanmıştır. Yazarlar alt metinlerini bilinçli olarak yerleştirmiştir. Çocukların evcilikleri, oyunları da gerçek hayattaki yetişkinlerin taklididir. Bugün bile sevilerek okutulan Çocuk Kalbi açıkça başarılı olmaları ve kurallara uymaları öğretilir. Polyanna’dan da etkilenmeyen yoktur sanırım. Alt metinler özellikle yer alır ki eğitilebilsin çocuklar ve ileriki yaşlarında da etkilerini göstersin.
Kepçe Gelin oyununu bilenler vardır. Büyüklerimiz bizi eğlendirmek için mutfaktan aldıkları kepçeye bez bağlayıp Kepçe Gelin yapılır. Ya da Kepçe Çocuk. Bu çocuk konuşturulur ve anlatı günlük hayata dayanır. Çocuklardan beklenen davranışlar anlatıya yerleştirilir. Çocuklar evcilik ya da öğretmencilik oynarlar ki bunlar da yetişkinlerin dünyasına yer verilir. Bebekler kendilerini, kendileri de anne ve babalarını taklit eder. Çeviri edebiyatının yanı sıra yeni yeni gelişmekte olan yerli yazarların kitapları da gerçeklere tüm çıplaklığıyla yer verilir. Kaşağı öyküsü düşünüldüğünde oldukça üzücü bir olaydır, karakter yalan söyler, kardeşinin üzerine atar suçunu ve kardeşi ölür. Vicdan azabı çeker karakter. Bomba öyküsü ortaokul çağlarında okunur. Kemalettin Tuğcu geçmiş zamanın besleme çocuklarının yaşamını gözler önüne serer.
Beni en çok etkileyen yazar Kemalettin Tuğcu kitaplarıdır. Ağlaya ağlaya okurduk kitapları ve aile büyüklerimizi kaybetme korkusu içimize sinerdi. Korkuturdu. İyi ki ailemiz var, diye düşünürdük. Okur yolculuğumuzda yanımızda büyüklerimiz olmadan ilerlerdik. Kendimiz belirlerdik yazarlarımızı.
Birçok kişi Cahit Uçuk’u anımsamaz. Onun katkısı çok büyüktür. Yazar kadındır ama kitaplarını bastırabilmek için erkek ismi takmıştır adını. Ölmeden önce son yıllarına kadar çocuklar için yazmayı sürdürmüştür. Hayatımıza yeni yeni giren her gelişmeyi öykülerinde yer verir. Geçmişle sınırlı değildir.
Kısaca geçmiş kitaplarda her anlatının içinde anlatılmayan ama sezdirilen yaşamlar vardır. Derinliklidir.
Çocuk psikolojisindeki gelişimler yeni eserlerin çocuğa uygunluğu üzerinde düşünülmesi beklentisi geliştirmiştir. Yetişkinler çocuklarına uygun kitapları okutmak istemekte, bunun için de pedagojik olarak değerlendirilmesi yapılmasını, uygunluğunun belirlenmesini ister. Bu aşamada okurlar büyük yayınevlerini takip etmeyi tercih etmektedir. Kendilerinin okumasına gerek olmadan, uzman olarak kabul ettikleri yayınevlerinin kitaplarını… Küçük yayınevleri uygun fiyatta eserleri okullara ulaştırarak kitap girmeyen evlere okullar, öğretmenler aracılığıyla ulaştırılmıştır. Bu eserler genellikle incelemeye alınmamış, değerlendirilmemiştir. Bu alanda çok eser veren ve tercih edilen yazarlar için de bu yayınevleri basamak olmuş, büyük yayınevlerine geçmişlerdir. Yarışmalar da eskiden önemliydi ve bir çeşit reklamları olmuştur.
Bugünün çocuk edebiyatında öne çıkan korku ve macera kitaplarıdır. Çocukların sabun köpüğü kitapları tercih ettiği ve okuduğu için tercih etmeleri yayınlanan eserleri belirlemiştir. Yabancı eserler, yurtdışında ödül alan zor konulu kitapların çevirileri, sponsor kuruluşların destekleriyle basılmaktadır. Bazı kitaplar da yabancı yazarların bizzat basım masraflarını kendileri karşılayarak bastıkları da dikkat çekmektedir. Günümüzde hemen hemen yazmaya ilk adım atan yazar adaylarının kendi imkanlarıyla bastıkları görülmektedir. Bu alanda da yayınevleri oldukça artmış, bir tür yeni işletme kapısı olmuştur. Fakat bu yayınevleri bastıkları kitapların satışını yazarlarına bırakmaktadır. Günümüzde kitap basımı bin ya da üç bin baskı yapmak yerine sipariş oldukça basması kitap depoları gereksinmesi ortadan kalkmıştır. Depo ve reklam masrafları artık olmamaktadır. Fakat üzücü bir yan da vardır ki artık okullara giriş artık olanaksız denecek kadar azdır. Bir zamanlar üç bin baskıyla talebi karşılayamazken günümüzde yüzlerle sınırlı kalmaktadır. Fuarlar da ilgi çekmemektedir artık. İnternet aracılığıyla daha uygun fiyatlarda kitaplara ulaşılmaktadır.
Öğretmenlerin tercih etmediği kitaplar, sınıfta öğrenciler arasında değiş tokuş sistemiyle elden ele gezmektedir. Bir zamanların Saftirik dizisi, çok beğenilen Pıtırcık serisinin önüne geçtiği düşünülebilir. Birçok seri kitaplar sayılabilir. Şimdiki kuşaklar da sanırım başka serileri tercih etmekte. Sınıf kitaplığında yer alan eserler, okulun sosyal, ekonomik ve kültürel olarak bölgelerde değişiklik gösterdiği gözlemlenebilir. Büyük yayınevlerinin girdiği okulların hangileri olduğu bellidir aslında.
Bu durumda günümüz edebiyatında, eserlerin yazımında nelere dikkat edilmekte? Yeni yeni yazmaya başlayan yazarlar nelere dikkat etmeli? Öncelikle pedagojik olarak uygunluğu çocuğa göreliği incelenmeli. Konular, olaylar, mekanlar çocuğun yaş grubuna uygun olarak yazılmalı. Küçük yaş gruplarında mekan dar olmalı. Karakter az olmalı. Olaylar anlaşılır olmalı. Günlük rutin yaşantıları dışına çıkabilmeli ve düşünmeleri sağlanabilmeli. Alt metni değerlendirecek olan uzmanlardır. Ders kitapları çocukların düşünmelerini sağlayacak yerde metinle sınırlı bırakılmaları dikkat çekmekte. 1998 yıllarında bu ders kitapları çocuk gelişimine olumsuz etkileri incelenmiştir uzmanlar tarafından. Bu yaklaşım eserlerde de görülmekte. Sınırlar çizmekte ve olduğu gibi kabullenmeleri istenmekte. Oysa eserler sınırlandırma, olduğu gibi kabul etmelerini sağlama yerine eleştirel yaklaşımı desteklemeli.
Bir zamanlar etkili öğretmenlik ve anne babalık için yazılmış konuşma şekillerine örnekler gösteren kitaplar vardı. Bugün hayatımızdan çıktılar. Çünkü gerek iş yerinde gerekse de evde önerilen bu davranış modelleri karşı tarafın kullandığı gözlenmiş, değerini kaybetmiştir. Üzülüyorum. Kızıyorum. Kırıldım, diye uzayıp gidiyor bu davranışlar ve konuşmalar. İşte başkalarının bizi kızdırmaları için ortam yaratılmış oluyor. Gerek çocuklar, gerekse de yetişkinler tarafından suistimal edildi. İnsanlar artık bu duygularının kullanılmaması için bunları saklaması gerekiyor. Olumsuzluklar için hayırlısı böyleymiş denilmeye başlandı. Akışına bırakmak, işaretleri okumak, kendini korumak ve savunmak üzerine yazılar çoğaldı. An’ı yaşamak, şimdide olmak… Ne yazık ki bunlar da hayatı geçiştirmeye, gelemeyecek zamanı beklemeyle oyalanmaya neden oluyor. Her şey hızla değişirken pasifliği ön plana çıkarıyor. Bir gün beni anlayacak, düşüncesine bile asla bu yaklaşımlarla gelinmeyecek. Bunu zaman gösterecek ama kabul edildiğinde çok geç kalınmış olacak.
Enerjiler, çekim gücü, astroloji nereye kadar bizi taşıyacak? Yanıldığımızı anladığımız da hayal kırıklığı büyük olacak. Geç kalmış olmak da üzücü yanı. Yeni gelişimler olmalı. Bunu destekleyecek olan edebiyat bunda başarılı olabiliyor mu?
Çocuk edebiyatının distopik ya da fantastik olması, ileride teknolojinin ilerlemiş olacağı düşünülürse yetişkinliğe hazırlayabiliyor mu? Yoksa bir kaçış mı sağlayacak? Bugünün psikolojik yaklaşımları çok ilginç buluyorum. Kendim bizzat denedim. “Herkesin bir hikâyesi olmalı.” Mitolojik bir hikâye. Bu hikâyeler bizi günün koşullarına göre uygun davranışlar sergilemeyi sağlayabilecek. Gerçeklik sorgulaması yapmamızı destekleyecek. Yerimizde saymak, aynı hatta modası geçmiş hikâyelerimize öfkelenmemize neden olacak. En basit örneklemeyle şöyle açıklayabilirim. Çocukluk hikâyelerimiz yetişkinler tarafından aktarılmıştır ve buna inanırız. Bu hikâyeler öyle kemikleşir ki suçlu aramaya başlanır. Öfke ve suçlama olumsuz duygulara neden olur. Gerçekliğin tek olduğuna ve tek bakış açısı olduğuna inandırır. Oysa her yaşımıza ve deneyimize göre gerçeklik değişiklik gösterir. Bir tek bakış açısı yoktur. Ağacı baktığımız yönden betimleriz. Diğerleri de kendi bulundukları açıya göre. Yapılabilecek en doğru yol elbette ağaç hakkında doğru betimlemeyi yapabilmek için diğer betimlemeleri dinlemek ve anlamaya çalışmak olmalı. Bu öyküler zamanında yazıldı ama sanırım pek bir yayılma olanağı olmadı. Bugün yazılan öyküler nasıl bakıyor gerçekliğe? Kendi gerçekliğini kabul ettirmeye mi çalışıyor, dikte ettiriyor?
Bugün hâlâ yazmanın, başka kitaplar okunmadan yapılması, kendi sesine bu şekilde ulaşılabileceğine inananlar var. Birçok uzman ise okunması gerektiğini ve etkilenilmesi gerektiğini söylüyor. Ben bu düşünceye inanıyorum. Yazmadan okuyamıyorum. Bana ders kitapları gibi dikte ettirmiyor, didaktik olmuyor okuduklarım. Düşünmeye sevk ediyor, kendi düşüncelerimi ve deneyimlerimi açığa çıkarıyor. “Yazmasam deli olacaktım.” diyen Sait Faik bunu anlatmak istiyor. Okuduklarının açısından bakıyor gördüğü dünyaya. Beklentisi var; sevgi. Bunu olgunlaştıracak düşünce, bakış açıları.
Bugün de bitti.





Bir yanıt bırakın