YAŞAR KEMAL OKURU OLMAK 4 Ekim 2026 / Pazar
Yaşar Kemal’in her okuru kendi roman dünyasını yaratır. Deneyimleri kadar gözleriyle gördükleri kadar düşlerinde de gördükleri okurluğunu etkiler. Bunlara izledikleri ve okudukları da eklenir. Okur kendi başına yaşamıyla, düşleriyle bir dünyadır, romandır aynı zamanda.
Yaşar Kemal okurları dünyanın birçok ülkesinde yer alır. Çevrilen dillerde okuyan okurların kültürleriyle gelenekleriyle bir başka roman okurlar. Farklı roman olmasını çevirinin farklılıklar göstermesi de etkili olur. Düşünelim ki çölde yaşayan okuru romanın karakterleri kadar, doğaya da yabancıdır. İzledikleri, okuduklarıyla canlandırırlar romanı. Bitki örtüsünün halk dilinde kullanışı örneğin nasıl çevrilir bir başka dile? O bitki örtüsünde yaşamış mıdır? Romanın dayandığı gerçekleri biliyor mudur? Özellikle Türkiye’yi tanımayan ya da yanlış tanıyan okurlar nasıl yaklaşırlar romanlarına? Doğu ülkelerini ne kadar tanıyorlar? Siyasi yapısını, aile yapısını, yaşam koşullarını.
Yazın dünyasında söylenmemiş bir şey kalmamıştır. Fakat yazarlar yaşananları kendi zamanları içinde okuru yabancılaştırarak okumaları için yeniden kaleme alır. Yüz yıllar içinde anlatım tekniklerinin değişmesi bundan kaynaklı olmalı. Eleştiri kuramları da zamana uyum sağlamaktadır, değişim göstermektedir.
Her okur bir roman ise elinde okuduğu romanla nasıl bir iletişim kurmaktadır. Kendi ülkesinde okuyan kuşaklar arasında da farklılıklar gösterecektir.
1950’li yıllarda doğanlar, Yaşar Kemal okurları olarak çok önemlidir. Geçmişe daha çok hakimdirler ve yaşananların içindedirler.
1960’lı yıllarda doğan kuşağın okurları bir şekilde anlatılan Çukurova tarihine, iklimine, doğasına, insanların yaşamlarına genellikle yabancılık çekmez. Yine de bilmedikleri çok şey vardır. Yaşar Kemal’in romanlarının incelemelerine, eleştirilerine, araştırmalarına zaman ayırıp okuması etkili okuma deneyimi sunacaktır. Bu kuşaktan bir yazarımız şunu söylemişti. “Savaş yıllarında, çocuk çetelerin olduğunu neden tarihte yer almamış? Bu gerçek mi?” Bu soru Yaşar Kemal’in ailesinin savaş yıllarında göç etmek zorunda kaldıkları yıllarda, bir buçuk yıl süren yolculuklarında karşılaştıklarını anlatır. Yaşar Kemal’in birçok romanlarında mekan yaşadığı Çukurova’dır. Hikâyelerinde de kendi otobiyografik yönü de bulunmaktadır. Fakat kendisi Çukurova’nın gerçek Çukurova’dan farklı olduğunu da özellikle belirtir. Öz yaşamından kesitler bulunan Kimsecik Üçlemesi de bin beş yüz sayfayı bulmaktadır. Bu elbette bir kurgudur ve çözümlemesinin zor olduğunu kabul etmelidir. Bu denli uzun anlatımı da her okur farklı bir yorum yapacaktır. Dile kolay bin beş yüz sayfa. Bir insanın yani okurun bütün her şeye hakim olması olanaksızdır. Kimi okur kısaca özetleyerek hikâyeyi anlatır, kimi okur da doğaya eğilir, kimi okur da değişen kültürel yapıyı izler. Başka birçok yönden bakılabilir. Bunun için de araştırmacılar için çok zengin bir kurgusu vardır.
1970’li yıllarda doğan kuşağın okurları, önceki kuşağa göre biraz daha uzaktır. Okurluk deneyimleri yakın geçmişe daha yakındır. Değişen çok şey olmuştur. Her şeyden önce 1980’lerinde çocukturlar. Daha çok çocukluk yıllarına yakın olan okurlukları söz konusudur. Yani görmedikleri, izlemedikleri bir dönem olmalı onlar için. Yaşar Kemal üzerine okumaları da onlara değişik gelecek ve bir destan olarak düşüneceklerdir. Zaten romanları da destansı özellikler taşımaktadır.
1080’li doğumlular nasıl okurlardır? Her kuşak kendi zamanlarında yayımlanan, okurlar için seçilmiş kitapların baskılarını takip ederler. Onlar da daha çok çocukluk yıllarını bilirler yani büyüklerinden dinlerler. Romanlarına da farklı bir geçmişi okuyor olarak yaklaşırlar sanırım.
1990’lı ve 2000’li yıllarda doğanlar ise bambaşka bir dünyaya gözlerini açmışlardır. Tam da teknolojiye gözlerini açmışlardır. Var olan kitaplar, yayınevlerinde seçilmiş ve okurlara sunulmuştur.
Günümüz çocukları ve ergenleri için de kitapları yayımlanmıştır.
Kısaca şimdiki okur yelpazesini düşünürsek Yaşar Kemal’i okuru olmak, ne demektir, düşünülmeli ve belki de araştırılmalıdır. Okumak ve atölyelerde işlemek belki de okurları zenginleştirecektir.
Günümüzde eski kuşakların zamanlarında yayımlanan birçok kitaplar yeni baskılarını yapmamıştır. Yapılanlar da ne yazık ki reklam ve tanıtım yetersizliğinden her okura ulaşmamaktadır. Daha çok çeviri kitaplar basılmaya başlanmıştır. Edebiyat roman, öykü kadar başka türlere de ayrılmıştır. Her türün ayrı okurları vardır. Kısaca okurlar geniş bir yelpazeyle karşı karşıyadır.
Yaşar Kemal’in yurtiçindeki okurları bu kadar geniş bir okur kitlesine seçiliyorsa, çevrilen kitapları da geniş bir okur kitlesine sesleniyor demektir. Türkiye adını duymamış okurlar günümüzde de var mıdır, bilmiyorum. Yaşar Kemal okumalarıyla nasıl bir Türkiye görüyorlar kendi zihinlerinde? Bu da araştırılmalıdır bence. Yaşar Kemal onlar için büyülü gerçekçilik olarak okuduklarını düşünüyorum. 1955’te basılan ilk romanı olan İnce Memed düşünüldüğünde ve büyük bir beğeniyle karşılandığında geçmişe yakın bir anlatı olduğu için gerçeklik olarak okunmuş olmalı. Büyülü gerçeklik değil, acı gerçekler olarak yaklaşır okur kitaplara. Bir destan ki köklerini sözlü anlatı geleneğinden almıştır. Anadolu’nun tarihi vardır, savaş yılları vardır, umutlar vardır.
Aslında yazarın ilk yazdığı roman Hüyükteki nar Ağacı’dır. O romanı evinin jandarmalar tarafından aranmasında alınmış ve yok edilmiş olduğunu düşünmüştür. Fakat yıllar sonra onu bulmuştur. Bu romanı neden şimdi anıyorum? Çünkü bu ilk roman diğer romanlara özellikle de İnce Memed’e geçiş romanıdır. Belki de Çocuk Memed büyümüş ve İnce Memed olmuştur. İlk gençlik okurları için Yaşar Kemal okumalarına ilk adım olabilir. Çocuk kitabı olarak basılan öyküleri de daha küçük okurlara seslenmektedir. Çocuk karakterler her romanında vardır. Hatta yalnızca çocukları anlatan kitapları da vardır.
Yaşar Kemal yalnızca romanlarıyla değil köşe yazılarıyla, röportajlarıyla da tanınır. Geniş bir zaman içinde okunacak bir yazardır. Onun yazdığı romanların izini sürecek ya da süren hangi yazarlar vardır bilmiyorum. Araştırılacak öyle çok şey var ki.
Sosyolojik, kültürel, psikolojik değerlendirilmeler yapılmayı beklemektedir.
Aynı şeyleri anlatıyoruz, diye düşünmüştüm ama Yaşar Kemal’in anlattıklarının yeri çok farklıdır. Bu da her okurun dikkatini çekecektir. Çocuk okurlar -on yaş üzeri- böyle bir gerçekliğe çok yabancı kalacak olabilirler, birçok soru sorabilirler. Onları yanıtlayacak öyle çok soru var ki. Kim yanıtlar bilemiyorum.
Anlaşılmak için okurun anlayacağı yeni dil, sözcük dizimi ve olaylarla yeniden yazmak gerekiyor. Zamanın hikâyesiyle hikâye ediliyor.





Bir yanıt bırakın