UZAKLAŞMAK     28 Ekim 2026  / Çarşamba

 

UZAKLAŞMAK     28 Ekim 2026  / Çarşamba

İnsanların içinde bir sevgi vardır. Bunu yönelteceği birisini arar ve bulur. Böyle düşünmüştüm. Her insanın içinde bir pıtırcık sevgi vardır ve bunu canlı cansız varlıklardan daha çok bir insana yöneltmek ister. Belki de herkes için geçerli değildir. Ama bu gece içimden hissettim bunu ve sevdiklerim sıraya dizildiler. Günün onca karmaşasından bu nasıl çıktı farkındalığa erişti bilmem. Belki okuduklarımdandır. Başkaları için yanılıyor olabilirim ama kendim için yanıldığımı sanmıyorum. Ne oldu bugün? Olanlardan çok oturarak okuduğum roman etkiledi beni. Ne güzel anlatıyor Dostoyevski, İnsancıklar romanında. Henüz yarılamadım kitabı anam babam. Bir kadın ve bir erkek arasında gidip gelen mektuplardan oluşuyor. Okudukları romanlardan da söz ediyorlar. Palto öyküsüne yer vermiş, bir de Puşkin’in romanına. Üslubu etkileyici, hatta özendirici. Dostum. Anam babam. Anacım. Bunlar dilime dolandı bugün. Ve öyle çok çağrışım yaptı ki hangi birini yazayım bilemedim.

Sevgi pıtırcığı her dönemde -çağlar boyunca-insanların içinde, yüreğinde varmış. Bunu verecek karşı cins ararmış. Aşk da buymuş. Bir tohum atmaya gör kalbine bereketli topraklara düşerse büyür ve meyve verir. Sanırım meyveleri de çocuklarıdır. Çocuklar ne umutlarla düşlerle doğar ama gerçekler kabustur bu dünya insanlarının. Metafor kullanmadan ifade edemiyorum bunu. Oysa çok isterdim anlatabilmeyi. Neden metafor kullandığımı anlamıyordum meğerse ifade edemediğimdenmiş. İfade edeceğim edeceğimiz bir ortam oldu mu? Bu nasıl bir ortam olurdu? Saat kaçta ve ne yaptıktan sonra ifade edebilecek aydınlığa ulaşırdı?

Dostoyevski erkek karakterine şunu yazdırır: Bunu ben de yazarım. Bu ne güzel bir sözdür, hissetmeyen anlamaz. Bu, yazının kötü olduğu anlamına gelmez,  yazı yaşanan gerçekleri öyle güzel aktarıyordur ki okur da yazabileceğini düşünür. Sokakta her gün karşılaştığı insanlardan biri. Ya da iş yerinden bir arkadaşı. Eşi. Çocuğu… Yalın ve anlaşılır. Hatta kendimiz. Bize, tam da bunu söyleyemeye çalışıyorum dedirtiyor. Sözü dolandırmıyor, altı çizilecek cümleler kurmuyor, metaforlar kullanmıyor. Sevgi pıtırcığı üzülüyor bu gördüklerine ve yalnızlığını paylaşmak istiyor. Acıları da paylaşmak. Hatırlarım depremden sonra oturup birlikte ağlamıştık. Çok genç değildik. Yani öyle çocuksu duygular değildi. Romandaki karakterler gerçekten de sevgi pıtırcıkları, ne olacak onların sonu? Ya benim sonum?

Yalnızlıklarında, yalnızlık dışında her şey var. Arkadaşları, çiçekleri, yolları, işleri… Evet anacığım geçtim herkesin birbiriyle dost olmasını, iki kişi dostluklarını korusa yeter. Mektupların sonunu merak ediyorum ama iki üç gün sürecek okuma. Bu gece böyle işte.  Ben de oturdum, sevdiceğime öykü gönderdim. Belki bazı yerleri tanıdık gelir diye yazdım. Okuduktan sonra beni arar mısın, diye de ekledim. Tıpkı romandaki gibi bir mektup. Aslında bunun hikâyesini yazmak istiyordum. Yok yazmayayım. Belki daha sonra. Kafamda, öykünün sonunu canlandırayım önce. Gerçi öykünün sonunu beklememem gerekiyor, çünkü öykü ancak son nefesimde son bulacak. En iyisi kurgulamak.

Çocukluğum, genç kızlığım, aşkım, evliliğim, yavrum ve diğer her şey. Kafamda dolanıp duruyor. Nereden çıktı şimdi bu geçmişe takıntı? Geçmişi yazma aşkı? Teyzem dedi ki, çocukluğunda geceleri uyumaz kalkar yatakta oyun oynardın. Bu hiç değişmemiş. Bir oyun buluyorum kendime. Kitaplar.

Bugün çok konuştum arkadaşlarımla, evdekilerle. Bir kadeh de şarap içtik yemekte. Yaş pastamız da vardı. Çocukluklarımız 1953’lere kadar uzandı. İnsan ömrünün uzaması, insanların kendilerini yaşlı hissetmemeleri ve görünüşlerinin de dinç olması. Romanda erkek karakterimiz yaşlı adam diyor kendisi için bir ayağı çukurda görüyor kendini; yazdıklarından yaşını çıkardım elli iki yapıyor. Benden gençmiş yani. Neyse ileride mutlaka yazıya dökülür bugün konuşulanlar, yapılanlar. Bu gece dökülmeyecek gibi.

Editörüm bir öykü taslağı istedi benden. Yazılacak çok şey var, demiştim ve hafızama güvenmiştim. Şimdi aklımda hiçbiri yok. Son buluşmamız çok verimli geçti. İlk kez çocuk öykümü birisiyle birlikte gözden geçiriyor olacağım. Öykümü beğendi ama henüz düzeltme önereceği yerleri göstermedi. Önümüzdeki haftaya kaldı. Bakalım neler önerecek.

Önceki günlüğümü sevmiştim. Biraz değişiyorum demiştim ama işte değişmemişim. Eski günlüklerim gibi oldu. Ne itiraz ettim bir şeylere ne de aykırı bir şey söyledim. Önceden söylemediğim bir şey yok. Bana öyle geliyor. Bazı şeyleri yeniden tanımlamam gerekiyor belki. Sevgi, aşk, dostluk, arkadaşlık. Sözünü sakınmadan konuşmayı becerebilmek isterdim. Öyle bir konuşma ki incitici, imalı, yargılayıcı, şiddet içermeyen bir şekilde olsun. Başka türlüsü ağızdan çıkmasın.

Kulaklarımda yazarın cümleleri ve onu masanın başında mum ışığında yazarken görüyor olmam. İşte yazın bu. Onun verdiği yaşama gücü. İnsan, yalnızca sevgisini vermek için  yaşamak isteyebilmeli.

Bitti.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*